TAKİP ET

Ahmet Salih Yurdakul

Türkler için PEGIDA’yı Anlama Kılavuzu

PEGIDA’nın “ne idüğüne” dair bilgi sahibisinizdir muhakkak. Türkiye’de bile hakkında köşe yazıları yazıldı, haberlere konu oldu, televizyonlarda tartışıldı.

[Kaldıysa konunun yabancılarına Elmas Topçu’nun “PEGIDA 101” kıvamındaki yazısı yardımcı olacaktır.]

En basitinden PEGIDA’nın “kötü” olduğunda hemfikiriz sanırım.

Neden?
Çünkü PEGIDA yabancı düşmanı ve İslamofobik!
Bu iki özellik PEGIDA’nın kötülüğüne kani olmamıza yetiyor değil mi? Ne güzel!

Zaten mesele Almanya gündemi olduğunda Almanya’da yaşayan Türklerin ne kadar özgürlükçü, demokrat, çoğulcu ve bireyci olduğunu sevinerek müşahade etmişimdir her daim. [Türkiye’dekilerin Almanya gündeminden haberdar olması ise istisnai bir duruma işaret eder.]

PEDIGA’nın 20 bin kişilik yürüyüşünde Dresden’de ve LEGIDA’nın ilk yürüyüşünde Leipzig’de bulunmuş, konuşmaları dinlemiş, katılımcıların tepkilerini gözlemleme şansı yakalamış, onlarla yapılan röportajları izlemiş biri olarak sizlere onlardan biraz daha bahsetmek isterim. Bu sayede PEGIDA’nın ne kadar “tu kaka” olduğuna dair “yakin”iniz artmış olur belki.

Kendilerini öfkeli [Wutbürger] veya endişeli vatandaşlar [besorgte Bürger] olarak tanımlıyorlar. [Aaa evet, “endişeli modern” tanımına benziyor] Belirleyici hissin endişe, korku ve öfke olduğunda makullükten nasıl uzaklaşılabildiği tarih dersinin “alıştığımız yerinden” gelen bir soru. Korku, önyargı ve ötekileştirmenin Kürtlerin, dindarların, solcuların, Alevilerin ve azınıkların en makul taleplerine kulak tıkamayı nasıl mümkün kıldığını yaşadık, yaşıyoruz. İktidar partisinin her hatasını “anamuhalefet partisi korkusundan” sineye çekenler ise başka bir patolojik durum. Aynı şekilde Hıristiyanlıkla pek bağı olmadığını vurgulayan bir PEGIDA eylemcisi de “ama Almanya’da noellerde kilisiye gidilebilmesi gerektiğinin” altını çiziyordu.

Zamanında işlerini ellerinden alan yabancılar yakında kiliselere de el koyacak, aman Tanrım!

Dresden’deki toplanma yeri olan parkta gerçekleştirilen konuşmalar sırasında dinleyicilerin en “acı acı güldükleri” konu ise ülkede tüm kimliklere özellikle Müslümanlara karşı hassasiyet gösterilirken insanların “Almanım” demekten çekinecek duruma gelmiş olmaları. “Bugün Kürdüm diyebiliyorsun, Ermeniyim diyebiliyorsun hatta eşcinselim demek bile serbest ama göğsünü gere gere Türküm diyemiyorsun!” benzeri bir durum deyince tablo kafanızda daha bir netleşir sanırım.

“İslam Almanya’ya aittir” sözünü ilk defa dile getiren bir önceki cumhurbaşkanı Wullf  olmuştu ve sonrasında epey tartışıldı. Şimdilerde Merkel de söylüyor. PEGIDA’cılar buna karşı çıkıyor. Hatta Dresden’deki yürüyüşte “Reeperbahn ne nakar Mekke’ye aitse İslam’da o kadar Almanya’ya aittir” şeklinde bir pankart görmştüm. [Reeperbahn Hamburg’un genelevleri ile meşhur semti] Kesin bir sayı olmasa da Almanya’da 4 milyon civarında Müslüman’ın yaşadığı belirtiliyor. Bu haliyle İslam tabii ki Almanya’ya ait. Doğum, göç ve din değiştirme istatistiklerine göre Almanya’nın daha da büyüyecek olan bir parçası. Buna itiraz etmek ülke gerçeğine denk düşmüyor. Cemevlerinin ibadethane olup olmadığını tartışmak, ne olduysa bir şekilde ortadan kaybolan(!) Ermeni ve Rum azınlığın vakıflarına, ruhban okullarına, kimlikliklerine her daim şüphe ile yaklaşıp taleplerine korku ile yaklaşmak gibi. Aynısı olmasına imkan dahi yok, sadece gibi.

