TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Müslümanların terörle yüzleşmesi

Dünya yeni bir terör saldırısı ile bir kere daha sarsıldı. Bu sefer ki demokrasinin ve ifade özgürlüğünün simgesi sayılan medyaya, satirik bir mizah dergisine. Tam anlamıyla bir vahşet.

11 Eylül’den bu yana sıkça olduğu gibi yine “İslam” ve “terör” kelimeleri yan yana geldi. Neredeyse bütün dünya medyası buna kilitlendi. Müslüman kimliği taşıyan bu teröristlerin isimleri ve fotoğrafları, ekranları ve sayfaları saldırının detayları ile birlikte kapladı.

Başta Fransa Cumhurbaşkanı Hollande olmak üzere bir çok önde gelen siyasetçi ve yorumcu bu terör olayının İslam dini ile ilgisinin olmadığını ifade etse de, hadise bütün dünyada ki  ve özellikle de Batı dünyasında ki geniş kitleler üzerinde, fevkalade olumsuz tesir etti ve zaten pek de iyi olmayan İslam dini ve Müslümanlar hakkındaki imajın daha da kötüleşmesine sebep oldu. Toplumsal barış ciddi yara aldı.

Pek kimse açıkça dile getirmese de yıllardır devam ede gelen bu tür terör olaylarıyla ilgili aslında temelde iki farklı görüş var. Birinci görüş genel kabul gören ve konuşulan görüş, diğeri pek kamuoyunda ifade edilmeyen, medyada fazla yer bulmayan ama özel konuşmalarda sıkça dile getirilen bir görüş.

Neredeyse bütün dünyada kabul gören birinci görüşe göre bu ve benzeri terör saldırılarını gerçekleştirenler, kendileri dışındaki diğer Müslümanlar da dahil herkesi, özellikle de, Müslümanları ezmeye ve yok etmeye çalıştığına inandıkları zengin Batı Dünyasını “şeytan” gibi gören, dolayısı ile “hak yolda olmayanların” bütününün mümkün olan her yolla cezalandırılması gerektiğine inanan, moda tabiriyle “cihatçı radikal Müslümanlardır.”

Eğer birçoğunun inandığı gibi durum buysa, İslam dünyasının düşünce ve ahlaki yapısını da içeren sosyal zemini, vahşeti din zanneden prototiplerden, dünyayı kana bulayacak kadar bol miktarda üretebilen bataklıklarla dolu demektir. Öyle ki, bu insanlar fikren besleniyorlar, organize olabiliyorlar, mali kaynaklar oluşturuyorlar, neredeyse soğuk savaş dönemi ajanları gibi elemanlarını fevkalade eğitebilecek sistemler kurabiliyorlar, 11 Eylül saldırısı ve en son Paris katliamı örneğinde de gördüğümüz gibi son derece profesyonelce planlanmış operasyonları gerçekleştirebiliyorlar.

Bu durumda Müslümanlar, “Bu yapılanların İslam dini ve bizimle ilgisi yok” deyip işin içinden sıyrılamazlar. Hem kendilerinin hem de bütün dünyanın başına bela olan bu vahşileri yetiştiren zemini temizlemek, nedenleri tespit edip çözüm yöntemlerini geliştirmek onların görevi. Bu sorumluluktan kaçamazlar!

Özellikle dindar Müslümanların oluşturduğu ve hiç azımsanmayacak sayıda insanı içeren diğer bir grup, ellerinde herhangi bir delil olmadığından açıkça ifade edemeseler de, bu işlerin arkasında, İslam’dan ve Müslümanlardan nefret eden, onları uluslararası kamuoyunda suçlu duruma düşürüp baskı altına almak ve onları istediği gibi yönetmek isteyen bir takım “global gizli güç odaklarının” olduğuna inanıyor. Yani sahnenin önündekiler Müslüman gözükseler de arkadakiler değil ve aslında bunların hepsi Müslümanlara kurulmuş birer komplo!

İkinci fikre inanan sessiz kalabalıklar düşüncelerini ifade ve ispat edecek durumda olmasalar da, ellerinde fevkalade güçlü mantıksal argümanlar da yok değil: Kendi günlük hayatlarında terörü savunan birilerine rastlamamaları yani toplumdaki karşılığını bulamamaları, IŞİD gibi örgütlerin adeta bir yerlerde planlanmış gibi aniden ortaya çıkmaları ve dünya medyasında hak ettiklerinden çok fazla yer almaları, terör eylemlerinin sıradan insanlardan beklenemeyecek kadar profesyonelce yapılması…

İspatlanması mümkün olmayan bu ikinci görüşü doğru kabul edecek olursak, sorunun çözümü nedir ve kimdedir? En çok Müslümanların hayatını karartan bu felaketlerin planlayıcısı kötü niyetli global güçlerse, onların niyetlerini değiştirmelerini mi bekleyeceğiz? Eğer IŞİD, el-Kaide birilerinin oyunu ise, bu oyunu oynamayı kabul eden, kandırılmaya müsait binlerce insan nereden gelmektedir?

Müslümanların cevap bulmaları gereken belki de en can alıcı soru şu: “Neden terörist sıfatı Müslümanların üzerine bu kadar kolay yapışabiliyor?” Bunun böyle olmasında acaba, bir kaç yüzyıldır oluşturamadığımız “sosyal düzenimizin” yokluğunun, aile içinden sosyal hayatın bütün katmanlarına kadar yayılmış bireye saygıyı ıskalayan “otoriter yönetim” anlayışımızın, dinin temelini teşkil eden ahlakı temsil edemeyişimizin ve hepsinin temelinde de “cehalet” sorununu bir türlü göremeyip çözemeyişimizin hiçbir etkisi yok mu?

Terörist saldırıların gerçek sorumlusu kim olursa olsun, sorunun gerçek sorumlusu Müslümanlar olmaya devam edecek.

11.01.2015 19:30