TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

İnsan ne ile kıymet kazanır?

Keşke toplumda kökleşmiş hastalıklar bir kaç siyasi nutukla veya televizyon söyleşisiyle düzeltilebilse! Toplumsal hastalıkların tedavisi ancak, o toplumu oluşturan fertlerin duygu ve düşünce dünyasının inşası ile mümkündür. Bunun dışındaki “hızlı çözümler” temelsiz olacağı için bir oyalamacadan ibarettir.

Her türlü kötülük ve adaletsizliğe boğazına kadar batmış bir toplumu yeniden ahlakla ve hukukla inşa etmenin, insanlık tarihindeki en mucizevi örneğini ortaya koyan kişi, hiç şüphesiz Hz. Peygamberdir. Kız çocuklarını toprağa gömen, kabilecilik ve ırkçılık yapan, hiç bir yazılı edebi veya hukuki metni olmayan, tam anlamıyla “cahil” bir topluluktan; akıl sınırlarını zorlayan bir ahlak, ilim ve hukuk toplumunun ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Benzer bir “insani dönüşüm” yaşamadan, adı İslam ile anılan yığınların “İslam Dünyası” diye anılmaya hak kazanması mümkün olamaz. Bugün onlara İslam Dünyası deniyor olsa bile, ortaya koydukları hayatın İslam ile bir ilgisinin olmadığı aşikâr.

Nice toplumsal hastalıkların tedavisiyle meşgul olmuş Hz. Peygamber, insanlığın  içinde kök salmış bir hastalık konusunda bizleri uyarıyor ve ümmetinin de istikbalde bu hastalıktan bütünüyle kurtulamayacağı ile ilgili endişelerini seslendiriyor: soyuyla, ailesiyle veya günümüz şartlarında ifade edecek olursak aidiyetiyle övünme ve aidiyetinden dolayı insanları küçümseme hastalığı. Aslında bu, sadece Müslümanların değil bütün bir insanlığın en temel sorunlarından biri ve yapılan bu uyarının ne kadar yerinde olduğunu bugün biz, belki o güne göre çok daha iyi anlayabiliyoruz.

Maalesef günümüz Müslümanları aidiyet hastalığına fena halde yakalanmış  durumdalar. Aidiyetin farklı tezahürleri var elbette: millet aidiyeti, memleket aidiyeti, kültürel aidiyetler, her türlü sosyal grup ve hatta cemaat aidiyeti. Aidiyetler hayatın en temel gerçeklerindendirler ve aslında fevkalade faydalıdırlar. Sorun aidiyetlerin varlığında değil, onların bir üstünlük kaynağı olarak algılanmasında.

Türklüğünü, Almanlığını veya Araplığını sevebilirsin ama bundan dolayı kendinde bir üstünlük göremezsin. Bilmem hangi şehirde büyüdüğün için veya bilmem hangi soyadını taşıdığın için veya bilmem hangi sosyal yapıya ait olduğun ve hatta bilmem hangi cemiyete mensup olduğun için kendinde bir fazilet ve üstünlük vehmedemezsin.

İnsana değer kazandıran taşıdığı sıfatlar ve bunlardan ortaya çıkan davranışlardır. Biz yıllardır bu temel ölçüyü ıskaladığımız için, “evrensel değerleri” bir fantezi zannettiğimiz için, aidiyete vasıflardan daha fazla kıymet verdiğimiz için, yani Peygamber uyarısını kulak ardı ettiğimiz için, doğruluk ve doğruya bağlılık anlamına gelen “sadakati” çarpıtarak “aidiyetinebağlılığa” dönüştürdüğümüz için vasıfsız yığınlara dönüştük. İyiliğin ölçüsünü “bizden olmak” kabul ettik.

Elbette milletler, aileler ve çok farklı sosyal gruplar olacaktır. Bu aidiyetlerin bir kısmı –milliyet ve aile gibi- gayr-i iradi, bir kısmı da –sosyal gruplar gibi- iradidir. Diyelim çok iyi insanlardan oluşan bir aile ortamında doğduk. Bu bize verilmiş bir şanstır. Ailemizdeki iyi insanları örnek alır, onlardaki bilgi, güzel huy ve davranışları kendimize mal edebilirsek biz de iyi olabiliriz. Ama bu kan bağıyla veya taşıdığımız soyadı ile bize geçen bir şey değil, kazandığımız vasıflarla elde ettiğimiz bir durumdur. Fatih’in torunu olduğumuz için şerefli olamayız. Şeref kan yoluyla aktarılan bir meta değildir. Fatih’ten ilham alıp onda gördüğümüz ilim ve idealizmi kendimize mal edersek şeref kazanabiliriz.

Cemaat aidiyeti de böyledir. Bir cemaate mensup olduğumuz için değerli olamayız. O cemaatin bize sunduğu ilim, ahlak ve fazilet ortamından istifade eder de kendimizi geliştirirsek, bunu başardığımız ölçüde değerli oluruz.

Hasılı aidiyetlerimize yaslanarak ayakta durmaktan vazgeçip hayatımızı yüksek vasıflı insanlar olmaya ve iyi işler ortaya koymaya adayalım. Bütün insanlığın vicdanında takdir hissi uyaracak değerleri kendimize mal etmenin peşinde koşalım. Aksi halde içinde bulunduğumuz durumun değişmesini beklemek ham bir hayaldir, beyhudedir.

27.04.2015 20:30