TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Paralel Festival

Sanki yıllar önceymiş gibi geliyor şimdi ama daha bundan bir kaç yıl evvel, o günkü adıyla Uluslararası Türkçe Olimpiyatı finalleri Türkiye’de yapılıyordu. Salonlar, statlar dolup taşıyordu. İnanılmaz bir heyecan dalgası bütün bir ülkeyi sarıyor, o bir hafta – on gün boyunca nereye gitseniz insanlar, dünyanın her yerinden Türkiye’ye gelen bu çocukları konuşuyor, programlara katılamayanlar televizyonlardan bu çocukların gösterilerini gıpta ile -şimdi anlıyoruz ki bazıları da kıskançlık ile- izliyorlardı.

Hizmeti beğenenler de beğenmeyenler de o gün için bu işi alkışlıyorlardı. Nereden nereye!

Ben de nasip olmuş, bir kaç kez finallerde yaşanan coşkuya şahit olma şansını elde etmiştim. Türkçe yarışması vesilesiyle bir araya geliyordu çocuklar ama programın organizatörleri “sevgi dili Türkçe” sloganıyla programın mesajını bir nebze olsun evrenselleştirmeyi başarıyorlardı.

Fakat asıl sorun programlarda yapılan konuşmalarda ortaya çıkıyordu. Her final sonrası yurtdışından katılan kimi arkadaşlarla bir araya geldiğimizde konuşmalardan yakınıyorduk. Bilhassa siyasetçilerin dili kucaklayıcılıktan ve evrensellikten uzak, fevkalade popülist idi. Muhtemelen oradan da bir şeyler ütmeyi hesap ettiklerinden öyle konuşuyorlardı. Hatta “ülkelerin büyükelçilikleri konuşmaları rapor eder de programın başına bir iş gelir mi acaba?” diye endişelendiğimi çok iyi hatırlıyorum.

Memleketin başını ülkede iyi olan her şeyin kökünü kazımaya hevesli, hak-hukuk, kanun-nizam dinlemeyen, bırakın salonları-statları “su” bile vermemeye kararlı haydutlar sarınca, son üç yıldır bu finallerin merkezi Türkiye olmaktan çıktı, tüm dünyaya yayıldı.

Her şeyde bir hayır vardır derler!

Finaller dünyaya yayılınca, organizasyonun üzerindeki daraltıcı “Türkiye” gölgesi kalkmış oldu.

Türkiye’deki Olimpiyata “paralel” bir Festival doğmuş oldu!

Son üç yıl içerisinde hem programın ismi hem de içeriği değişti. Yeni adıyla IFLC yani Uluslararası Dil ve Kültür Festivali bütün milletlere hitap eden, çok daha evrensel ve kucaklayıcı bir hale dönüştü. Kanımca bu dönüşüm, Hizmet gönüllülerinin zihin dünyalarında sürecin etkisiyle oluşan dönüşümle de örtüşüyor. Yani Hizmet, hem teorisiyle hem de pratiğiyle daha da evrenselleşiyor.

Almanya’da yapılan finallere son üç yıldır katılıyorum ve hem programdaki hem de izleyici kitlesindeki değişimi gözlemleyebiliyorum.

Geçen yıl Brüksel’deki finale Belçika Başbakanının katılması, programı sahiplenmesi ve yaptığı konuşması, Festivalin uluslararası kabulü adına önemli bir adımdı. IFLC yöneticileri ne düşünüyor bilmiyorum ama bana göre 2016, uluslararası alanda tam anlamıyla “itibar patlamasının” yaşandığı bir dönüm yılı oldu. Belçika Başbakanının desteğine ilaveten ABD’deki finale Başkan Obama’nın özel elçisi ile gönderdiği destek mesajı, Avusturalya Cumhurbaşkanı’nın bizatihi programa katılması, BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon’un Festivali BM binası içinde ağırlaması ve verdiği görüntülü destek mesajı ve en son Fransa Cumhurbaşkanı François Holland’ın Fransa finalini himayesine alması ve kendisine ait mesajı programa katılan bir Bakanın okuması, IFLC’nin artık uluslararası kabule mazhar olduğunun güçlü işaretleri. Kuşkusuz bu mazhariyetin en önemli sebeplerinden birisi süreçte yaşanan değişim neticesi Olimpiyatın Türkiye’ye paralelleşip Dil ve Kültür Festivaline dönüşmesi.

Gönderilen tebrik ve destek mesajlarının içeriğine bakıldığında, IFLC’nin neden bu kadar kabul gördüğü de anlaşılabiliyor. Türkiye’de bazıları hala bunu çocukların eğlence programı zannetse de, dünya liderleri Festivalin, inançların da esasını teşkil eden “sevgi, dostluk, hoşgörü, barış” gibi değerlerin yayılmasına katkıda bulunduğunun farkında.

İslami literatüre göre ifade edecek olursak bu Festival “emr-i bil maruf”a yani “iyiliklerin yayılmasına” hizmet ediyor.

Elbette Festivalin daha gidecek çok yolu var. İstikamet doğruysa mesafe kat etmek kolay olur. Bence Festival istikametini buldu, ümit ederim hızla ilerler.

Yolu açık olsun.

01.06.2016 17:04