TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Süreç ne zaman biter?

Türkiye’de kiminle konuşsanız herkesin söylediği “Memleketin tadı tuzu yok!” oluyor. 17-25 Aralık’tan bu yana ülkenin huzuru kaçmış durumda. İşin garibi, her seçimi zaferle kazanan AKP’lilerin de huzuru yok.

Demek adaleti yok ederek bir süreliğine galip olsanız da huzurlu olamıyorsunuz.

En fazla da, iki yıldır her Allah’ın günü iftiraya, tutuklamaya, hapse, gaspa maruz kalan Hizmet gönüllülerinin tadı yok.

Herkesin cevabını hasretle aradığı soru şu: Bu süreç ne zaman biter?Her sabah milyonlarca insan “Acaba süreci bitirecek yeni bir gelişme var mı?” beklentisiyle uyanıyorlar güne.

Gelecekle ilgili planlarımızı temennilerimize göre değil, tarihi tecrübelerin bize sunduğu gerçekliklere göre, soğukkanlı bir biçimde yapmak durumundayız. Süreçle ilgili tahmin yürütmek hiç kolay değil çünkü sonucu etkileyebilecek çok faktör var.

17-25 Aralık sonrası yaşananlar bir takım yönleri itibariyle farklı olsa da aslında ne Türkiye’nin ne de dünyanın ilk defa karşılaştığı bir durum değil. Tarihin aynıyla olmasa da misliyle tekrarından ibaret.

Kendi tecrübemiz açısından bakacak olursak, kurulduğu günden bu yana dozajı ve tezahürleri farklılaşsa da temelde Kemalist rejimin yeni bir versiyonu ile karşı karşıyayız bugün. Dünyaya bakacak olursak da bugünkü Türkiye’yi, elbette tıpatıp aynısı olmamakla birlikte Stalin Rusya’sına, Mao Çin’ine, Hitler Almanya’sına, Hafız Esad Suriye’sine, Hüsnü Mübarek Mısır’ına veya İslam Kerimov Özbekistan’ına  benzetebiliriz.

Bugünkü zulüm rejiminin derhal bitmesini hevesle bekleyenlere şunu hatırlatmak isterim: Bediüzzaman ve talebelerine bugünkünden beter zulümleri reva görenlerin kurdukları rejim biraz değişse de hala devam etmekte.

Bizim dışımızdaki örnekler de pek farklı değil. Örneğin vahşi Stalin rejimi ancak Stalin’in ölümüyle gevşeyebildi. Çin’deki Mao rejimi için de aynı şey geçerli, Mao’nun ölümüyle bir değişim yaşanabildi ancak, ama etkileri devam etti. İkinci Dünya Savaşı olmasaydı Mussolini İtalya’sı veya Hitler Almanya’sı kaç yıl daha devam ederdi kimbilir?

Ya Hafız Esad? Onbinlerce insanı katletmesine rağmen– Allah’ın gazabına uğramadan eceliyle öldü! rejimi kendisinden sonra halk ayaklanmasına kadar aynen devam etti ve bunca yıldır savaşa karşın hala ayakta. Mısır’da rejimi ve iktidarı Enver Sedat’tan devralan Hüsnü Mübarek, onca yolsuzluk, baskı ve zulümlere rağmen 30 yıldan sonra ancak bir halk ayaklanması ile devrildi ama rejim yıkılmadı, sadece iki yıl sonra Sisi ile geri geldi. İslam Kerimov ise 1990’dan beri ülkesinin ilk ve tek lideri.

Hoşumuza gitsede gitmese de önümüzdeki örnekler böyle!

Anlaşılan o ki yasama, yürütme, yargı ve basın bir diktatör elinde toplandığında, haksızlık ve zulümler ne kadar büyük olursa olsun sistemi düzeltmek hiçte kolay olmuyor.Ya diktatörün ölmesi gerekiyor, ya uluslararası güç mücadelelerinde mağlup olması gerekiyor ya da halkın hadiselerle bilinçlenip, örgütlenip karşı koyması gerekiyor.

Defalarca askeri darbelere maruz kalmış Türkiye’nin bahsi geçen örneklerden belki en büyük farkı arızalı da olsa belirli bir özgürlük, demokrasi, güçler ayrılığı ve hukuk düzeni tecrübesinden geçmiş olması. Bu kavramlar Türk toplumu için bütünüyle uzak ve yabancı şeyler değil. Aksine farklı kesimlerin uğrunda yıllardır mücadele ettiği kavramlar.

Basın ise büyük oranda iktidarın kuşatması altında olmakla birlikte toplumun neredeyse yarısını teşkil eden muhalif kesim, internetin de getirdiği imkanlar sayesinde hala kendi tabanını bilinçlendirebilmekte.

Bir de artık şaibeli de olsa yürüyen bir seçim sistemi hala varlığını koruyor.

Netice itibariyleTürkiye’nindurumu yukarıdaki örnekler kadar olumsuz olmasa da hiçte kolay değil! Zaten zorluklar olmasaydı çalışmanın ne kıymeti olurdu!

Hem şunu da unutmayalım ki tarihte ‘nice az topluluklar, Allah’ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir!’

11.07.2016 17:43