TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Vazife başında hediye!

Yıllar önceydi. Okula Alman WDR TV’den İslam Dersi’nin durumunu haber yapmak üzere üç kişilik bir ekip gelmişti. Almanca verilen dersin nasıl uygulandığı, neler öğretildiği, velilerin bakış açıları gibi hususları merak ediyorlardı.

Öğretmen masasının üzerindeki İslam üzerine olan kitap ekibin başındaki zatın dikkatini çekti. Yazarının hemen yanı başında olduğunu fark edince ilgisi daha da arttı. Eline aldı, karıştırdı, satın almak istediğini söyledi. Ben de “hediye edeyim” dedim. “Biz çalışırken hediye alamayız” diyerek ücretini ödemede ısrarlıydı. Alttan alarak yaptığım her türlü girişim akim kalmıştı.

Bir Ramazan ayıydı. Meşhur Bild gazetesinden iki muhabir geldi. Maksatları İslam Dersi’ne katılan öğrencilerin orucu nasıl yaşadıklarını ortaya koymaktı. Oruçluyken derste, okulda herhangi bir zorluk yaşıyorlar mı, Alman arkadaşlarıyla nasıl anlaşıyorlar gibi hususlarda röportaj yaptılar, fotoğraflar çektiler. İnanın WDR’den gelenlerle yaşadığım tecrübeyi birebir bunlarla da yaşadım iyi mi! Muhabirin biri masanın üzerinde duran Der İslam isimli kitabı almak istedi. Hediye ısrarımı bir türlü kabul ettiremedim. Duyduğum yine aynı manada bir cümleydi: “Vazife başındayken hediye kabul etmeyiz.” Anladım ki, Almanlarda böyle bir iş ahlakı veya etik anlayış yerleşmiş.

Avrupa merkezli kültürün bir de bu yönü var. Kökeni ne olursa olsun Avrupa’nın inşa ettiği medeniyetin nimetlerinden sonuna kadar istifade edip, çılgınca tüketmiyor muyuz? Her nedense sanki bizler faziletler abidesiymişiz gibi önümüze geleni acımasızca eleştirmekten çekinmiyoruz. Kendimi bildim bileli böyle… Hamasetle kurguladığımız sanal bir gerçeklikle elaleme üstünlük taslamakta bir beis görmüyoruz. Daha düne kadar “bir Türk dünyaya bedel” değil miydi?

Böyle söylerken Avrupa kültürünü tümüyle aklama derdinde de değilim. Her şeye rağmen bu kültür, ister Protestan ahlakı deyin, isterse Aydınlanma, Hümanizma gibi felsefi akımlara verin, belli bir hukuki ve etik norma oturuyor mu, oturmuyor mu?

Ya Müslümanlar? İmanın özündeki değeri bir tarafa, “günümüz Müslümanları hangi faziletlerinde onlardan ileri” sorusuna muhatap olsak, donakalacağımız muhakkak. İstisnalar hariç Türklere bir iş yaptırıp da ağzı yanmayan var mı? Çünkü iş ahlakının esamesi dahi okunmuyor çoğunda. İnsanî ilişkiler yerlerde sürünüyor. Sanat, edebiyat, kültür adına hayat kalitesi gözler önünde. Herkes için geçerli insanî, ahlakî, hukukî bir zemin teessüs etmeden problemlerin üstesinden gelmeyi düşünmek beyhude çaba.

Galiba realite ile ütopya arasında nükseden garip bir paradoksu yaşıyoruz. Ne doğru dürüst Avrupa’yı tanıyoruz ne de kendimizi. Tanıyana aşk olsun elbette! En iyi becerdiğimiz, kendi kof gerçekliğimizi duygusal, hamasi sözlerle boyayarak günü kurtarmak.

Nihayetinde şaşkınız. Şaşkınlığımız yer yer istem dışı karamsarlığa dönüşmüyor da değil. Hem şaşkınlık hem de karamsarlıktan kurtulmanın bir yolu var: Sırat-ı müstakim. Dinî ve ahlakî değerler ferde inmeden ne topluma mal oluyor ne de toplum iflâh. Ahlakî yozluğa geçit vermeyen veya hayatını nefse peşkeş çekmeyen ne kadar samimi insan tanıyorsunuz? Demek asıl hüner insanî, ahlakî değerleri hayata taşıyabilmek! Neticede her iş gelip ilme, eğitime dayanmıyor mu? Bir de etik değerlerle karakter eğitimine…

Yine asırlar öncesine gidip ilham alma vakti! Hazreti Ömer (ra), hilafeti zamanında beldelerin ileri gelenlerine mektuplar yazıp çevredeki fakirlerin kendisine bildirilmesini ister. Onlara yardım edeceğini haber verir. Şam ve civarında bulunan fakirlerin listesi kendisine arz edilince, Hazreti Ömer listenin başında kadı olarak tayin ettiği Said bin Amir’in ismini görür. Sonraki sene yine listenin başında yine aynı ismi görünce, listeyi getirenlere “Bu benim idareci ve hâkim olarak tayin ettiğim Said mi?” diye sorar. Onlar; “Evet, odur; hakikaten gayet fakirdir. Elinde avucunda olanı fakir fukaraya dağıtıyor, rüşvet olacağı korkusundan, bizim de en küçük bir hediyemizi kabul etmiyor” derler.

Hazreti Ömer’in (ra) başından geçen bu hadise, her nedense bana yukarıda bahsi geçen iki Almanı hatırlattı. “Vay be!” dedim içimden, nereden nereye…

10.10.2014 18:30