TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Eleştirilerin odağındaki Hizmet

Gazeteci Amberin Zaman’ın yazdıkları, son dönemde Hizmete yönelik yapılan eleştirilerin bir kısmını özetliyor: “Cemaat sıkıştıkça „demokrasi elden gidiyor“ diye bağırıyor. Ama doğal yapısı gereği Cemaat’in demokratlığı Fethullah Gülen’i sorgulama özgürlüğüne kadar varamıyor. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in zor yoldan öğrendiği gibi…“

Bu ifadeler çokça tekrar edilen eleştirilerden olduğundan dikkatle üzerinde durulmayı hak ediyor.

Dozajı gittikçe artan birinci eleştiri “Hizmet hareketi şimdi zorda kaldığı için demokrasiden dem vuruyor, aslında demokrasi ile işleri olmaz.“ Belki konuyu daha anlaşılabilir kılabilmek için bir nebze de olsa tarihi arkaplanıyla ele almak gerekiyor.

Türkiye’de, ilgilileri hariç pek kimsenin bilmediği, İslami kesimin, Batı’nın ürettiği model ve kavramlara başından beri şüpheyle bakıyor olmalarıdır. Laik kesim, dünya görüşlerini bütünüyle Batılı terminoloji üzerine inşa ettiklerinden, o tecrübeyi doğruya en yakın olarak gördüklerinden, başka bir referans sistemi de tanımadıklarından, böyle bir sorgulama içine hiç girme ihtiyacı hissetmediler.

Halbuki dindarlar için bu böyle değildi. Dindarlar için doğrunun birincil kaynağı vahiy yani dindir. Dini referansı olmayan kavramlar ve sistemler onlar açısından en azından şüphelidir. İslam dünyasının yıkılış döneminde ortaya çıkan en etkili fikir akımı olan İslamcılığın, dini “siyasi rejim“ olarak takdim etmesinin de etkisiyle İslami kesim cumhuriyet, demokrasi, liberalizm, kapitalizm gibi siyasi-ekonomik sistemlere, eğip-bükmeden söyleyecek olursak, “küfür rejimi“ olarak baktılar. Onları, kendisini de bir çeşit siyasi sistem olarak algıladıkları İslam’ın alternatifi veya rakibi olarak gördüler.

Sadece Türkiye’de değil belki bütün bir İslam dünyasında ilk defa Gülen, 90’lı yılların başında “Demokrasiden dönüş yok“ diyerek demokrasiye olan desteğini net bir şekilde ortaya koydu.

Hizmet Hareketi, 20 yılı aşkın bir süredir, sadece Türkiye’de değil, faaliyette olduğu ve yakından takip edildiği iki yüze yakın ülkede, ki bunların arasında ABD, Almanya, İngiltere, Avusturalya, Japonya gibi demokrasi kültürünün yeşerdiği ve yerleştiği ülkeler de var, hep demokrasiye olan desteğini ortaya koyuyor, yaptığı binlerce konferans, panel ve sair aktivitelerle.

Hizmeti, sadece bir-iki olumsuz örnekten yola çıkarak, “sıkışınca demokrasiyi savunmakla“ suçlamak, İslam dünyasında demokrasi gibi modern değerlerle dini değerler arasında köprü kurma konusunda öncülük yapan bir harekete yapılmış büyük bir haksızlık olur.

Sürekli tekrarlanan Ahmet Şık meselesi ise ayrıca ele alınmayı hak ediyor fakat şu kadarını söyleyeyim ki, bir topluluğu oluşturan fertlerden bir veya birkaçının hatasını bütün bir topluluğa mal etmek, pek adilane bir yaklaşım değil.

Batı dünyası başta olmak üzere yapılagelen ikinci eleştiri, “Hizmet demokrasiden bahsetse de, demokrasi talep etse de, aslında kendi içinde demokrat değil. Bunun en büyük delili Gülen’in eleştirilememesi.“

Hem Batı dünyasından hem de Türkiye’den Hizmet’e dışarıdan bakanların karşılaştıkları en büyük zorluklardan birisi, onu kendi zihin kalıplarındaki bir yere oturtmaya çalışmak. Halbuki, anlayabildiğim kadarıyla, Hizmet Hareketi İslami geleneğin içinden çıkan bir hareket olduğundan, onu kendi içinde anlamaya çalışmak daha sağlıklı olur. Başka yapılarla yapılan karşılaştırmalar belirli alanlarda tutarsızlıklar içerecektir.

Ne demek istiyorum? Netice itibariyle Hizmet, bir Müslümanlık yorumudur ve bunun etrafında oluşmuş bir sosyal harekettir. Gülen ise insanlara ilham verebilen, fikir ve heyecan aşılayabilen, belirli prensipler çerçevesinde aksiyona sevk eden, İslam’ın temel mesajının “iyi insan yetiştirmek“ olduğunu vazeden, hem bir “alim“ (düşünür) hem bir “rehber“(rol model) hem de bir „aksiyoner“dir, kabul edenler için elbette. İnsanları Gülen’e bağlayan şey şahsına duyulan sevgi ve fikirlerine duyulan güvendir.

Hiç kimse ne Gülen’i ne de Hizmet Hareketi’ni sevmek, benimsemek veya hayatında ona yer vermek zorunda değil ki! Nitekim Türkiye’de Gülen’i kendisi için rehber görmeyenlerin sayısı görenlerin onlarca katı. Gülen’le veya Hizmet’le sorunu olanlar, zaten istedikleri gibi eleştiriyorlar, demokratik haklarını kullanıyorlar. Bu sevenlerinin Gülen’i “eleştirilemez, hatadan münezzeh“ gördükleri anlamına gelmez elbette. Ama O’nu sürekli büyük hatalar yapan birisi olarak görselerdi, zaten bir rehber olarak kabul edemezlerdi. İnsanların özgür iradeleriyle, güvendikleri birini kendilerine rehber seçmeleri, demokratik hakları değil mi?

Dolayısıyla Gülen’e veya Hizmet’e gönül vermiş insanlardan sürekli Gülen eleştirisi beklemek, olayı anlamamaktır. “Gülen eleştirisi“ üzerinden Hizmet’i demokratik değerleri benimsememekle suçlamak ise gerçekten “abesle iştigal“dir. Kaldı ki Gülen’i bu kadar çok insan nazarında saygın konuma taşıyan biraz da modern çağın değerlerinin içindeki insani dolayısı ile de İslami yönü ortaya koyabilmesi, zihinlerdeki modernite-din çatışmasını çözebilmesi olmuştur.

Hizmet Hareketi, alışılmış kalıplarla karşılaştırıldığında, ne bir vakıf, ne bir siyasi parti, ne bir devlet teşkilatı, ne de bir tarikattır. O, Gülen’in rehberliği etrafında şekillenmiş, belirli değerleri, idealleri ve metotları benimsemiş insanlar bütünüdür.

05.01.2015 20:30