TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Muktedir Cemaat!

Son günlerin modası Hizmet’i herkese musallat olan bir “muktedir” olmakla itham etmek.

Yazılanları okuyunca sanırsınız ki Hizmet’e gönül verenler Türkiye’nin en zengin, en müreffeh hayatını yaşayan, ömrü boyunca dert-cefa görmemiş, hiç ama hiç sıkıntıya maruz kalmamış insanlar. Afrika’nın içlerine Asya’nın buzlu steplerine hiçbir zorluğa aldırmadan gidenler onlar değil. Şimdi Ekrem Dumanlı ile Hidayet Karaca gözaltına alınınca ilk defa “acı”yı tadıyorlar.

Ahmet Hakan Hizmet’in ilklerini yazmış kendince: “İlk kez nezarete atıldılar, İlk kez geri çekilmediler, İlk kez polisle karşı karşıya geldiler, İlk kez itilip kakıldılar…”

Ahmet Hakan hayatında hiç itilip kakılmış mıdır, polis tarafından aranmış mıdır bilemem ama kendisinin “imam-hatipli” bir gazeteci olarak Türkiye’de muhafazakarların ve onların içerisinde Hizmet camiasının neredeyse bir asırdır neler yaşadığını bilmemesi düşünülemez.

Hizmet’in en önemli ilham kaynaklarından Said Nursi, çektikleri neticesinde “80 küsur yıllık hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum.  Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında memleket mahkemelerinde memleket hapishanelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı” demek zorunda kalmadı mı?

Peki ya Gülen? 12 Mart Muhtırası’nda hapse düşmüş, 80 ihtilalinde hakkında yakalama kararı çıkarılmış, 6 yıl aranmış, 28 Şubat’ta idamla yargılanmış. Hakkında onlarca dava açılmış. Hizmet için koşuşturan nice insan hapis yatmış, işkence görmüş. Hizmet’e yakın kabul edilen kurumlar sürekli polis veya mali müfettişlerin gözetimi altında çalışmak zorunda bırakılmış yıllar boyu.

Gülen hakkında en son idam talebi ile açılan dava biteli daha 5 yıl oldu olmadı ki yepyeni ve öncekilerden çok daha acımasız ve seviyesiz bir linç kampanyası başlamış oldu.

Sadece ülkemizde mi? Hayır. Türkiye’de çektirdikleri yetmiyormuş gibi dünyanın birçok ülkesinde de benzer sıkıntılar yaşansın diye çok uğraştı aynı kişiler. Özellikle Orta Asya’da hatta Avrupa’da kafaları karıştırmak, kendi vatandaşlarını şikayet etmek ve onlar hakkında korku yaymak için ellerinden geleni ardına koymadılar. Endişe oluşturmayı, rahatsızlık vermeyi başardılar ama istedikleri gibi bir sonuç alamadılar bugüne kadar.

Bunca uğraşıya rağmen Hizmet’e yakın insanlar veya kurumlar aleyhine alınmış tek bir mahkumiyet kararı yok dünyanın herhangi bir ülkesinde!

Oluşturulmak istenen bir eli yağda bir eli balda “muktedir ve dokunulmamış Cemaat” imajı. Var olduğu günden bu yana nice fenalıkların muhatabı olmuş Hizmet, üç-beş senedir göreceli bir rahatlık döneminden sonra yine yıllardır maruz bırakıldığı iftiraların ve kötülüklerin hem de en şiddetli versiyonuyla karşı karşıya. Kaldı ki “Ne istediler de vermedik” diyen bu iktidar döneminde, en üst düzeyden yapılmış bütün davetlere rağmen Gülen’in Türkiye’ye hiç gelmemiş olması bile, ülkedeki siyasi ortamın 12 yıldır rahat ve güvenilir olup olmadığıyla ilgili net bir tablo koyuyor ortaya.

Hatta daha kötüsü, bir taraftan yıllardır milletin başına her türlü çorabı örmüş, ülkenin bütün kesimlerini mağdur etmiş Ergenekon –veya derin devlet- aklanıyor, öbür taraftan onun yerine “herkesi mağdur eden muktedir Cemaat” konulmaya çalışılıyor. Bir yıldır havuz medyasının yazdıklarına ve son yapılan medya darbesine bahane edilen Tahşiyeciler masalına bakın, bunu çok net görürsünüz.

Bu süreçteki en üzücü gelişmelerden birisi “vesayetle” mücadelede elde edilen kazanımların geriletilmesi oldu. Perinçeklerin, Küçüklerin mağdur muamelesi görmeleri bir yana neredeyse kahraman ilan edilecekler. Anlaşılan AKP ve destekçilerinin onlarla hiçbir sorunu yok artık, rahatlıkla kol kola gezebiliyorlar yüzleri kızarmadan! Binlerce fail-i meçhulün yaşandığı bir ülkede adeta her şey birden bire unutuldu. Bebek katilleri “barış havarisi” ilan edildi.

Bakalım bu iktidar, İslam dünyasında ilk defa ve en güçlü bir şekilde hoşgörü, barış ve diyaloğu dünya çapında seslendiren Hizmet hareketini “dış güçlerin oyuncağı zalim bir çete” olarak göstermeyi başarabilecek mi? Avrupalı bir din adamının da söylediği gibi Hizmet’in diyalog ve hoşgörüyü bir “şov” olarak görmediğinin en önemli kanıtı, bu işe yirmi yıldır ciddi bir kadro ve kaynak ayırıyor olması.

26.12.2014 20:30