TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Terörün bir saatlik tahribini tamir etmek için

Geçen hafta Samanyolu Avrupa Özle Bakış programı içim Hollanda’daydık. Programın konusu 12 Eylül Çarşamba günü (yarın) yapılacak olan federal seçimlerdi. Hollandalılar son 10 yılda beşinci kez sandığa gidiyor.

Bu her iki yılda bir seçim anlamına geliyor. Dikkatimi çeken diğer bir husus ise Almanya’dan farklı olarak Hollanda’da sağ ve sol uçta yer alan partilerin güç kazanması oldu. İki yıl önce İslam ve göçmen karşıtlığını program haline getiren Geerd Wilders’in partisi iktidarı belirleyecek güce ulaşmıştı.

Wilders Liberal Parti ile Hıristiyan Demokratlardan oluşan azınlık hükümetinden desteğini çekince de Hollanda bir kez daha erken seçime gitmek zorunda kaldı. Bu seçimlerde ise aşırı sol Sosyalist Partinin güçlenmesi bekleniyor.

İpsos Synovate araştırma kurumunun yaptığı ankete göre iktidardaki Liberal Parti (VVD) ile İşçi Partisi’nin (PvdA) her ikisinin de sandalye sayısı 35’e çıktı. Ankete göre üçüncü sırada yer alan parti ise 21 koltukla Sosyalist Parti.

Programa farklı partilere mensup altı aday katıldı. Her biri Hollanda’nın siyasi gündemine hâkim İşçi Partisi’nden Tunahan Kuzu, Yasemin Cekerek ve Selçuk Öztürk, Hıristiyan Demokrat Partisinden Ebubekir Öztüre ve Turan Yazır ile Yeşil Sol Partiden Huri Şahin’in ortak tespiti şu: Hollanda son 10 yıldır yaşadığı siyasi istikrarsızlığa, bugün 11 Eylül 2001 saldırıları ile girdi.

Terör sadece Hollanda’yı siyasi krize sokmada, ister göçmen/Müslüman isterse yerli, vatandaşla devlet arasında da ciddi bir güven bunalımına sebep oldu. Hıristiyan Demokratlar Birliği’nden milletvekili adayı Ebubekir Öztüre’nin şu tespiti sadece Hollanda için geçerli değil: “Hollanda’da demokratik hukuk devletine olan güven konusunda bir azalma oldu. Bu güven kaybını gidermek için politikalar geliştirmeliyiz.”

Bu politikalar neler olabilir?

Bu sorunun cevabını bulmak için sorunun adını doğru koymamız gerekiyor. Tarihte yaşanan olayların etkisi genel itibari ile zaman ve mekân açısından sınırlı olur. Ancak 11 Eylül saldırısının etkisi küresel çapta olduğu gibi üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen devam ediyor.

Geçende hem 11 Eylül olaylarında adı geçen, hem de NSU cinayetlerinden biri işlenen bir eyaletin Anayasayı Koruma Teşkilatında (Verfassungsschutz) görevli bir üst düzey yetkili ile görüştüm. Konu NSU cinayetleri idi ama söz döndü dolaştı 11 Eylüle geldi.

Yetkili özetle şunları söyledi: “11 Eylül saldırıları bizi hazırlıksız yakaladı. Hem personel hem de maddi imkânlarımızı o alana kaydırdık. Dil bilse bile Selamunaleyküm, Cihad ve Allahuekber gibi her Müslümanın gündelik hayatta kullandığı ifadelerin ne zaman normal bir Müslümana ne zaman teröriste işaret ettiğini bilmeyen uzmanlarımızın olmaması ayrı bir sorun. Bu fiili durum ve İslam dini ile terör arasında kurulan sebep-sonuç ilişkisi bizi içinden çıkılması zor bir durumla karşı karşıya getirdi.”

Sorun tam da burada. Güvenlik politikalarında adeta vazgeçilmez bir paradigma haline gelen terörle İslamiyet ve Müslüman dindarlık arasında kurulan ilişkiden – bu ilişkinin kurulmasında siyasetin ve medyanın kilit rolü var – vazgeçilmediği müddetçe sorunu çözmek de mümkün olmayacaktır.

Bir de Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde teröre yaklaşımında çifte standart sorunu var. Terör örgütleri bu lanetli işlerini ister etnik ve ırkçı (NSU ve PKK teröründe olduğu gibi) isterse dini (El Kaide teröründe olduğu gibi) gerekçelere dayandırsın; teröre karşı devletler, farklı dinler, mezhepler ve siyasi görüşler ortak bir duruş sergilemedikleri müddetçe işimiz zor.

Bunun en son örneğini Mannheim’daki ‘Kürt Şöleni’ oluşturuyor. Görünüşte legal bir etkinlikte 80 polis yaralandı. Avrupa’daki lobi gücünden ve bazı siyasi parti ve siyasetçilerin müsamahalı yaklaşımı PKK’nın terörü bugün Avrupa’ya taşımasına belki engel teşkil ediyor. Ancak demokratik değerleri reddeden, farklı istihbarat örgütlerinin etkisine açık Marksist bir terör örgütünün yarın terörü Avrupa’ya taşımayacağını kim garanti edebilir ki?

Hollandalı Türkler yarın yapılacak olan seçimleri ülkenin 11 yıl önce girdiği karanlık tünelden çıkışın ilk adımı olarak görüyor. Terörün bir saatte gerçekleştirdiği tahribi tamir etmek için nice samimi insanın uzun nefesli çalışmasına ihtiyaç var. On bir senede aldığımız mesafe ortada.

11.09.2012 09:15