TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Merkel‘in zor kararı

Her toplumun şuur altı, yüzyıllar boyunca yaşanmış olayların vurduğu çekiç darbeleriyle şekillenir. Avrupa’nın İslam ilgili şuuraltı birikimi de bundan farklı değildir.

Eski defterleri karıştırıp eski tartışmaları tekrar açmak istemem ama bazen bugünü anlamak geçmişi anlamadan veya hatırlamadan mümkün olmuyor.

Avrupa’nın kendisini, kendisinden olmayandan yani Doğudan üstün görme fikri eski Yunan ve Roma’ya kadar uzanır. Aristo’dan bu yana Doğu, Avrupalının gözünde “barbar”dır ve medeni olan ise yalnızca Avrupa’dır.

Bu bakış genelde Doğu ile ilgili olmakla birlikte Doğunun içinde İslam’ın da çok farklı bir yeri vardır. İkisi de Doğuya ait olmakla birlikte mesela Budizm’in Avrupa şuuraltındaki yeri ile İslam’ın ki aynı değildir. İsviçreli mühtedi Leopold Weiss’ın da uzun yıllar önce tespit ettiği gibi “Avrupalı oryantalistlerin en ileri gelenleri bile, İslam konusundaki inceleme ve yazılarında kendilerini bilimsel olmayan tarafgirliğe kaptırmaktan kurtaramamışlardır.”

Yüzyıllar boyunca birbirleriyle didinip durmuş Avrupalı milletlerin bütün bir tarih boyunca karşısında ittifak ettikleri ilk ve tek şey Haçlı Seferleriyle “İslamiyet” olmuştur!

Bu korkunç taassup hareketi yüzyıllarca Avrupalının zihin ve ruh dünyasını baskı altına almış, onu karşısında birleşebileceği ortak bir düşmana kavuşturmuştur.

Haçlı seferlerinin neden olduğu felaketlerin yanında faydalı sonuçları da olmuş, o günkü İslam dünyasının gelişmişlik ve zenginliği ile karşılaşan Avrupalılar kendi dünyalarını sorgulamışlar ve Rönesans hareketlerinin başlamasına vesile olmuşlardır.

Toplumların yüzyıllar içerisinde şekillenen şuuraltılarını bir anda değiştirmek mümkün olmadığı gibi günümüzde ortaya çıkan bir kısım hareketleri bu tarihi perspektifi bilmeden doğru anlamak ve doğru değerlendirebilmek mümkün değildir. İslam dünyasındaki Batı karşıtı radikal hareketleri ve Avrupa’daki İslam karşıtı hareketleri genelleştirmeden ve soğukkanlılığımızı yitirmeden, her iki taraftaki akl-ı selim insanları bir araya getirerek ele almak durumundayız.

Tarihin bir cilvesi olarak Avrupalılar, II. Dünya Savaşı sonrasında bin yıldan fazla bir süre karşısında ittifak ettikleri Müslümanları içlerine aldılar ve onlarla birlikte yeni bir hayat inşa etmektedirler. Bu İslam-Batı karşıtlığının yumuşatılması hatta giderilmesi adına her iki taraf için büyük bir şanstır. Ancak ortak insani değerlerin yumuşatıcı ikliminde aşılabilecek zorlu bir süreç bu. Kaldı ki geri dönüşü de mümkün olmayan bir süreç.

Avrupa ilk büyük mülteci sorununu II. Dünya Savaşı sonrasında yaşamıştı. Değişen sınırlar yüzünden 15 milyon insan göç etmek durumunda kalmıştı. Hatta bugünkü uluslararası mülteci yasası o günlerde ilk defa ele alınmıştı. Daha sonra muhtelif eklemelerle bugünkü halini aldı.

O günden bu yana Avrupa ikinci büyük göç dalgasıyla karşı karşıya. Ama bu seferki diğerinden çok farklı çünkü mültecilerin büyük çoğunluğu Müslüman! Böyle bir dönemde ister işgücü açığını kapatmak düşüncesiyle olsun ister nüfus azalmasına tedbir almak maksadıyla olsun, isterse de insani sebeplerle olsun, Sayın Merkel’in ülkesine 1 milyona yakın  Müslümanı kabul edeceğini açıklaması tarihi bir karardır!

Bütün bir Avrupa’yı harekete geçmek zorunda bırakan bu karar, Avrupa’nın İslamiyet’le ilgili tarihi önyargılarının üzerine bir de son yıllarda yükselen aşırı sağ hesaba katıldığında kesinlikle basit bir “günü kurtarma” siyaseti değil, pek çok yönden tarihi önem taşıyan bir karardır ve Merkel bu “zor” kararıyla büyük bir tebriki hak etmektedir.

05.10.2015 16:38