TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

SPD’nin yeni bir başbakan adayına ihtiyacı var

Steinbrück sadece kavgacı ve kibirli kişiliği ile değil, ‘her şeyi ben bilirim ve bildiğimi de dobra dobra söylerim’ tutumu ile Merkel’den başbakanlığı devralmaya kararlı bir devlet adamından çok bir mahalle kabadayısını hatırlatıyor.

Her geçen gün Sosyal Demokrat Parti SPD’li Peer Steinbrück’ün başbakan adayı olarak doğru bir tercih olmadığı vuzuha kavuşuyor. Steinbrück işçi sınıfına dayalı geleneği ile kavgalı olduğu partisinin iktidara gelme ihtimalini yukarı değil aşağı çekiyor.

Zücaciyeci dükkânına girmiş bir fil gibi neyi kırdığına bakmadan ileri geri konuşan Steinbrück partisi tarafından başbakan adayı seçildiği 9 Aralık 2012 tarihinden önce de tartışmayı ve tartışılmayı seven biriydi. Ancak başbakan adayı olduktan sonra sebep olduğu tartışmalar yazdığı kitapların satış reklamı olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Steinbrück aday olduğu günden beri seçmeni heyecanlandıracak siyasi projeler veya iktidara karşı tutarlı eleştirileri ile değil, kişisel skandallarla gündeme geliyor. Önce maliye bakanlığından ayrıldıktan sonra verdiği konferanslarla elde ettiği ve bir milyon Euro’yu aşan ek kazancı ile gündemi meşgul etti. Daha sonra sanki görevi, SPD’yi iktidara taşımak değil de, rakibi Başbakan Angela Merkel’in avukatlığını yapmakmış gibi, başbakanın maaşının az olduğunu söyleyerek ikinci bir tartışmaya sebep oldu.

Merkezinde Steinbrück’ün yer aldığı iki tartışma da SPD’den çok Hıristiyan Demokrat Parti CDU’ya yaradı. Steinbrück sadece kavgacı ve kibirli kişiliği ile değil, ‘her şeyi ben bilirim ve bildiğimi de dobra dobra söylerim’ tutumu ile de Merkel’den başbakanlığı devralmaya kararlı bir devlet adamından çok bir mahalle kabadayısını hatırlatıyor.

2005 yılında SPD’nin kalesi olan Kuzey Ren Vestfalya’yı CDU’ya kaptıran Steinbrück, büyük koalisyon döneminde (2005-2009) maliye bakanıydı. Küresel ekonomik krizin başladığı 2008 yılında bakan olarak krizi doğru yönetmesi dışarıda tutulursa herhangi ciddi siyasi bir başarısı olmadığı gibi, Almanya’nın geleceği ile ilgili seçmeni heyecanlandıran bir vizyonu da yok Steinbrück’ün.

Son yılların en çok tartışılan konusu farklı din ve kültürlerin geleceğin Almanya’sında nasıl birlikte barış ve huzur içinde yaşayacağıdır. Başbakan olmak isteyen Steinbrück’ün bu konuda ne düşündüğünü bilen var mı? Ben bilmiyorum.

SPD’nin ulusalcı kanadına (Seeheimer Kreis) mensup olan Steinbrück aday olduktan sonraki ilk demokratik sınavını 20 0cak Pazar günü Aşağı Saksonya’da yapılacak olan eyalet seçimlerinde verecek. Her ne kadar kendisi doğrudan aday olmasa da partisinin bu seçimde alacağı oy onun başarısı veya başarısızlığı olarak yorumlanacaktır. Seçimlere bir haftadan daha az bir zaman kala yapılan son anketler bu önemli seçimde doğrulanırsa Steinbrück’ün işi daha da zorlaşacaktır. Alman İkinci Televizyon Kanalı ZDF’in yaptırdığı ankete göre seçmenlerin sadece yüzde 25’i Steinbrück’ü başbakan olarak görmek istiyor. Asıl ilginç veri ise SPD üyelerinden geliyor. SPD’lilerin neredeyse yüzde 40’ı başbakan olarak Merkel’in kalmasından yana.

Eylül ayında yapılacak olan federal seçimlere doğru partilerin oy oranı şöyle: CDU (yüzde 42), SPD (yüzde 28), Yeşiller (yüzde 13), Sol Parti (yüzde 6), FDP (yüzde 4), Korsanlar (yüzde 3). Seçimlere daha yaklaşık 9 ay var. Her ne kadar çok zayıf bir ihtimal olsa da Japonya’da veya dünyanın herhangi başka bir ülkesinde Alman siyasetini alt üst eden büyük bir felaket elbette ki meydana gelebilir. Bu olmadığı takdirde-bu çok daha büyük bir ihtimal-önümüzdeki Eylül ayında sandığa gidecek olan seçmen başbakanı değil başbakan yardımcısını belirleyecektir.

Steinbrück iyi bir hatip, başarılı bir teknokrat, para kazanmasını bilen bir yazar ve tartışmasını seven bir aydın olabilir. Bu özellikler onu geçmişte belki iyi bir bakan yaptı. Ancak yaşı yetmişe yaklaşan Steinbrück’ün henüz iki ayı doldurmayan başbakan adaylığı döneminde yaptığı bariz hatalar, bu özelliklerin başbakan olmasına yeterli olmadığını gösteriyor.

13.01.2013 21:17