TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Wulff ile birlikte İstiklal Marşı dinlemek

Türklerin gönlünde halen yerini koruyan ‘gönüllerin Cumhurbaşkanı’ Christina Wullf’un 2010 yılında yaptığı Türkiye gezisini gazeteci olarak takip etmiştim. Wulff beş günlük resmi Türkiye gezisi sırasında sadece Ankara ve İstanbul’u değil, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün memleketi Kayseri ve ilk Hıristiyanların önemli merkezlerindenbiri olan Tarsus’u da ziyaret etmişti.

Kilisedeki ayine tek Türk ve Müslüman gazeteci olarak katılıp Wulff ve diğer Hıristiyan inananların Türkiye’de barış ve huzur için nasıl dua ettiklerine şahit olmuştum. Zaten haberi de bu olay üzerine kurgulamış ve gazeteye geçmiştim.

Türkiye gezisinden sonra Alman tarihinde benzeri çok az bulunan bir medya-köşk savaşından sonra istifaya zorlanan Wullf’u Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 90. yıl resepsiyonunda görünce hem şaşırdım hem de sevindim. Şaşırdım çünkü katılması benim için sürpriz oldu. Sevindim çünkü yoğun ilgi odağı olmasına rağmen kendisi ile bir-iki kelam etme imkanı buldum.

2010 yılına kıyasla Wulff yıpranmış görünse de çökmemiş. Söz ister istemez devam eden mahkemeye geliyor. Türklerin kendisine ne kadar yakından sahip çıktıklarının farkında olan Wulff geride kalan üç yıldaki sıkıntılı günlerinde Türk mekanlarını ve tanıdıklarını ziyaret ederek rahatladığını söylüyor. Kamuoyu araştırma girişimi Endax Proje sorumlularından Kamuran Sezer Almanyalı Türkler arasında yapılan kamuoyu araştırmasında CDU’ya ilginin arttığını söyleyince Eyalet Başbakanı iken Aşağı Saksonyada uyum konusunda attığı adımları değerlendiriyoruz. Wulff, Endax’ın yaptığı araştırmaya yakın ilgi duyuyor ve kendisine ulaştırılmasını rica ediyor. Wulff seçildiğinde Almanya tarihinin en genç cumhurbaşkanı idi. Beklenmedik istifası ile siyasi hayatının bittiği yorumları yapıldı. Ancak Wulff anladığım kadarıyla mahkeme sürecinin beraatla bitmesini bekliyor ve Türk Alman ilişkilerinin merkezinde yer aldığı çalışmalar yürütmek istiyor.

Tam bunları konuşurken resmi programın açılışı olarak İstiklal Marşı çalmaya başlıyor. İlk sözü kesen ve beden diliyle ‘şimdi marşı dinlememiz gerekir’ diyen Wulff oluyor.

29 Ekim akşamı Türkiye Berlin Büyükelçisi Hüseyin Avni Karslıoğlu ve eşinin ev sahipliğinde Almanya’nın her tarafından gelen yüzlerce Türk ve Alman konuk hem Cumhuriyetimizin kuruluşunun 90. yılını kutluyor hem de birbiri ile sohbet imkanı buluyor. Program müzik, resim sergisi ve katılımcılardaki çeşitliliği ile gerçekten bir bayram havasında geçti. Türk elçiliği yeni binasına taşınmadan önce kutlamalar Potsdam meydanındaki görkemli otellerden birinde yapılıyordu ve gerçek bir bayram havasından uzaktı. Yeni elçinin kucaklayıcı anlayışı ile yeni elçilik binasının görkemli mimarisi bir araya gelince kutlamalar da daha anlamlı oluyor.

Benim gözüme takılan ve kendileri ile kısa veya uzun sohbet imkanı bulduğum isimler Cem Özdemir, Oğuz Üçüncü ve Hakkı Keskin oldu. Keskin’le ayaküstü de olsa selamlaştıktan sonra ‘Cumhuriyet Bayramı – Kurban Bayram’ ekseninde ‘milli bayramlar – dini bayramlar’ karşılaştırmasını yaptık. Belli ki Hakkı Bey beni de içinde gördüğü ‘dindar’ kesimin halen cumhuriyeti ve değerlerini benimsemediği kanaatini taşıyor.

Özdemir’le Yeşillerin yenilgi sebepleri ve Türk seçmenle ilişkisi üzerinde uzun bir sohbetimiz oldu.

Almanya’da yerleşik hale gelen yeni nesiller için dini ve milli bayramlar ne ifade ediyor?

Türkçeyi bile zor konuşur hale gelen gençler bu günlerde Cumhuriyetin kuruluşunun 90. yıldönümünün kutlandığının farkındalar mı?

İki farklı kültür ve kimlik arasında ikisine de sırt dönen ve bohem bir hayat yaşayan bir neslin yetiştiğinin biz farkında mıyız?

Cevabı olmayan sorular ve çözümü kolay bulunmayan sorunlar.

Bayramlar – ister dini, isterse milli olsun – bize çeşitliliğimizin zenginliğimiz olduğunu gösteriyor.Aslında birçok sorunun çözümü de bu çeşitlilikten hareketle ortak sorunlara ortak çözüm yolları üretme niyet ve çabasını ortaya koymaktan geçiyor.

30.10.2013 20:23