TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Diyanetçiler 

Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924’te Atatürk’ün emriyle kuruldu.

Yeni rejimin katı laiklik anlayışına göre dinin devlet tarafından kontrol edilmesi gerekiyordu. Çünkü yeni rejim, vatanın varlığı ve bütünlüğüne  en büyük tehdit olarak ‘din’igörüyordu.

Hayatta en hakiki mürşit ilim ve fen olduğuna göre Peygamberleri ve Kuran’ı da birer mürşit kabul eden İslam’a fazla hareket sahası bırakılmamalıydı. Herkes inanmak istediği gibi inanmamalıydı.

Neye nasıl inanılması gerektiğini devlet tarif etmeli ve herkeste ona göre yaşamalıydı.

İşte Diyanetin en önemli misyonu buydu.

Onun için Diyanet ve Diyanetçiler, dinin sivil yönünü temsil eden cemaatlerden ve diğer dini oluşumlardan hiç hazzetmediler. Onları hep tehdit ve rakip olarak gördüler.

Özellikle ve en fazla da alenen devlet idaresine talip olan ‘Milli Görüşçü’lerden…

Bu yıllar boyunca böyle sürüp gitti.

İskilipli Atıf’lar asılırken, Bediüzzaman’lar zehirlenip sürülürken, onbinlerce insan dine hizmet ettikleri için hapislerde süründürülürken, onlar hep devletin ağzıyla konuşup ‘Camiler açık ya,daha ne istiyorsunuz?’ dediler.

İşlenen onca cinayetlere, yapılan onca zulümlere bir kerecik bile olsun ses çıkartmadılar.

Hele Bediüzzaman’dan ve Risale-i Nurlar’dan hiç ama hiç hoşlanmadılar. Camilerine Risaleleri hiç sokmadılar, bir satır Risale’nin okunmasına asla fırsat vermediler.

ÇünküÜstad devlet için sakıncalıydı. Onlar hep ‘devlet’lerinin yanında oldular, doğrusuna yanlışına bakmadan devlet ne diyorsa onu yaptılar.

Devlet bazen fikir değiştirdi, tavır değiştirdi. Onlar hiç aldırış etmediler, devlet ne diyorsa tekrar etmeye devam ettiler.

Almanya’da Ditib, herkesin malumu olduğu üzere, 80 ihtilalinin hemen akabinde 1984 yılında darbeci generaller tarafından kurduruldu. O gün devlet onlardı.

Diyanetçilerimiz darbeci generallerimizin emir ve işaretleri doğrultusunda derhal yapılandılar. Zira Avrupa’da devletin kontrolü dışında sivil İslam gelişmeye başlamış, paşalar bundan rahatsız olmuşlardı. Cemaatlerin gelişmesi Türkiye yetmez Avrupa’da da durdurulmalıydı.

Ditibciler yıllarca Avrupa’da cemaatlerin önünü kesmek için çalıştılar, en çokta Milli Görüşçülerin.

Ama devran döndü, yıllarca mücadele ettikleri Milli Görüşçüler önce iktidar oldu, sonra da devlet oldu.

Onlar için ha asker olmuş ha sağcı olmuş ha da İslamcı, hiç farketmez. Yeter ki devlet olsun.

Aynı adamlar, hiç mi hiç sıkılmadan, rahatsızlık duymadan birden İslamcıların en büyük müttefiki oldular. Artık İslamcılarla ortak çalışıyorlar, hem de Avrupa’da kendilerini riske atarak.

Siyasetin kontrolündeki din ve onun cemaati böyledir, gelenin gidenin maskarası olur.

İşte bundan dolayı Ebu Hanife ne Emevi ne de Abbasi halifelerinin emri altına girmedi. Ve işte bundan dolayı Bediüzzaman başına gelecekleri bile bile Atatürk’ün ‘doğu vilayetleri başvaizliği’ teklifini kabul etmedi.

Siz siz olun dininize sahipçıkın, onu siyasetçilere istismar ettirmeyin. Zira istismar edilmiş din, gerçekten halkları uyuşturan bir afyondur!

17.07.2016 22:19