TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Zenginlerin vergi ödemekten kaçması hayra alamet değil

Hoeneß gibi kaç itibarlı zenginin ikinci yüzü olduğunu bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var; varlıklı olanların, vatandaşı oldukları ülkenin imkânlarıyla elde ettikleri birikimin vergisini ödemeden kaçması daha derin ahlaki bir sorun yaşadığımızı gösteriyor.

Vergi cenneti! Bir suçu kibar göstermek veya örtmek için herhalde bundan daha uygun bir tanımlama yapılamaz. Ne demek vergi cenneti? Her şeyin güllük gülistanlık olduğu, herkesin refah içinde yaşadığı, vergi ödemenin gerekli kalmadığı zengin bir ülke mi?

Hayır!

Vergi cenneti olarak tanımlanan ülkelerin veya İngiltere gibi güçlü ülkelere bağlı ‘ada devletlerin’ zengin oldukları doğru. Ancak bu ülke ve ülkeciklerdeki zenginliğin kaynağını zenginlerin ikamet edip para kazandıkları ülkelerin maliyesinden kaçırdıkları paralar oluşturuyor.

Önemli vergi kaçakçılık merkezlerinden biri Virgin adaları. İngiltere’ye bağlı Virgin adalarında bir milyondan fazla posta kutu ‘şirketi’ var. Yani şirketin adı var kendi yok. Yaklaşık 60 adadan oluşan bu ‘devletin’ nüfusu ise sadece 31 bin 148. Avrupa’da vergi kaçakçılarından ciddi gelir elde eden ülkelerin başında ise İsviçre ve Luxemburg geliyor.

İngiltere’nin merkezinde yer aldığı ‘vergi cenneti İmparatorluğunun’ mağdur ülkelerinden biri Almanya. Federal Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble sorunun farkında olduklarını söyledikten sonra, “Bu sorunu İngiltere ile ikili görüşmelerde değerlendiriyoruz, basını aracı olarak kullanarak değil.” açıklamasını yaptı.

Basın Almanya’nın İngiltere ile neleri müzakere ettiğini bilmiyor ve belki de hiç bilmeyecek. Ancak vergi kaçakçılığın son kahramanı sorunu basından gizli çözemedi. Sözünü ettiğim kişi bu yıl üç kupayla tarihi bir başarı peşinde koşan Bayern Münih’in patronu ve denetleme kurulu başkanı olan Uli Hoeneß. Hoeneß susma hakkını kullanarak konuşmasa da ortaya çıkan gerçeklerin anlattığı yeterli.

Onursal başkanlığını Başbakan Angela Merkel’in yaptığı, kurucuları arasında önemli bir Türk basın kuruluşunun da bulunduğu Almanya Uyum Vakfı’nın yönetim kurulu üyesi de olan Hoeneß’in İsviçre’deki gizli banka hesaplarında milyonlarca Euro para bulundurduğu iddia ediliyor.

Konu sadece iddia ve spekülasyondan ibaret olsa iyi. Münih II mahkemesi Hoeneß’e dava açmış ve Hoeneß, yürürlüğe girmesi SPD tarafından engellenen Almanya-İsviçre vergi anlaşmasında öngörülen bir maddeden yararlanmak için, kendisi ile ilgili suç duyurusunda da bulunmuş. Meşhur Alman futbol patronu paçayı kurtarmak için maliyeye birkaç milyon Euro havale bile etmiş. Ancak yasa yürürlüğe girmediğinden yararlanamadı ve suçu ortaya çıktı Honeß’in.

Anlaşılan, SPD’nin bir bildiği varmış.

Hoeneß gibi kaç itibarlı zenginin ikinci yüzü olduğunu bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var; varlıklı olanların, vatandaşı oldukları ülkenin imkânlarıyla elde ettikleri birikimin vergisini ödemeden kaçması, daha derin ahlaki bir sorun yaşadığımızı gösteriyor.

Sosyolojide sırf çıkarını temel alan insan modeli için homo ekonomicus tabiri kullanılır. Euro krizi ile birlikte karşımıza çıkan, bu insan tipinin ve bu zihniyetle yönetilen kurumların ne kadar yaygın olduğu gerçeği oldu.

Sosyal adalet, fırsat eşitliği, dayanışma gibi kavramlar oy toplamak için siyasetçilerin seçimden seçime kullandığı kavramlardan ibaret olmamalı.

Tüm semavi mesajların üzerinde durduğu sevgi, şefkat, affedicilik, yardımseverlik ve hoşgörü gibi değerler âlim ve bilgelerin dilinden gündelik hayatımızda karşılığı olan gerçeğe dönüşmediği müddetçe ne önemi var?

Ve sadece çıkarların temel alınarak kurgulanan bir hayat ne kadar anlamlı?

22.04.2013 19:24