TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Uyum politikaları Almanya’da kalıcı bir Türkiye oluşturdu

Üç lider – Angela Merkel, Sigmar Gabriel ve Horst Seehofer – çarşamba saat 12’de basının karşısına çıktıklarında aralarında en neşeli olanları Seehofer ve Gabriel idi. İlk bakışta her ikisinin de istediğini aldığı izlenimini kazandım.

Koalisyon müzakereleri salıyı çarşambaya bağlayan gece sabah saatlerine kadar devam etti. 17 saatlik bu son maratonda Bavyera partisi CSU ve Sosyal Demokrat Parti SPD parti başkanları Başbakan Angela Merkel’le gerçekten kıyasıya pazarlık mı etti? SPD’nin ‘olmazsa olmazı’ olan asgari ücret ve opsiyon modelinin kaldırılması ile CSU’nun ‘olmazsa olmazı’ olan yabancı taşıtlar için harç uygulaması böyle bir çetin pazarlıktan sonra mı sözleşmeye alındı?

Bunun böyle olduğunu pek zannetmiyorum. Sebebi ise Merkel’in siyaset tarzı. Merkel ortak paydayı bulmada usta bir siyasetçi. İdeolojik şartlanmışlığı yok, çok esnek ve ‘olmazsa olmaz’ bir şartla müzakerelere girmedi. Bana öyle geliyor ki Merkel tüm partileri, başında kendisinin bulunduğu bir tür ‘üst partinin’ üyeleri olarak görüyor.

Bunun sebebi ne olabilir?

Angela Merkel 35 yaşına kadar sosyalist Doğu Almanya’nın seçkin elitleri arasında yer alıyordu. İki Almanya birleşmeseydi belki de tüm partileri çatısı altında toplayan Stalinist Sosyalist Birlik Partisi’nin (SED) başına geçecekti. Bu olmasa bile en azından Merkel SED’nin ilk sıralarında yer alan önemli ‘sosyalist’ bir siyasetçi olacaktı.

İki Almanya’nın birleşmesi ile şartlar kökten değişti ve Merkel 1989/1990 yılında birleşik Almanya’da siyaset atıldı. Hem de hiç kimsenin beklemediği bir partide: CDU!

Son 24 yılda Merkel bir taraftan siyasi kariyer basamaklarını hızla tırmanırken, diğer taraftan Alman siyasetini değiştirdi. Sanki Merkel kendini, az öne üst parti olarak ifade ettiğim, hayali bir SED’nin başkanı olarak görüyor. Bir farkla; olay sosyalist değil parlamenter-demokratik bir ortamda gerçekleşiyor.

Almanyalı Türklerin opsiyon modelinin kaldırılmasını bir başarı olarak görmemesi normal. Opsiyon modeli zaten bir haksızlıktı. Hem de burada doğan çocukları 18-23 yaş arasında iki vatandaşlıktan biri arasında tercih yapmaya zorlayan bir haksızlık. Beklenen bunun fazlasıydı: Herkes için çifte vatandaşlık ve yabancılar için yerel seçimlerde oy hakkı.

Çifte vatandaşlığın önü açılmadığı için önümüzdeki yıllarda şöyle tuhaf bir durum oluşacak: Almanya’da doğmuş ve on yıllardır bu ülkede yaşayan yüz binlerce Türk vatandaşı olan seçmen Alman belediye seçimlerinde bile oy kullanamazken Türkiye’deki cumhurbaşkanı seçimleri ve meclis seçimleri için oy kullanabilecek.

Demokratik siyasetin en önemli özelliği siyasetin hedefi olan kesim ile birlikte müzakere yürüterek söz konusu kitlenin ihtiyaçlarına cevap veren çözümler üretmektir. Almanya 2000 yılına kadar göç konusunda siyaset geliştirmeme siyasetini takip etti. Bu zaman diliminde her alanda Almanya şartlarına değil de geldikleri ülkenin şartlarına göre bir yapı oluştu.

Almanya 2000 yılından sonra ise göç siyasetinin hedefi olan gruplarla değil ‘Almanyalı Türkler için neyin doğru olduğunu en iyi Alman devleti bilir’ cümlesi ile özetlenebilecek vesayet anlayışı ile siyaset yürütüyor. Bunun doğurduğu neticeyi merkezi Düsseldorf’ta bulunan Futureorg düşünce kuruluşu başkanı Sosyolog Kamuran Sezer DTJ online haber sitesi için kaleme aldığı ‘Ben bir Alman olmaya karar vermiştim’ başlıklı makalesinde şöyle dile getiriyor: “On yıl önce tam bir inanç ve kararlılıkla Alman vatandaşlığını aldım. Konuya mantıkla baktığımda bunun alternatifi de yoktu. En azından o gün için geçerli olan yaklaşım buydu. Çünkü ben Almanya’da yaşamak istiyordum. Bunun zorunlu mantıki sonucu ise Alman vatandaşı olmaktı. Ancak bu şekilde Alman toplumun eşdeğer bir üyesi olabilirdim. Kısacası: Ben bir Alman olmaya karar vermiştim. Aradan geçen zaman diliminde ise bu toplum, asimile olmaya hazır benim gibi Türk bir misafir işçi çocuğunu tekrar Türkleştirmeyi başardı. Ben bugün daha güzel Türkçe konuşuyorum ve Türk kültür ve tarihini araştırmaya da başladım. 1848 Mart devrimi benim için, Almanların Muhteşem Süleyman olarak tanıdıkları, Osmanlıları en güçlü oldukları dönemde hükmeden, Kanuni Sultan Süleyman’dan daha önemli iken bu değişti. Artık Kanuni benim gözümde kendisine hayran olduğum bir kahraman.”

Almanya siyasi ve bürokratik seçkinleri ve aydınları 2000 yılına kadar göç konusunda siyaset yapmayı reddederek, son 13 yılda ise vesayet mantığı ile bir siyaset geliştirerek Almanya’da kalıcı bir Türkiye’nin oluşmasına sebep oldu. Bilmiyorum farkındalar mı?

01.12.2013 20:16