TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Ekmeksiz yaşarım hürriyetsiz yaşayamam

Şarkın en kronik hastalığı nedir diye sorulsa benim cevabım “otorite tutkusu” olur. O kadar köklü ve yaygın bir hastalıktır ki bu, dininden ve milletinden bağımsız olarak neredeyse bütün bir şarkı ve onun bilinen tarihini kapsar. Rusya’sından Çin’ine, Arap’ından Acem’ine, laikinden İslamcısına Türkiye’ye baksanız, otorite tutkusunun bu coğrafyalara hem de tarih boyunca hükmettiğini görürsünüz.

Acaba bu genetik bir şey mi, yoksa kültürel mi? Orasını bilemeyeceğim ama son derece reel olduğunu biliyorum. Otorite arayışı, baskıcı kültür, sadece siyasi rejimlere has bir durum değil, hayatın her yerinde: evde, okulda, işte, sokakta, devlet dairesinde. Büyük-küçük, zengin-fakir, amir-memur, işveren-işçi, erkek-kadın, eline fırsat geçen herkes birbiri üzerinde baskı ve otorite kurma peşinde. Fertleri böyle olan toplumların yöneticilerinin de farklı olmasını beklemek hayalperestlik olur.

Mesela Mısır, Suriye ve hatta Türkiye gibi çok uzun yıllar baskıcı rejimlerle yönetilmiş ülkeleri ele alalım. Eğer otoriter kültür toplum katmanlarına yayılmış olmasa, baskıcı rejimlerin bu ülkelerde bu kadar uzun ayakta kalabilmesi asla mümkün olmazdı. Toplumda karşılığı olmayan bir tutumun, siyasette uzun süre var olması oldukça zor.

Diğerlerini bir kenara bırakırsak, artık iyice kanıksadığımız bugünkü durum, aslında Müslüman toplumlar için son derece şaşırtıcı! Evvela Hz. Peygamber’i ele alalım. Bırakın baskıyı ve otoriteyi, hiç kimseyi zorlamadan ve hiç kimseyi azarlamadan, tamamen insanların özgür iradesini harekete geçirerek insanlık tarihinin tartışmasız en büyük inkılabını gerçekleştirmiştir. Daha çocukken annesi tarafından, yetişsin diye hizmetine verilen Hz. Enes’in dediği gibi “On yıl yanında kaldım, beni bir kere olsun kınamadı ve azarlamadı.”

Hz. Peygamberin kişisel ahlaki tutumu bu olduğu gibi arkasında bıraktığı siyasi mirasta fevkalade özgürlükçü idi. Ağzından çıkan her sözü emir telakki edecek kadar kendisine bağlı bir cemaatin varlığına ve o gün yeryüzü bütünüyle saltanatla yönetiliyor olmasına rağmen, arkasında ailesinden bir yönetici bırakmadığı gibi herhangi bir kimseyi de yerine atamadı. O günkü şartlar içerisinde görülmedik bir şekilde, toplum kendi yöneticilerini kendisi seçti. Maalesef bu özgürlükçü siyasi miras, o günkü şartlarda sadece 30 yıl devam edebildi. Saltanat kültürü galip geldi ama insanlık için kalıcı bir örnek de miras bırakılmış oldu.

Saltanat düzenine rağmen Müslümanlar, yine Hz. Peygamberin getirdiği son derece güçlü ve eşitlikçi hukuk düzeni sayesinde o güne kadar dünyanın hiç görmediği ölçüde bir adalet ve özgürlük ortamı oluşturmayı ve yaşatmayı yüzyıllarca başardılar. Ünlü Ortadoğu tarihçisi Bernard Lewis’in dediği gibi “Ortaçağ İslam dünyası… kendisinden öncekilerden, çağdaşlarından ve kendisinden sonra gelenlerin çoğundan daha fazla özgürlük sunmuştur.”

İslam’ın esası olan tevhit inancı, insanları kula kulluktan kurtarıp bir ve tek olan Allah’a kul olmaya sevk eder. İslamiyet, bireyin hiç bir anlam taşımadığı, ağır kabilecilik kültürünün hâkim olduğu bir dünyada, herkese ferdi sorumluluklar yüklemiş, insanı Allah’la doğrudan muhatap olan bir birey haline dönüştürmüştür. Hakiki özgürlüğün yolunu açmıştır.

Fakat sonra ne olduysa olmuş, İslam dünyası, mensubu olduğu şark dünyasının kültürel kodlarına dönmüş ve “otorite hastası” bir toplum yapısı oluşmuştur.

21. yüzyıl İslam dünyasının fikir mimarı olduğunu düşündüğüm Said Nursi, 1900’lerin başlarında o günkü şark vilayetlerinde yaptığı seyahatlerin neticesinde, şu teklifte bulunmuştu: Şark vilayetleri “ağalık”tan ve “şeyhlik”ten kurtulmadıkça ilerleyemez. Yani bireyler üzerindeki sosyo-ekonomik ve dini baskı kalkmadıkça, bireyler çiçek açamaz, Allah’ın insanın içine yerleştirdiği potansiyelleri açığa çıkaramadığından gelişemez ve verimli hale gelemez. Bireyler gelişmedikçe de ülke, içine düştüğü sefaletten kurtulamaz.

O halde bizler de dertlerimize çözüm arıyorsak, yine Said Nursi’nin hayatında rehber edindiği şu prensibini bayraklaştıralım:

“Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam!”

25.05.2015 18:30