TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Vesayet

Demokrasi, birey ve sosyal grupların devlete karşı kendilerini ifade, çıkarlarını talep ettikleri, maddi-manevi zenginliklerini yönetip arttırdıkları, kısacası reşit oldukları yönetim şeklinin adıdır. Devlet ve siyaset, vatandaş ve onun ihtiyaçlarını gidermek için vardır ve devletin her hangi bir kutsiyeti de yoktur.

Farklı sebeplerden dolayı fertler veya sosyal gruplar bunları yapmıyor veya yapamıyorsa reşitlikten değil vesayetten, daha doğrusu siyasi vesayetten söz edilebilir. Almanyalı Türkler farklı sebeplerden dolayı siyasi vesayet altında bir topluluğu oluşturuyor.

Bu vesayeti dört grupta toplamak mümkün:

Alman devletinin vesayeti: Alman devleti çoğu kez Almanyalı Türkler için “en iyisinin ne olduğunu ben daha iyi bilirim” mantığına göre hareket ediyor. Geçmiş yıllara baktığımızda uyguladığı siyaset ya Türk toplumunun istemediği, ya da karar sürecine dahil olmadığı adımları içeriyor. Aile birleşiminde Almanca şartı Türkler tarafından reddedilmesine rağmen uygulamaya kondu ve uygulanmaya devam ediliyor. Yürürlükteki anlaşmalara aykırı olarak Türk vatandaşlarına vize uygulaması bunun diğer bir örneğini oluşturuyor.

Daha önemli bir devlet vesayet örneğini ise kullanılan siyasi dil oluşturmaktadır. Devletin güvenlik paradigması ile ele aldığı İslam politikaları ve İslamcı, İslamcı terör, liberal Müslüman, muhafazakar İslam, uyum gibi kavramlar da Müslümanlar tarafından reddedildiği halde herhangi bir değişiklik yapılmamaktadır. Uyum ve İslam zirvelerine uyumsuz ve İslam karşıtı isimlerin davet edilmesi geniş Müslüman tabanın ihtiyaç ve beklentilerinden çok göç ve göçle beraber gelen değişime mesafeli duran Almanları rahatlatmak için yapılan uygulamalardır.

Sol Partilerin vesayeti: Kendini demokratik sosyalizmin temsilcisi olarak gören Sol Parti, sosyal demokrat SPD ve çevreci Yeşiller Partisi Alman siyasetinde merkezin solunda yer alan partilerdir. Bu partiler kuruluş felsefeleri itibari ile kendilerini mağdurların, zayıfların ve kimsesizlerin temsilcisi olarak görüyorlar. Bu temel felsefelerinden dolayı da Almanyalı Türklerin içinde yer aldığı zayıf alt sınıfın her durumda kendilerine oy vermelerinin gerekliliğinden hareket ediyorlar. Almanyalı Türklerin oylarını almak için söylemi aşan herhangi bir pratik adım atma ihtiyacı da görmüyor merkezin solunda yer alan bu partiler.

Sol partilerin vesayetini tamamlayan önemli faktörlerden birini bu partilerle içli dışlı olan Almanya Türk Toplumu (TGD) ve Almanya Alevi Birliği Federasyonu (AABF) gibi kuruluşlar oluşturuyor.

Türk kökenli Alman siyasetçilerin vesayeti: Almanya’nın son 20 yılında Türk kökenli siyasetçiler hep gündemde oldu. Bu hem federal hem de eyaletler için geçerli. Bu siyasetçilere bir de Türkleri Türklerden iyi tanıdığını iddia eden Alman siyasetçiler eklenince karşımıza sayıları hiç de az olmayan etkili bir grup çıkıyor. Türk kökenli Alman siyasetçiler kendilerini sadece seçildikleri bölgenin veya mensubu bulundukları partinin temsilcisi olarak görmedi /görmüyor. Onların çoğu doğal olarak Türkiye ve Türk uzmanı olarak kendilerine tutulan mikrofonlara Türkler adına konuşmayı bir görev bildi. Bazıları, son yıllarda açılan ve Alman devlet ve toplumunun desteğini alan özel okullar ve Türk-Alman Kültür Olimpiyatı gibi projelerle ilgili tartışmalarda ise sadece gizli mahfillerde değil, mikrofon önünde, ‘Türk kökenli Alman siyasetçi olarak’ karşı görüş bildirdiler.

Uyum sorumlularının vesayeti: Almanya’da göçle beraber ortaya çıkan diğer bir sınıf ise uzman bürokratlardan oluşan uyum sorumlularıdır. Yerel yönetimden eyalet ve federal düzeye kadar oluşturulan bu makamda oturanların sayısı yüzlerle belki binlerle ifade edilebilir. Çalışma alanını oluşturan bölgede göç ve uyum politikalarını şekillendiren uyum sorumluları yönetime bu konuda danışmanlık hizmeti de veriyor. Bütçe durumuna göre kültür ve sanat etkinlikleri de örgütleyen uyum sorumluları, toplumu devlete taşımaktan çok devleti ve devletin siyasetini göç toplumuna taşıma işlevi görüyor.

Geçen yıl WDR televizyon kanalında yayınlanan Hizmet Hareketi ile ilgili filmde de bir uyum sorumlusunun ‘uzman görüşü’ne yer verilmişti. Hangi belediyenin uyum sorumlusu olduğunu hatırlamadığım uyum sorumlusu, uzmandan çok bir istihbaratçı olarak görüş bildirmişti.

Örnekleri arttırmak mümkün. Ancak her türlü vesayet için geçerli bir kural vardır. O da şudur: Vesayet, vesayet altında olanların bunu kabullenmeleri ile ayakta durur ve reddetmeleri ile de son bulur.

06.10.2013 19:27