TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Yıkılan duvar ve Türkler

Alman tarihi Türkleri ilgilendirir mi?

İlglendirirse ne kadarı ilgilendirir?

Son 50 yılı mı?

Öncesini nereye koyacağız?

Hiç gündemimizde yokken bu soruları tartışmaya başlamıştık kendi aramızda.

Sebep?

Önceki akşam düzenlenen bir panel programı.

Zaman Avrupa, işadamları derneği BUV ve Stiftung Aufarbeitung ortaklaşa bir program düzenlemişti Berlin’de.

Konuşmacılar gelmişti.

Konu: Duvarın yıkılışı ve iki Almanya’nın birleşmesi ve Türkler’di.

Daha doğrusu, yakın Alman tarihinin en önemli iki olayı, 3 Ekim ile Almanya’nın milli günü ve Türkler.

Türkler bu işin neresinde duruyordu?

Panelde gördük ki, bunlar sadece yerli halkın meselesi değil. Bizim de meselemiz. Zira podyumdaki herkesin bu olaylarla ilgili iyi kötü bir hatırası vardı.

Ancak bu olaylar sadece podyumdakileri ilgilendirmiyordu. Zira orada konuşulanlar ertesi gün de farklı yorumlarla konuşuluyordu.

Bu ülkenin tarihinin ne kadarı Türkleri ilgilendirir sorusuna gelince:

Bence sadece son 50 yılı ilgilendirmez. Öncesi de ilgilendirir. 50 yıl öncesine kadar olmamız, öncesinde olmamamız bir şey değiştirmez.

Hiç şüphesiz; 1945 öncesi Almanya’da olup bitenlerle alakamız yok. Ancak iki yönden önemli orası:

Bir: O olaylar olmasaydı belki Almanya misafir işçi ihtiyacı duymayacaktı. Ve biz de Almanya’da olmayacaktık. Hepimizin çok farklı bir hayatı, çok farklı bir kaderi olacaktı.

Nasıl ki Birinci Dünya Savaşı olmasa Kurtuluş Savaşı olmayacaktı.. Almanya’da da o dönem olmasaydı bu dönem olmayacaktı, en azından böyle olmayacaktı.

İki: Almanya’da 45 öncesinde olanlardan sonraki nesillerin bir suçu yok.

Ancak o dönem yaşananlar bu ülke insanı için bir sorumluluk getiriyor.

Suçluluk değil, sorumluluk.

Bu ülkede yaşayanlar 45 öncesi ile doğrudan alakası olmasa da o sorumluluğun muhatabı.

Nedir o sorumluluk?

45 öncesindeki sınırlı dehşet dönemine damgasını vuran dışlama, ötekileştirme mekanizmaları konusunda bilgi sahibi olmak.. O dönem mağdur olanların hatırasına saygılı olmak.. Tarihten ders çıkararak günümüzde de bu tür eğilimler konusunda uyanık olmak.. Eleştireceksek insanların somut davranışlarını eleştirmek; genelleştirerek grup düşmanlığı yapmamak..

Bunların dışında bu ülkenin kültürüne damga vuran kişi ve kişilikleri de bilmenin herhalde zararı olmayacaktır.

***

Türkiye’de bütün ölçüler değişti sanırdım. Olmadığını duydum, rahatladım.

Havuz medyasından üç isim gönderilmişti. Kim olduklarını yazmaya gerek yok.

Şimdi o medyanın sahibi konumundaki kişi konuşmuş ve demiş ki, “Benden çalan adamın gırtlağına sarılırım.”

Demek ki, çalmak kötü bir seymiş. Ama bugüne kadar yolsuzluk yok paralel var diyorlardı. Şimdi ne oldu?

Benim anladığım şu:

Devletten çal, milletten çal, ama benden çalma.

Veya:

Devletin malı deniz, çalmayan..

Benim malım deniz, çalan..

26.11.2014 20:30