PEGIDA’cılar ülkenin demografik yapısının değiştiğini bilseler de bunu kabullenemiyorlar sanırım. Her fırsatta “christlich-jüdisches  Abendland” ifadesini kullanarak Avrupa’nın Hristiyan-Yahudi kültüre dayandığına, İslamiyet dolayısıyla bu kültürün tehdit altında olduğuna dikkat çekiyorlar. Kültür meselesine kafa yorulacaksa tüm dünyadaki Amerikan kültürü tahakkümünün dert edilmesi kanaatindeyim. Bu bir yana, PEGIDA’cıların söylediklerinin “yüzde 99’u müslüman olan [onların da Sünni müslüman olduğunu ayrıca belirtmeye gerek var mı?] bir ülkede salyangoz sattırmamaya yeminli” söylemden pek bir farkı yok.

Ekonomik söylemler ırkçılık için en verimli alan. Almanya gibi ekonominin iyi gittiği ülkelerde bile ekonomi kartı “işe yarıyor”. Önemli olan gerçekler değil algı ve işlerin “birileri yüzünden kötüye gidiyor olduğu hissiyatı. Röportajlarda mülteciler için devlet bütçesinden çok fazla harcama yapıldığı, yuvalarda çocuklara yer bulunamazken mülteciler için yeni yurtların yapıldığı, devletin kaynaklarının onlara ayrıldığı gibi söylemlere sıklıkla denk geliyorsunuz. Suriyeliler ile ilgili Türkiye’de de sıklıkla duyduğunuz tarzda ifadeler anlayacağınız. Almanya’da eksik olan ise piyasa değerinin çok üzerinde ev kiralayıp çok ucuza çalıştırdığın mültecilere rağmen her fırsatta “misafirperverlik”ten dem vurma ikiyüzlülüğü.

Milliyetçilik, ırkçılık, ayrımcılık, kimlik gibi konular söz konusu olduğunda genel olarak Almanya’da daha iyi anlaşabildiğimi ve anlaşılabildiğimi hissediyorum. Maruz kaldıkları onca eğitime ve propagandaya rağmen PEGIDA’cıların konuya dair öğrenebildiği husus: “Nazilik kötü bir şey!” Bu konuda benzer bir duruma işaret etmeye çalıştığımda nafile uğraştığımı fark etmem uzun sürmüyor. Neden? Çünkü Türkiye’de ırkçılık yok!

Aralarında yürürken “1930’ların başında da böyle idi herhalde.” diye düşünmem ise tamamen benim hüsnü kuruntum sanırım. Vatanını, milletini, bayrağını seven gayet normal insanlar alt tarafı!

Uzaklardan bakıp PEGIDA’nın kötü olduğunu düşünmen çok ince bir davranış ama burada cumhurbaşkanı ve başbakandan başlamak üzere siyasetçiler de yapıyor bunu. Ayrıca PEGIDA’cılardan çok daha fazla kişi, karşı gösterilerde sokağa çıkıyor. Toplum, Brandenburger Tor’un ve Köln Katedrali’nin ışıklarını söndürerek bir cevap verebiliyor.

Yoksa PEGIDA’ya hak vermeye mi başladın?

Tebrikler artık kendisiyle daha az çelişen birisin!

Yazıda bahsedilen röportajlar: 1, 2. Youtube’da başka birçok video daha bulmanız mümkün.

28.01.2015 18:14