TAKİP ET

‘Tek kelimelik kriz’ Almanya-Türkiye ilişkilerinde kalıcı hasar bırakır mı?

1915 yılında yaşanan vahim olaylarda hayatını kaybeden insanların çilesi herhalde daha uzun bir süre bitmeyecek. Siyaseten her yıl nisan ayı geldiğinde ‘acaba Amerikan Başkanı mesajında soykırım diyecek mi’ diye gözlerini Vaşington’a çeviren Türkiye kamuoyu bir dönem de Fransa’da çıkan ‘soykırımı inkar’ yasası ile meşgul oldu. Hükümetin bizzat ölenlerin acısını paylaşan mesajına rağmen bütün tartışmalar gelip ‘soykırım’ kelimesine dayanıyor.

Büyük yıkım yaşadığımız Balkan Savaşları ve 1. Dünya Savaşı döneminde yüz binlerce canını Balkan göçünde kaybetmiş Türkiye, siyasi bir çıkmaza dönüşmüş olan ‘1915 Olayları’ konusunda köşeye sıkışmaya devam ediyor. Yirmiden fazlaülkede kabul edilen ‘soykırım’ kavramı Alman Meclisi’nde de kabul edildi. Kaderin cilvesidir ki Almanya’daki karar tasarısının öncülüğünü de Türkiye kökenli bir politikacı olan Cem Özdemir yaptı. 

Almanya gibi önemli bir müttefikin yaşananları ‘soykırım’ olarak tanımlayan ülkeler arasına katılması Ankara için önemli bir kayıp oldu hiç şüphesiz. Almanya’da zamanlaması konusunda tartışmaların sonbahardan beri devam ettiği ‘soykırım karar tasarısı’, mecliste temsil edilen tüm partilerin üzerinde mutabakat sağladığı bir metin. Muhalefete nisan ayında ‘erteleyin, birlikte haziranda kabul edelim’ diyen koalisyon ortakları sığınmacı krizinin ortasında Türkiye ile ters düşmek istemedi, ancak iki ay çabuk geçti ve beklenen oldu. Hem de Türkiye’de reformların zirve yaptığı yıllarda Türkiye’nin yüzüne bakmayan Başbakan Merkel’in son 6 ayda 5 kez Türkiye yolunu tuttuğu  bir zamanda gerildi Berlin-Ankara hattı.

Almanya’da iktidar temsilcilerinden ‘Türkiye’yi sanık sandalyesine oturtmuyoruz’, ‘kimse bu tasarıyı Türk hükümeti ile mücadele için istismar etmesin’, ‘yasa değil bu, bir yaptırımı yok’, ‘Türkiye’yi ve Türk halkını yargılama niyetimiz yok’ açıklamaları gelse de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetten gelecek tepkinin şiddetini kestirmek zor. Alman siyasetçiler içerisinde açıklaması ilgimi çeken tek isim Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Michael Brand (CDU). Brand açıklamasında ‘Dış politikada oldukça yalnız kalmış, IŞİD ve PKK’nın baskısı altında kalan Türkiye’nin Almanya ile ilişkilerin bozulmasının üstesinden gelebileceğine inanmıyorum’ ifadelerini kullanıyor. Mealen NATO misyonu kapsamında desteklediğimiz, ekonomik bağlarımızın güçlü olduğu Türkiye az sayıda iyi ilişkiye sahip olduğu ülkelerden birisi olan Almanya’yı gözden çıkartamaz diyor.  

Türkiye’nin kararı ‘yok hükmünde’ ilan edeceği ortada. Vize serbestiyeti yüzünden zaten iyice tartışmalı hale gelen sığınmacı anlaşmasını iptal etme gibi durumun söz konusu olması pek mümkün gözükmüyor, nihayetinde anlaşma Brüksel’de 28 ülkeyle birlikte imzalandı. Ayrıca sınırların kapanması ve mülteci anlaşması ile nefes alan Batı Avrupa ülkeleri artık Balkan rotasını kapatarak sorunu Yunanistan’ın kucağına bıraktılar. Sığınmacıların gitmek istedikleri ülke Yunanistan olmadığı için Balkan rotası üzerinden akım eski haline dönmeyecek. Yani anlaşmanın iptali ‘dış sınırlarımı kendim korurum’çizgisine gelen AB için çok büyük bir kayıp değil artık. AB’nin sözünü verip kendisini vermekte acele etmediği toplam 6 milyar Euro’ya Türkiye’nin ihtiyacı olduğu da bir gerçek. Ülkedeki önemli dış yatırımcılardan birisinin Almanya olduğunu da bir kenara not etmeli.

Salı günü yapılan prova oylamada evet oyu kullanan Merkel, gerçek oylamaya programları nedeniyle katılmadı. İktidar mensubu Alman siyasiler Türkiye’nin konu hakkındaki hassasiyetini bilerek açıklamalarda dengeyi tutturmaya çalıştılar. Ancak  11 yıl önce yine Federal Meclis’te kabul ettiği tasarıda yaşananlara ‘katliam’ diyen Almanya, tarihi sorumluluğu olduğunu kabul ettiği olaylara artık ‘soykırım’ nitelemesinde bulunuyor. İlişkilerde kalıcı hasar reel politika gereği mümkün değil, dış politikada durum ortada. Rusya krizinden sonra Şangay’a giremeyeceğimize göre stratejik ortağımız Avrupa Birliği ve özellikle Almanya ile diplomatik yoldan tepki vererek yola devam etmek en makulü gibi gözüküyor. İkili ilişkilerin en iyi olduğu dönemde gündeme gelen tasarı Ankara açısında da ciddi bir talihsizlik oldu. Ancak olayın sıcaklığı geçtikçe süreç normale dönecektir.

Gelelim iki ülke krizlerinin daimi mağdurlarına. Almanya Türk Toplumu’nun iki büyük protesto yürüyüşü ve milletvekillerine yollanan binlerce mektup sonucu değiştirmedi. Eğitim ve istihdam sorunları yaşayan, yükselen aşırı sağın ve İslamofobi’nin doğal hedeflerinden olan Türk Toplumu, tüm partilerin ‘krizin kaynağı soykırım tanımı’ için evet oyu kullandığı bir ortamda bir kez daha arada kaldılar.

02.06.2016 12:58