TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Ümmi Bilge Mevlüde Genç

Arapça bir kelime olan ümmi, hem ‚anne’, hem de herhangi bir medeniyet anlayışı ile içli dışlı olmamış, doğduğu gibi kalan, yeni bir bilgi edinmemiş, okuma-yazma bilmeyen gibi anlamlara geliyor. Burada okuma-yazma bilmemek cahil anlamını taşımıyor.

Türkiye’den Almanya’ya göç eden birinci nesil için ‚ümmi’ sıfatını kullanmak yerinde olsa gerek. Almanya’ya gelen anne-babalarımız ümmi olduklarından beraberinde getirdikleri inanç ve gelenekleri Alman toplumunun idrak ve anlayışına göre yeniden yorumlayamadı, içinde bulundukları durumu ortaya koyan hikayeler anlatamadı, kitaplar yazamadı, filmler çekemedi ve şu anda bir çok ‘Türk kökenli Alman aydının’ kanal kanal dolaşıp bu temiz insanların inanç ve gelenekleri ile ilgili ürettikleri saçma sapan yorumlara, ‘Hayır öyle değil, siz çarpıtıyorsunuz!’ diyemedi.

İlk nesil Almanyalı Türkler sevinçlerini anlatamadıkları gibi acılarını da paylaşmadılar. İçlerine attılar hep. Bundan 20 yıl önce Solingen’de meydana gelen yangında beş ciğerparesini kaybeden Mevlüde Anne gibi.

Mevlüde Anne DTJ Online haber sitesinde yayınlanan röportajında cinayetler ve katiller hakkında neler düşündüğü hakkında her vicdan sahibi insanı derinden etkileyen, kapsamlı cevaplar veriyor. Nefret yerine sevgi ve şefkat soluklayan acılı bir kalbin neler hissettiğini merak edenlerin okuması gereken bir röportaj. Röportajı okuduğunuzda Mevlüde Anne’den neden ‘Ümmi-Bilge’ bir şahsiyet olarak söz ettiğimi daha iyi anlayacaksınız.

Geçen hafta bir-iki gün facianın 20. yıl dönümünün yasını tuttuk. Her yıl 29 Mayıs tarihi gelince çoğu siyaset kokan, göstermelik toplantı ve başka etkinliklerle ırkçılığı lanetliyor katillere verilen cezanın azlığından, emniyetin işi savsaklamasından dem vuruyoruz.

Ya Mevlüde Anne?

„Bir anne olarak benim için olayın üzerinden beş, 10 veya 20 yılın geçmiş olmasının herhangi bir farkı yok. Benim çektiğim acı her gün aynı. Ben geceleri ağladım ve gündüzleri diğer çocuklarımla ilgilendim. Acıyı her gün yeniden yaşadım.“

Röportajda benim asıl dikkatimi çeken Mevlüde Annenin evi herkes uykudayken gecenin ortasında tutuşturan üç katille ilgili söyledikleriydi. „İslam şefkat ve merhamet dinidir.” diyor Mevlüde Anne ve devam ediyor: “Ben katilleri Allah’a havale ediyorum ve eminim ki Allah dilerse bu cinayetleri de bağışlayabilir. Ben değil, dilerse Allah bağışlasın. Bu şekilde olay benden çıkmış olur. Kimin suçu varsa onu Allah affetmeli. Allah affedince insanlar da affeder. Benim dileğim cinayeti işleyenlerin Allah tarafından affedilmesidir.“

Mevlüde Anne siyaset ve sosyal bilimcilerin çözüm bulamadığı ırkçılık belasıyla mücadelede bize bir reçete sunuyor: Şefkat!

Gerçekten de ister Solingen yangını olsun isterse NSU seri cinayetleri; katillerin karanlık geçmişlerine göz atınca sevgiden ve ilgiden mahrum bir çevrede yetiştiklerini görüyorsunuz.

Alman toplumu Solingen faciasının Türkler üzerine yaptığı psikolojik etkiyi anlamadı. Olaydan hemen sonra New York’da bulunan bir Alman diplomat Yahudi lobi kuruluşunu arayarak, “Merak etmeyin saldırıya uğrayanlar Yahudi değil Türk” mesajı verirken, 20. yıl dönümü olan 29 Mayıs 2013 tarihinde Alman Birinci Kanalı ARD bu felaketin anısına bir programa yer vereceğine‚ Batı’da Allah’ın Savaşçıları’ başlıklı bir tartışma programı yayınladı. Anne Will tarafından yönetilen programa tepki olarak haftalık Die Zeit’tan Gazeteci Özlem Topçu Facebook adresinde şu yoruma yer verdi: „Belki siz ‘Batı’da Allah’ın Savaşçıları“ isimli tartışma programına 20 yıl önce meydana gelen ırkçı bir saldırıda 5 çocuğunu kaybeden ve o günden beri uzlaşma ve barış havariliği yapan Mevlüde Genç’i de davet etmeliydiniz. Eğer ‚Allah’ın’ bir savaşçısı varsa o da bu kadındır.“ Zaman Gazetesinde Yahya Yıldırım ise ırkçı cinayetlere 5 canını kurban veren Annemize Nobel Barış Ödülünün verilmesini gündeme taşıdı.

70 yaşında bir çok hastalıklarla mücadele eden acılı anne vefat ettiğinde beş çocuğunun gömülü olduğu Mercimek köyüne defnedilmeyi arzuladığını söylüyor. Hakkıdır annemizin. Dünyada kucağına doya doya alıp koklayamadığı, bağrına basıp sevemediği evlatları ile kabir yakınlığını arzulamak kadar doğal bir şey olmaz. Ancak o 20 yıldır dile getirdiği sevgi ve şefkat mesajlarıyla Almanyalı Türklerin hissiyatlarına tercüman oldu. Ona her kesim hitap ederken ‘Anne’ diyor.

Solingen’de bir Müslüman mezarlığı var. Bundan bir kaç ay önce Alevi-Sünni diyalogunun sembol isimlerinden Alişan Hızlı’yı ebedi aleme uğurladığımız bir kabristan. Mevlüde Anneyle ben hiç görüşmedim. Ama görüşseydim Solingen’deki bu kabristana defnedilmeyi vasiyet etmesini isterdim. Çünkü o zaman hayattayken konuştuğundan daha çok kabrin hal diliyle, “Dünya kavga etmeye değmez. Burada zaten hepimiz kul olarak eşitiz. Hayatta esas olan sevgi ve şefkattir’ mesajı verecektir.

04.06.2013 10:50