TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Türkiye’de yaşananları bir Alman’a anlatmanın zorluğu

17 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet skandalından sonra yaşananları Türkiye’ye ilgisi günlük haber takibinden ibaret olan bir Alman tanıdığınıza anlatmayı hiç denediniz mi? Veya size ‘Türkiye’de neler oluyor?’ sorusunu yönelten bir Almana cevabınız ne olurdu?

Geçen hafta Hamburg’da düzenlenen ‘Ortak Yaşam Kültürü’ programından dönerken trende tanıdık bir Alman gazeteci ile karşılaştım. Daha önce kendisi ile ortak bir Türkiye gezimiz olduğundan konuya hemen girdi. Gazetecinin ‘Türkiye’de neler oluyor?’ sorusuna seçimlerden önceki bir haftayı Türkiye’de geçirdiğimden gözlemlerimi anlatarak cevap vermeye çalıştım. Ben anlattıkça ilgisi artacağına azaldı ve benim anlattıklarımı şu cümle ile yorumladı: “Erdoğan yıllardır elde ettiği kazanımları kendi eliyle yok ediyor.”

Cumartesi akşamı Münih Olimpiyat salonunda Almanya’nın farklı şehirlerinden gelen on bin insan Alman-Türk dostluğunun şölenini kutladı. Sunuculuğunu Almanya’da siyasi tartışma programlarının duayeni Sabine Christiansen’in yaptığı programda çok sayıda Alman milletvekili ve bürokrat da vardı. Ne Türkiye’den ne de Türk elçiliğinden bir tek temsilci yoktu. Bir Alman’ın iki ülke arasındaki en önemli kültürel etkinliklerden biri olan programa ‘Türk tarafından resmi bir temsilci neden yoktu’ sorusuna nasıl cevap verirdiniz?

Başbakan Erdoğan seçim galibiyetinden sonra ilk gezisini Azerbaycan’a yaptı. Basına yansıyan en önemli gündemi komşu ülkedeki Türk okullarının nasıl kapatılacağı idi.

Bir Alman size ‘Türkiye Cumhuriyeti başbakanı neden başka ülkede kendi dilini öğreten eğitim kurumlarının kapanmasını ister?’ diye sorsa cevabınız ne olurdu?

Türkiye’de 30 Mart 2014 Pazar günü mahalli seçimler yapıldı. Seçimlerden sonra herkes AKP başarısını tartışıp anlamaya çalışırken Alman haber ajansı DPA abonelerine “Erdoğan ile ortaklıktan karşıtlığa: Fethullah Gülen” başlıklı bir haber geçti. Frankfurter Rundschau ve Die Welt gibi önemli haber siteleri başta olmak üzere bir çok sitenin yayınladığı DPA haberinde cevabı aranan sorular şunlardı:

1) Fethullah Gülen kimdir ve Hizmet Hareketi nedir?
2) Gülen’e ilgi neden artıyor?
3) Erdoğan Gülen’i neden en büyük düşmanı olarak görüyor?

Birinci sorunun cevabında şu bilgiye yer veriliyor: “72 yaşında olan Gülen uluslararası etkinliği olan bir Müslüman vaizdir. Gülen 80’li yıllara kadar farklı Türk şehirlerinde vaiz olarak etkili oldu. İslam, eğitim ve bilim, sosyal adalet ve dinler arası diyalog konularının ele alındığı vaaz ve kitapları ile Gülen çok sayıda mümini coşturdu ve onlar için ilham kaynağı oldu. Bunlardan oluşan ve Hizmet adı verilen hareketin ağırlıklı çalışma alanlarından birini eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması oluşturmaktadır.”

Bana biri Hizmet Hareketi nedir, tarif et deseydi Alman haber ajansı DPA’nın verdiği cevap kadar kısa ve özlü bir tanım yapamazdım.

Şu satırlar da Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinden: “Erdoğan’ın değişimini 30 Mart 2014 büyük zaferinden sonra kullandığı retorik kadar belirgin kılan başka bir örnek zor bulunur. AKP-Patronunun bu yıl söyledikleri hiç de barışçıl değildi. Aksine, galip, şimdi bir intikam meleği tavrını takınarak, genelde tüm muhalefete özelde ise Pensilvanya’da sürgünde yaşayan Müslüman vaiz Fethullah Gülen’e savaş ilan etti.”

DPA ve FAZ, AK Parti ve Hizmet Hareketine aynı mesafede duran kuruluşlardır. Yapılan açıklamalardan ve olgulardan hareketle haber yapıyor ve bunlar üzerinde yorumda bulunuyorlar.

Karşımızda 2002 yılında siyasi yolculuğa halk partisi olarak başlayıp 2014 yılına devlet partisi olarak gelen bir parti ve parti lideri/başbakan var.

İslam dininde ve modern hukukta esas olan adalettir: Ne zulme uğrayınız ne de zulmediniz! Hem vatandaşlar arasındaki ilişki, hem de devlet-vatandaş ilişkisi karşılıklı hak ve görevler içeren bir hukuk ilişkisidir. Ama kaderin hükmü sizi bir tarafa yerleştirecekse mazlum ve mağdur olmak zalim ve zalimlerin zulmüne ortak olmaktan her zaman daha iyidir.

06.04.2014 18:48