TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Dindarlar hep sağcı mı olmalı?

Malum, sağcılık-solculuk kavramları siyasi literatüre Fransız ihtilaliyle girdi. İhtilal sonrası Versaille Sarayı’ndaki parlamento toplantılarında, parlamento başkanının sağ tarafında kalan sandalyelere monarşinin devamını isteyen eski rejim (Ancien Régime) taraftarları otururken sol taraftakilere de yenilik isteyen Cumhuriyet (La Républic) taraftarları otururdu. Zamanla gelenekselleşen bu oturma düzeni neticesi sağcılık ve solculuk dünya görüşünü temsil eden iki siyasi kavrama dönüştü.

Tarihi süreç içerisinde Fransa’dan, önce Avrupa’ya sonra da bütün bir dünyaya yayılan sağcılık ve solculuk, gittikleri yerlerde pek çok anlam kaymasına maruz kaldılar ve üzerlerine yeni anlamlar yüklendi. Çıkış yeri olan Fransa’da bile bugünün sağ ve sol anlayışı ilk günkü gibi değil. Ekonomi, ekoloji, devlet, din, milliyetçilik, bilim gibi pek çok konuda bir pozisyonu temsil eden, farklı ülkelerde farklı anlamlar yüklenen çok katmanlı iki kavrama dönüştü sağcılık ve solculuk.

İslam dünyasına özgü bir gariplik olsa gerek, sağcılığı Kuran’daki ‘kitabı sağ elinden verilenler’ ile karıştırıp kutsayanlar bile var!

Muğlaklığa ve farklılaşmaya rağmen bu iki kavramın global anlamda temsil ettiği ortak değerler dünyası da yok değil. Mesela solculuk denince akla sosyal adalet, eşitlik, işçi hakları, özgürlük, çevre bilinci, ladinilik, değişim gibi kavramlar gelirken sağcılık denince akla milliyetçilik, serbest piyasa, ekonomik rekabet, aile, geleneksel değerler ve hatta dindarlıkgibi kavramlar geliyor. Tabi ki bu sayılanlar üzerinde spekülasyon yapılabileceği gibi yenileri de bu listeye eklenebilir.

Derdim sosyal bilimcilerin konusu olan bu karmaşık kavramları burada vuzuha kavuşturmak değil. En azından mevzu bir çerçeveye otursun diye özetlemeye çalıştığım sağ ve sol kavramlarını ele almaktaki asıl maksadım şu:

Amerika’sından Avrupa’sına, oradan Türkiye’ye kadar neredeyse dünyanın her yerinde toplumun dindar kesimleri hep sağcı partilere yakın duruyorlar ve genelde onları destekliyorlar. Dolayısıyla dindarlar sağcılığın temsil ettiği değerlere yakın dururken solculuğun temsil ettiği değerlerle de mesafeli olmuş oluyorlar.

Örneğin dindarlar milliyetçi, rekabetçi, gelenekselci, devletçi ve benzeri sağ ideolojinin temsil ettiği değerlerle bütünleşirken sosyal adalet, işçi hakları, ifade özgürlüğü gibi sol siyasetin temsil ettiği değerlere de uzak kalıyorlar. Bunun sonucu olarak da dindarlar ahlakı bir kısım değerlere indirgerken, dinin özünde var olan çok önemli başka değerleri de ıskalamış oluyorlar.

Günümüz solculuğunun en önemli söylemlerinden olan “sosyal adaleti” ele alalım. Servetin ve refahınmümkün olduğunca eşitçe dağıtılması fikri öncelikli olarakdindarların savunması gereken bir şey değil mi?Büyük dinlerin kurucuları ve tarih boyunca yaşamış ilham kaynakları, fakirane hayatı tercih etmiş, ezilenlerle içli-dışlı yaşamış insanlar. Ama günümüzde sosyal adaletsizlikle mücadele eden, bu mücadeleyi bayraklaştıran dindar bir gruba rastlamak oldukça zor.

Veya işçi hakları, çevrenin korunması, hayvan hakları, kadın hakları, bireysel hak ve özgürlükler gibi sorunlar tarihi süreç içerisinde dindarların uğrunda büyük mücadeleler verdikleri konular olmadılar maalesef. Ülkelere göre farklılıklar olsa da genel anlamda durum hala böyle.

Bu konularla ilgili zaman zaman etkileyici vaazlar duyabilir, ahlaki söylemlerle karşılaşabilirsiniz ama gerçekten bu sorunların sistematik bir şekilde çözülmesi için uğraşan dini cemaatleri zor bulursunuz.

Bakın Amerika’nın dindarlarına… Nasıl da göçmen karşıtlığıyla, aşırı milliyetçilikle, askeri güçle, savaş taraftarlığıyla, zengin kulübü olmakla anılır hale gelmiş Cumhuriyetçilerle yapışık bir görüntü veriyorlar. Hiç de öyle Hz. İsa gibi fakiri fukarayı, yardıma muhtacı düşünen bir halleri yok! Merkel’i şimdilik istisna edecek olursak Almanya’daki Hıristiyan Demokratların görüntüsü de pek farklı değil doğrusu.

Ya Türkiye…

Türkiye’nin dindarları işçi haklarını, namus cinayetlerini, yok edilen tabiatı, gelir dağılımındaki eşitsizliği, hakları yenilen Kürtleri ne zaman kendi meseleleri olarak görüp gündemlerine alacaklar, doğrusu merak ediyorum!

Müslümanlar da dahil bütün dindarlar bu birkaç yüzyıllık günahlarından dolayı kendilerini sorgulamalı ve tevbe etmeliler! Bu tutumlarıyla ne kadar çok insanı dinden uzaklaştırdıklarının da hesabını ayrıca yapmalılar.

02.03.2016 15:53