TAKİP ET
Dr. Sabine Schiffer

Dr. Sabine Schiffer

Ukrayna’da ak ile kara belli oldu

Ukrayna’dan son haftalarda yapılan yayıncılık pervasızca ve tek taraflı olarak yapıldı ama yine de artık tüm iyimserlerin gözündeki illüzyon perdesinin açılmış olması gerekiyor. Ukrayna’da mesele demokrasi ve insan hakları değil.

Uluslararası Para Fonu IMF’nin Ukrayna‘ya dayattığı kredi koşulları çok sarih bir şekilde ilerici bir adım olarak değerlendirildi. Ne yazık ki bu da bizim basının çoğunluğu tarafından yine sorgulanmadan, eleştirilmeden yayınlandı. Gerçekte Ukrayna dört yıl önce bugünkü gibi „reforma hazır“ değildi, ama o zamanlar yasal bir hükümete sahipti. Yasal olmayan geçici hükümet Batı’ya entegrasyon yönünde oluşumlar hazırlıyor. Bu oluşuma pazarların açılması, vergi artışı ve Ukrayna ekonomisinin kitlesel işçi çıkarmasını da beraberinde getiren yeniden yapılanması da dâhil. Naomi Klein „Şok stratejisi“ (Die Schockstrategie) adlı kitabında bu durumu gayet iyi anlatmış. Klein kriz durumlarının belli bir ekonomik doktrini yerleştirmek için kullanıldığını yazıyor. Batı’dan gelecek kredilerin krizle sarsılan bu ülkeye çıkarsız bir „yardım“ olarak verileceğini düşünenler, son on yıllardaki gelişmelere dikkat etmemiş demektir.

Krizlerin tesadüfî gelişmelere bırakılmadığını Ukrayna’da 2004 yılında yabancı enstitülerle vakıflar tarafından hazırlananların yapmaya çalıştıkları darbede gördük-sözde Turuncu Devrim‘den bahsediyorum. Bu arada Turuncu Devrim iyice araştırıldı. Günümüzde yapılan aktüel haberciliğe örnek teşkil edebilir. En azından geriye dönük olarak da olsa güncel saflıklara karşı uyarıcı bir niteliği olabilir.  Gürcistan’da meydana gelen ve „Batı’ya uyarlanarak“ gölgelenen gelişmeler de sorumlu araştırmacılar tarafından mercek altına alınmalı. Sonuç itibarıyla Ukrayna’da seçimle iş başına gelmiş bir hükümetin yerini oportünistler ile faşistlerden oluşan bir holding almayı başardı. Bu oluşum Kırım’daki gibi bir referandum yapmayı çok arzu ederdi.

Ama Batı bunun üzerinde durmuyor, zira Batı kendi çıkarlarına hizmet etmeyen isteklere itibar etmez. Batı, NATO’nun Doğu’ya açılımıyla birlikte ekonomilerin de Batı’ya uyumunu uzun süredir öngörüyor. Bu bağlamda da-ne kadar tetikleyici olursa olsun-eski Rus düşmanlığını kullanmaktan çekinmiyor.  Putin ise bu konuda ihtiyaç duyulan alanı sunmakta geri kalmıyor. Putin’in perspektifi-NATO’nun daha fazla genişleme taahhüdü ile uyumsuzluk, Sivastopol ve Tartus üzerinden denize erişimi engellemek, Rusya’nın serbest enerji ticaret yollarını garantilemek-yeni bir „Hitler“i şeytanlaştırmamak için kabul görmüyor. Bu nedenle de Nazi dönemiyle bir kıyaslama yapılmıyor.

Jeopolitik ve enerji krizi araştırılmadan aktüel dünya politikasını ne Doğu’da ne de Afrika’da anlamak mümkün değildir. Bizim medya temsilcilerinin-dördüncü güç olarak idealize edilen-bu konularda acilen bilgilenme kurslarına ihtiyaçları var. Aynı şekilde devletler hukuku üzerine de bilgilenmelerini tavsiye ederim. Bunları öğrenirlerse devletler hukukuna aykırı gelişmeleri görebilirler ve belli politikacıların çıkarlarını düşüncesizce eleştirmeden yazıya dökmezler. Ukrayna’daki darbe farklı ölçülerle ölçmeye çok iyi bir örnek oluşturuyor, aynı şekilde Kırım halkının kendi kaderini kendilerinin belirleme hakları ve diğerleri gibi.

Değerlerini sadece araç olarak kullanan sistemlerin maruz kaldığı zarar sınırsızdır. „Özgürlük“ kelimesinin kötüye kullanılmasının farkına birçok kişi varacaktır, zira uluslararası kredi anlaşmalarının geçiş koşulları Hitman John Perkins’in kamuya yaptığı açıklamalardan sonra genel kültür bilgisi kapsamına girmiş bulunuyor. Rusya’ya karşı kendimizi sınırlamamızla birlikte yanlış müttefike yaklaşmamız gösteriyor ki, biz de yıkılmak üzere olan bir ekonomi imparatorluğunun bir parçasıyız. Irak, İran ve Rusya’ya baktığımızda, Almanya’nın bu ülkelerle ticari ilişkileri bitirmek, diğerleriyle geliştirmek durumunda olduğunu görüyoruz. Serbest ticaret anlaşmaları TTIP ultra ciddi bir biçimde hayata geçirilecekse ultra neoliberal yapılanmadan tüketici haklarının ortadan kaldırılmasına kadar ve böylece gerçekten büyük şirketlerin istediği sonuç gelene kadar, anayasamız da, birçok kereler hırpalanan anayasamız da müzeye kaldırılır. Demokrasiyi örtülü ya da açık ekonomi savaşıyla karıştıranları bekleyen sonuç demokrasi değil savaştır.

04.04.2014 18:32