TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Türkçe kaybolmaz, Türkçeden kopanlar kaybeder

Yine anadil meselesi… Sonu gelmeyen tartışma. Daha nice yıllar konuşacağız Türkçeyi. Galiba evvela şu sorunun cevabını bulmalıyız: Türkçe Türk çocuklarının anadili mi, birinci dili mi, ikinci dili mi, ne? Eğer anadili ise, Türkçeye anadil muamelesi yapmak gerekmez mi? Kelime hazinesi ve dil hissi açısından bakıldığında Almanya’daki Türk çocuklarının birinci dili Almanca değil mi?

Ayıkla pirincin taşını ayıklayabilirsen… Ama ömrünü sayıklayarak geçirenlerin zaten ne dil derdi var, ne de Türkçe veya Almanca!

Açık ve net söylüyorum: Türk dili kaybolmaz, anadili Türkçe olanlar, anadillerinden uzaklaştıkları ölçüde kendilerine yabancılaşır, o kadar. Geniş manada dilin sahibi neşet ettiği topyekûn millettir. Millet fertlerden oluştuğuna göre o millete mensup bütün insanlardır. Ancak insan anadilini küçük yaşlardan itibaren anne-babasından öğrendiğinden, en büyük görev ebeveyne düşer. Ardından çocuğun yaşadığı sosyal çevreye. Örgün eğitim sürecinde ise dil, dal budak salar; zihin dünyasından duygu dünyasına kadar insanı şekillendirir. Dil okuyarak ve konuşarak gelişir, elbette neyi okuyup, neyi konuştuğumuza bağlı olarak.

Anadilinden kopan insanlar kendini geçmişinden ve toplumsal hafızasından koparır. Kendi kültürüne, değerlerine karşı garip bir yabancılaşma yaşar.

Dünyanın en güzel dillerinden Türkçenin kıyamete kadar yaşayacağını söylesem iddialı kaçabilir; ama yüzlerce, belki binlerce yıl dersek abartılı olmaz herhalde. Türkçeyle var olabilen şairler, yazarlar, mütefekkirler silsilesi devam edeceğine göre, bu dilin ebed müddet yaşayacağına ve insanlığa ilham kaynağı olmaya devam edeceğine inanırım. Türkçe, ses ahengiyle büyüleyici, musikîye açık, hayatın her türlü ihtiyacını ifade edebilecek kadar zengin ve işlek yapısıyla hoş bir dil.

Avrupa’daki Türkler, anadillerinin kıymetini bilmiyor, ona gerektiği kadar önem vermiyor ve onu çocuklarına öğretemiyorlarsa bedelini biraz ağırca öderler. Türkçeye bir şey olmaz; ama anadilinden mahrum olanlar çok şey kaybeder, kendilerine yazık ederler. En azından asırlarca yoğrulan, ilmik ilmik işlenen, irfan dolu Anadolu kültüründen mahrum kalırlar. Her vefasızlığın bir bedeli vardır, hele hele anadile karşı yapılan vefasızlığın bedeli daha da yaman olur.

Şu hususu her daim düşünmüşümdür: Bedelini ödemediğimiz nimetlerin kıymetini gerektiği kadar idrak ve takdir edemiyoruz. Dil de nimetlerin başında gelir. Şansımıza Türkçe düşmüş. İyi ki Türkçe düşmüş… Gönül dili… Değerini, kendimiz olarak var olabilmedeki önemini çocuklarımıza anlatmakla mükellefiz.

Türkçeyi çocuklarımıza öğretmenin en mühim yolu, tabii ki onu sevdirmekten, sürekli ve düzgün kullanmaktan geçiyor. Avrupa’da çocuklarımız en az iki, üç dilli yetişiyor. Hiçbir dil, diğer dile mâni değil. Çocuklar birçok dili aynı anda kolaylıkla öğrenme kapasitelerine sahip. Hem diller birbirlerine rakip değil, bilakis destek olur, zenginlik katarlar.

Dil probleminin çözümünü her zaman biz yetişkinler olarak evveliyatla kendimizde aramak durumundayız. Çocuklar dil problemi yaşıyorsa onların günahı ne? Problemi çözemiyor, çaresiz kalıyorsak, yine sorumluluktan kurtulamayız. Çünkü dil problemini çözmeden kültür ve kimlik noktasında diğer temel meselelerin üstesinden gelmek hayli zor.

Avrupa’da ki Türk çocuklarının kaderidir iki dilli yetişmek. Aynı anda iki dil konuşmanın avantajını yaşıyorlar aslında ama, farkında değiller. Bir kavrayabilseler, Türkçe ve ana toplumun dilinin esrarlı yönlerini… Bir keşfedebilseler… Kendilerini çok daha kolay kabul ettirebilirler herkese. Velhasıl;

Türkçeye olur isen yâr, 

Taşır seni diyâr diyâr.

03.10.2014 20:30