TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Yeni Türkiye neyi referans almalı

Birçok farklılıklarına rağmen modern dünyanın gelişmiş ülkelerini toplumsal uzlaşma ve başarıya götüren ortak değerlerin olduğunu görüyoruz. Örneğin Almanya ve Japonya kıtaları, milletleri, dinleri ve tarihi tecrübeleri tamamen farklı iki ülke olmalarına rağmen, onları geliştiren temel değerlerin benzer olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Elbette birçok ortak değerden bahsedilebilir: fikir ve ifade özgürlüğü, insana saygı, hukuk düzeni, kanun önünde eşitlik, demokrasi vesaire. Bunlar arasında asla unutulmaması gereken bir diğer kavram da “rekabet”tir. Rekabet, dışa açık olmayı ve hep dünya ile yarışabilmeyi gerektirir.

Yanlış sistemlerin toplumları ne hale getirebileceğine verilecek en iyi örneklerden biri de kuşkusuz Doğu ve Batı Almanya’dır. İkinci Dünya Savaşı sonrası farklı siyasal sistemlere tabi olarak ikiye bölünen bir milletten, kısa zaman sonra bambaşka iki toplum ve ülke ortaya çıkmıştır. Sovyet rejiminin baskıcı, içine kapanık, rekabetten ve fikir özgürlüğünden mahrum modeli, belki de dünyanın en eğitimli toplumlarından birini gerilime ve geriliğe mahkum ederken, aynı milletin batıdaki mensupları tam tersi değerlerle alabildiğine ileriye gidebilmişlerdir.

Geldiğimiz noktada, her milleti ileri taşıyan bu evrensel değerlerin ülkemize, hal-i hazırdaki iktidar tarafından getirilemeyeceğini anlamış olduk. Zira Türkiye’nin bugün en temel yanlışlarından biri gittikçe içine kapanması, evrensel ölçüleri reddeder hale gelmesi ve sürekli kendi kendini referans alıp oradan ilerlemeyi ölçmeye çalışmasıdır.

Ne demek istiyorum? Basit bir dille ifade edecek olursam, artık toplum olarak kendimizi sürekli “İnönü dönemi”yle karşılaştırmaktan vazgeçmeli, “Dünya nerede biz neredeyiz?“ diye sormalıyız. Bana göre yeni Türkiye’nin en önemli kırılma eşiklerinden biri bu değişim olacaktır. Toplum bu şekilde düşünmeye ve bu argümanlarla ikna olmaya başladığında, içimize kapanmaktan kurtulup, yepyeni değerler okyanusuna açılacak ve iktidarların işine gelen rakamlarla bizi kandırmasına engel olmuş olacağız.

Örneğin bir ülkenin ekonomik gelişmişliğinin belki de en önemli göstergesi kişi başına düşen milli gelirdir. Eğer siz sürekli Türkiye’yi kendisiyle karşılaştırırsanız çok ilerlediğinizi, acayip işler başardığınızı, eşinizin-benzerinizin olmadığını, yeryüzünün böyle bir başarı görmediğini düşünebilirsiniz. Ama dünya ile karşılaştırırsanız, ilerleye ilerleye vardığınız yerin, kişi başına düşen 15 bin dolarla (satınalma paritesine göre) sadece dünyada 90. sıra olduğunu görürsünüz.

Çok hızla ilerlediğini düşündüğünüz İstanbul’u kendisi ile değil dünya ile karşılaştırın. Son 20 yılda, benzer büyüklükte olan iki şehirden İstanbul’da 68 km raylı yol yapılırken Şangay’da 450 km raylı yol yapılmıştır. Muhtemelen Londra veya Paris’te bu rakam çok çok daha azdır, zira onlar bu işleri bitireli neredeyse yarım asır geçmiştir.

Yine Türkiye’yi mesela yaşadığımız ülke olan Almanya ile karşılaştırırsanız, Gayri Safi Milli Hasılamızın onlarınkinin yaklaşık 8’de 1’i kadar olduğunu (3,6 trilyona 821 milyar $), yıllık hükümet bütçemizin yine 8’de 1 oranında olduğunu (1,6 trilyona 200 milyar $) görürsünüz. Hele bir de övüne övüne bitiremediğimiz kara ve tren yollarımız var. Türkiye topraklarının yarısı büyüklüğünde olan Almanya’nın tren yolları uzunluğu ülkemizin yaklaşık 4 katı, karayolları ise 2 katıdır. Tabii burada trenlerin kalite ve hızı, istasyonların sayısı ve kalitesi gibi çok önemli faktörleri saymıyoruz. Karayollarında da yine yolların kalitesini, genişliğini, ses duvarlarını, otoban kenarlarındaki ormanları hesaba katmaksızın sadece uzunluğunu kriter alıyoruz.

Derdim istatistiklerle kafa karıştırmak filan değil, farklı referans noktası alındığında ne kadar farklı bir düşünce ikliminin ortaya çıktığını göstermek. Ben inanıyorum ki Erdoğan sonrası yeni Türkiye eski model, içine kapanık, kapalı rejimlerin kullandığı kriterleri değiştirmeyi başaracak, kendini evrensel ölçülerle değerlendiren, dünya ile yarışan bir ülkeye dönüşecektir.

08.05.2014 18:50