TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Türklerin suç ortağı olduğu pasif asimilasyon pratikleri

Asimilasyon pratiklerinde Türklerin suç ortaklığı meselesine gelince; Almanya’da birçok sivil toplum kuruluşu Afrika veya ihtiyacın olduğu başka kıtalarda sahipsiz kalan yetim çocuklar için yurtlar açıyor, onların eğitimi için burs topluyor. Bu güzel. Ancak neden Almanya’daki Türk sivil toplum kuruluşları aynı hassasiyeti Almanya’da zor durumdaki Türk çocukları için göstermiyor?

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2008 yılının Şubat ayında Kölnarena’da sarf ettiği ‘Asimilasyon insanlık suçudur’ açıklamasına Almanya’da her kesimden tepki yağmıştı. Bu itirazlar haklıydı.

Niyet okuma bir tarafa Almanya’nın Türklere karşı aktif bir asimilasyon politikası yok. Camiler kapatılmıyor, aksine kapıları sonuna kadar herkese açık. İsimler zorla değiştirilmiyor, hiç kimse zorla Hristiyanlaştırılmıyor, dil yasaklanmıyor.

Totaliter rejimlerden bildiğimiz bu ve benzeri aktif asimilasyon politikası bir tarafa, Türkler Almanya’da örgütlenme hakkı başta olmak üzere, çok sayıda temel hak ve özgürlükten yararlanıyor. Almanya’nın anayasasından meşruiyetini alan ‘vatandaşa hizmet’ ilkesine dayalı kamu düzeni bazı sorunlar içerse de dünyada örneği çok az bulunan fırsatlar sunuyor.

Asimilasyonun önündeki en büyük engel olan işte bu Alman anayasası, Alman okullarında Türk Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yaklaşık 600 öğretmenin Türkçe eğitim vermesine imkân sağlayan ikili anlaşmalar, AB mevzuatı ve Almanya’nın da altına imzasını attığı uluslararası anlaşmalardır.

Ancak Almanya’da içinde devletin aktör olarak yer aldığı pasif asimilasyon pratikleri var. Bunlar yazılı politikalar değil belki ama neticede fiili bir asimilasyon durumu doğuruyor ve iki kesim arasındaki ilişkiyi zehirliyor.

Bu pratiklerin başında gençlik dairelerin sorunlu Türk ailelerinden aldıkları çocuklara yönelik uygulamalar ve en son Bavyera eyaletinin Kleinwallstadt ilçesinde yaşanan Türkçenin engellenmesi geliyor.

Bir aile dramı olarak geçen hafta Türk basınınında geniş yer verdiği Elif Yaman olayı pasif asimilasyon altında neyi kastettiğimin somut bir örneğini oluşturuyor. 12 yaşında ailesinden alınan – ki bu uygulama haklı gerekçelere dayanabilir – Elif, 7 yıl Alman bir aileye verilir. Alman ailede Elif Türkçesini geliştiremediği gibi, Türk kültürü hakkında – varsa – bildiklerini de unutur.

Almanya’da binlerce Türk çocuk benzeri durumda bulunuyor. Hepsi Elif kadar şanslı değil. Elif için Türkiye Cumhuriyet Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ devreye girerek sorunu tatlıya bağladı. Ancak Alman ailelerde asimilasyona tabi tutulan diğer binlerce Türk çoğun durumu ne olacak? Angela Merkel’inden Cem Özdemir’ine kadar, Türk kökenli olsun veya olmasın, Alman siyasetçilerin oylarına göz diktikleri Türk seçmenin her bir sorununun çözümü için Bekir Bozdağ’ın devreye girmesini mi bekleyeceğiz? Eğer 50 yıl sonra hala Almanyalı Türklerin sorunlarını Ankara çözecekse Berlin’e ne gerek var?

Bu asimilasyon pratiklerinde Türklerin suç ortaklığı meselesine gelince; Almanya’da birçok sivil toplum kuruluşu Afrika veya ihtiyacın olduğu başka kıtalarda sahipsiz kalan yetim çocuklar için yurtlar açıyor, onların eğitimi için burs topluyor. Bu güzel. Ancak neden Almanya’daki Türk sivil toplum kuruluşları aynı hassasiyeti Almanya’da zor durumdaki Türk çocukları için göstermiyor? Uyum danışma kurulları, siyasi partilerde aktif olan Türkler ve cami dernekleri başta olmak üzere farklı alanlarda aktif olan kurumlar bu sorunu gündemlerine alsalar yerelde oluşan bu sorunlara çözümler geliştirilebilir.

Yaşadığımız sorunlar, ‘Almanla bizi asimile etmek istiyor’ kolaycılığına sığınarak ‘Suçlu Alman, mağdur Türk’ şeklide gerilim oluşturmak bizim görev ve sorumluluğumuzu ortadan kaldırmadığı gibi çözüm de getirmez.

04.02.2013 18:10