TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Türk Alman ilişkilerinin sömürgeci ruhu

Almanya, aradan geçen yaklaşık 200 yıllık zaman diliminde Türkiye’ye merkezinde ekonomik çıkarların yer aldığı açık veya kapalı sömürgeci bir gözle baktı. Araçlar değişse de bu temel yaklaşım değişmedi. Bu açıdan bakınca Türkiye’nin demokratikleşmesi yeni bir durum/sorun oluşturuyor.

Almanya’nın yaşı 90’ı aşmış bilge siyasetçisi Helmut Schmidt, bir dönem başbakan olarak yönettiği ülkesinin içinde bulunduğu zor durumu merkez-çevre kavramları ile açıklıyor. Bu yaklaşıma göre tarih boyunca Almanya kıta Avrupası’nda ki coğrafi konumu, nüfusu ve nüfuzu ile merkezde yer alıyor. Almanya çıkarları gereği farklı araçlar kullanarak çevreye doğru açılıyor. Bu açılım merkez-çevre ilişkisini bozduğundan Almanya güçlü de olsa kaybeden taraf oluyor. Bazen ise çevredeki güçler Almanya’yı hedef alıyor. Bu durumda Almanya zayıf düşüyor ve yine kaybediyor.

Birincisine örnek olarak 1871 yılında Otto Graf von Bismarck’ın öncülüğünde kurulan Alman İmparatorluğu’nun kısa zamanda elde ettiği ekonomik ve askeri gücü çevreye sömürgeci bir siyasetle kullanmasını gösterebiliriz. Bu açılım Birinci ve İkinci Dünya Savaşı felaketlerini doğurdu. Almanya güçlüydü ama kaybetti! Çünkü merkez-çevre dengesi bozulmuştu.

İkincisine örnek olarak ise 19. yüzyılın başında Fransız General Napoleon Bonaparte’ın Almanya’yı işgali (1806-1813) gösterilebilir. O dönemde zayıf olan Almanya’nın güneyinden girip kuzeyinden çıkan Napolyon, ülkenin en az 50 yıl bir iç bunalım yaşamasına sebep oldu. Tecrübeli siyasetçi Schmidt Almanya’ya konumundan dolayı -güçlü de olsa- gücünü dengeli ve kontrollü kullanmasını öneriyor.

Euro krizi ile beraber şu gerçek ortaya çıktı: Almanya, çevresinde yer alan ülkelerin üzerinde ekonomik bir hâkimiyet kurmuş bulunuyor. Bunun farkına varan ülkelerde Almanya’ya karşı huzursuzluk artıyor. Araç olarak Avrupa Birliği’nin kullanıldığı bu hâkimiyette ülkeyi yöneten siyasetçiler Schmidt’in uyarısını kulak ardı eder ve merkez-çevre dengesini bozarsa kaybeden taraf Almanya olur. Bundan dolayı Almanya -bedeli ne olursa olsun- AB’nin devamı için mücadele edecektir. Çünkü tarihte bir benzeri olmayan AB merkez-çevre ilişkisini dengede tutuyor. Almanya açısından çevrede yer alan ve ilişkinin dengede tutulması gereken ülkelerden biri de şüphesiz Türkiye.

Sultan 2. Mahmut tarafından askeri danışman olarak davet edilen başka bir Helmuth, Türkiye’ye yaklaşımın temelini attı. Alman İmparatorluğu’nun kuruluşunda en az Bismarck kadar önemli bir rol oynayan Helmuth von Moltke 1835-39 yılları arasındaki dört yılı Osmanlı İmparatorluğu’nda geçirdi. Bir taraftan Yeniçeri Ocağı’nı yeni ortadan kaldıran Sultan’a askeri danışmanlık hizmeti veren genç Moltke, diğer taraftan Prusya’ya çöküş döneminde bulunan imparatorlukla ilgili sürekli rapor gönderir. Aradan geçen yaklaşık 200 yıllık zaman diliminde Almanya Türkiye’ye, merkezinde ekonomik çıkarların yer aldığı açık veya kapalı sömürgeci bir gözle baktı. Araçlar değişse de bu temel yaklaşım değişmedi. Bu açıdan bakınca Türkiye’nin demokratikleşmesi yeni bir durum/sorun oluşturuyor.   Bunun için Almanya, Türkiye’de son 20 yılda yaşanan köklü değişimi siyaseten görmemezlikten geldi ve bir gün gelip eski antidemokratik Kemalist/ulusalcı güçlerin tekrar güç kazanacağı umudunu besledi.

Bu yılın ortasında Almanya’nın önemli düşünce kuruluşlarından Bilim ve Siyaset Vakfı (SWP) Türkiye ile ilgili periyodik raporunu açıklayınca dikkat çeken sadece uzunluğu olmadı. Normal şartlarda 4-6 sayfa olan rapor bu sefer 20 sayfayı aşkındı. Ancak asıl önemli olan raporun içeriğiydi.

Türkiye uzmanı Dr. Günther Seufert tarafından kaleme alınan rapor Türkiye’nin son 20 yılda yaşadığı köklü dönüşümü özetledikten sonra şu neticeye varıyor:  AK Parti başta olmak üzere siyasette, ekonomide, bürokraside, sivil toplumda ve düşünce kuruluşları arasında yeni aktörler var. Bu yeni aktörleri dikkate almadan Türkiye’de etkili olmak mümkün değil. Önümüzdeki yıllarda Almanya’nın özünde sömürgeci olan 200 yıllık yaklaşımının değişmesi gerekiyor. Yoksa kaybeden taraf olur. Almanya bunun farkında. Başbakan Angela Merkel’in 2013 yılının şubat ayında Türkiye’ye yapacağı ziyaret yeni dönemin temellerinin atıldığı bir ziyaret olabilir. Önceki ziyaretleri pek ciddiye almayan Merkel bu sefer hem AB konusunda hem de ikili ilişkileri geliştirme konusunda yeni tekliflerle gelirse şaşırmam.

30.12.2012 18:27