TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Soru Önergeleri ve Enfes Cevaplar

Yine aynı şey oldu. Baden-Württemberg Eyalet Parlamentosu’na Gülen hareketi ile ilgili verilen soru önergesine cevap verildi. Son iki yılda 15’e yakın soru önergesi verildi harekete yönelik Almanya’da. Şaşırtıcı değil mi? Gören Almanya’nın en önemli meselesinin ‘Hizmet’ olduğunu zanneder. Acaba Almanya’da son iki yılda hakkında bu kadar çok soru önergesi verilmiş başka bir konu var mıdır? Doğrusu, sanmıyorum.

Peki bu anlaşılabilir, normal bir durum mudur? NRW’sinden BW’sine, Berlin’inden Federal Parlamentosu’na tekrar be tekrar aynı sorular, bıkmadan usanmadan soruluyor. Sorular o kadar çok birbirine benziyor ki sanki aynı kafadan çıkmışlar. Sorular o kadar önyargı ile hazırlanmış ki öğrenme merakından ziyade toplumu kendilerine göre yaklaşan bir felakete karşı uyarma havası taşıyorlar ve adeta soruyu sorarken hükmünü de veriyor hissini oluşturuyorlar.

İşin ilginci şu: Soru önergesinin altında imzası olanlar hareket hakkında kendilerini bu kadar endişeye sevk edecek bilgileri nasıl, ne zaman, hangi araştırma süreciyle öğrenmişler? Mesela en son BW de verilen soru önergesine imza atan beş milletvekilinden ikisine “Böyle bir şeye neden imza attınız?” diye tanıdıkları tarafından sorulunca, “Valla içeriğinin detaylarından tam haberim yoktu, arkadaşlar imzala dediler imzaladım” tadında cevap vermeleri fevkalade garip değil mi? İmza atanların ötesinde soruları hazırlayan birileri varmış gibi adeta!

Almanya’da yeni bir meta imiş gibi sorulan bu soruların özünü teşkil eden konuların neredeyse her birisi onlarca davanın mevzusu olmuş son yarım asırdır Türkiye’de, hiçbir şey çıkmamış. Hem de davalar en baskıcı, dindarları aşağılayıcı anlayışın hakim olduğu dönemlerde açılmış, bir gerçeğe dayanmadığı için de hiçbir şey ispatlanamamış. Ama yok, “Biz Almanya’dayız, Türkiye’dekilerin verdiği cevaplar, alınan mahkeme kararları bizi bağlamaz, orası başka burası başka!” mı deniliyor? Peki öyle olsun.

Madem gerçekten bu hareket merak ediliyor, sorumlular ülkeleri adına endişeleniyor, devletin verdiği onca cevap var. Hepsi de pozitif, neden onlar okunmuyor da ısrarla aynı sorular soruluyor? Yoksa Alman devletinin cevaplarına da mı güvenilmiyor? Gülenciler Türkiye’den sonra Almanya’yı da mı ele geçirdiler !?

Bunca gensoru dalgasından sonra ben de oluşan izlenim, arka planda bu hareketi çekemeyen, hatta varlığına bile tahammülü olmayan bir kısım Türkiye kökenli gruplar, bu hareketin gönüllülerine Türkiye’de bunca yıldır verdikleri eza ve cefa yetmezmiş gibi, aynı korkuları burada da yaymaya çalışıyorlar. Bir şekilde tanıştıkları Alman siyasileri bu hareket aleyhine dezenformasyona tabi tutup, sanki ortada büyük bir tehlike var olduğuna, ülkenin tehdit altında olduğuna, bir an önce tedbir alınması lazım geldiğine ikna etmeye çalışıyorlar. Bunlar Türkiye’den alışık olduğumuz korku yayarak, en masum şeyleri kapkaranlık göstererek baskı kurma, mümkünse ezme taktikleri. Yazık, çok yazık! Bu nasıl bir nefret motivasyonu?

Bu bir Türkiye alışkanlığı. Türkiye’de de yıllarca dindarlardan hazzetmeyenler hep laikliği bahane ederek orduyu ve devletin farklı güç odaklarını kışkırtmaya çalıştılar. Yıllar boyunca da başarılı oldular. Alışkanlık ya şimdi de aynı taktikleri burada deniyorlar. İyi ki bu tür provokatif dezenformasyonlara prim vermeyen, güçlü geleneklere sahip, objektif bilgiye göre hareket eden bir Alman devleti var. Yoksa bunca fedakar insanın, yaşadığı ülkeye faydalı olacağına inandığı bunca güzel çalışma akamete uğrardı. Eğitim seviyesinin yükseltilmesi, karşılıklı anlayış ve sevginin artırılması yolunda harcanan emekler boşa giderdi. Kaybeden bütün bir toplum olurdu.

Adamlar işi gücü bırakmışlar, gece gündüz bu hareketi Alman tanıdıklarımıza nasıl kötüleriz, ne kadar tehlikeli olduğunu anlatırız, yetkili-etkili insanların gözünü korkutup onları nasıl harekete geçiririzin peşinde koşuyorlar. Düşmanlar icad edip hem Almanlar nezdinde hem de kendi etraflarındaki Türkler nezdinde önemli olmaya ve önemli kalmaya çalışıyorlar. Gerilimden ve tehlikeden besleniyorlar. Ne kadar ahlaki bir strateji değil mi? Peki bu adamların ortaya hayırlı bir iş koyduklarını gören var mı? Bir ağaç dikmişler mi, bir sevgi çiçeği sulamışlar mı? Tek yaptıkları nefret ekmek!

BW’de en son verilen soru önergesine cevaplarda neler mi var? Fikir olsun diye sadece iki cümle paylaşayım: “…Fethullah Gülen demokrasi, insan hakları, eğitim ve dinlerarası diyaloğu savunuyor. Son yıllarda Türk ulusal bakışı açısından daha küresel bir bakış açısına geçildiği gözlenmektedir. Örneğin Fethullah Gülen Türkiye’deki Türkler ve Kürtler arasındaki mevcut barış sürecini desteklemektedir.”, “Said Nursi’nin niyeti modernliği kendisine göre değişmez dini inanç dünyasına bilimsel ve teknik bilgilere sahip olarak entegre etmekti.”

Peki bu cevaplar bu işten beslenenleri tatmin eder mi? Geçen hafta Federal Parlamento’ya Sol Parti tarafından verilen yeni soru önergesi öyle olmadığını gösteriyor. Muhtemelen benzer sorulara benzer cevaplar verilir. Ama bu işin arkasındakiler ikna edebilecekleri yeni birilerini bulmanın peşinde koşarlar. Umarım bulamazlar ve bıkkınlık veren aynı sorular tekrar gündeme gelmez. İnsanın olduğu her işte hata olabileceğine göre, hareketi eleştirenler anlamsız komplo teorilerini değil de ayakları yere basan konuları gündeme taşırlar!

30.05.2013 20:14