TAKİP ET

Siz de bayramı böyle mi anlıyorsunuz?

Ne dersiniz, bayram anlayışımızı bir gözden geçirsek mi? İhtiyaç var mı bayram günü yaşamamız gereken bayram ahlakımızı incelemeye? Var diyorsanız buyurun birlikte okuyalım bir bayram anlayışı yazımızı.

Malum olduğu üzere bayramlarımız sevinç ve neşe, huzur ve mutluluk günlerimizdir. Böyle günlerde bizler var olan dert ve sıkıntılarımızı dahi unutmaya çalışır, kutsal dini bayramın neşe ve mutluluğunu milletimizle birlikte ortak olarak yaşamaya yöneliriz. Bu sevinç ve neşemizi çevremize öylesine aksettirmek isteriz ki, bayramda bizi görenler bunların hiçbir derdi ve kederi yok sanırlar. Özellikle çocuklarımıza, aile bireylerimize, konu komşumuza da bu mutluluğu hissettirmek ister, onların da dini bayramları ömür boyu unutamayacakları sevinç ve neşe günleri olarak sevgi ile hatırlamalarını sağlamaya çalışırız.

Dini bayramın bu yaygın neşesini, Efendimiz’in aile bireylerine ve konu komşularına yaşattığı bayram neşesinden de anlamaktayız.

Bir bayram günü hane-i saadetinin önünde Habeşli gençler kılıç kalkan oyunu oynamaya başlarlar. Pencereden bu oyuncuları gören Efendimiz, Aişe validemizi yanına çağırır, validemizin de Efendimiz’in omzundan uzanıp bakarak oyuncuları seyretmesini sağlar. Hatta Aişe validemiz yeter artık deyinceye kadar da seyretmesini bekler.

Biz de dini bayramların sevincini ailemizle, çoluk çocuklarımızla, hatta topyekûn milletimizle birlikte yaşamak isteriz. Özellikle bu sevinç ve neşemiz Ramazan Bayramı’nda zirveye çıkar.

Ramazan Bayramı’ndaki sevinç ve mutluluğumuz neden zirveye çıkar?

Çünkü bir ay boyunca bütün eksik ve kusurlarımızla birlikte orucumuzu tutmuş, teravihimizi kılmış, fitremizi, zekâtımızı vermiş, yoksula yardım mükellefiyetlerimizi yerine getirmeye Rabb’imiz muvaffak kılmış. İşte bundan dolayı Ramazan sonunda zekât fitre vereniyle alanıyla hep birlikte mutluyuz, huzurluyuz. Bayramın sevincini, neşesini hep birlikte yaşamak isteriz.

Hatta “Orucunu tutmamış, teravihini kılmamış, zekâtlarını, fitrelerini vermemiş olanlar neyin bayramını yapacaklar, nasıl huzur duyacaklar?” diye bir itici soru sormak da istemeyiz. ‘Bizler oruç tuttuk, boyumuz ne kadar kısaldı, sizler yediniz boyunuz ne kadar uzadı?’ diye iğneleyici bir kıyaslama da yapmayız. Elbette bu bayramda onlar da neşelenip sevinecekler. Bu onların da hakkıdır. Ancak ne de olsa gönüllerinde bir kırıklık, kalplerinde bir burukluk hissedecekler:

– Keşke biz de orucumuzu tutsaydık, namazlarımızı kılsaydık, dini mükellefiyetlerimizi yerine getirseydik de, bayramda kalbimizde bir burukluk, gönlümüzde bir kırıklık hissetmeseydik diye pişmanlık duyacaklardır. Bunu duymamaları mümkün değildir.

İşte onların hissettikleri bu burukluk, kırıklık da gösterir ki, onlardan ümit ve ilgi kesilmez, sevgi saygı sahamızın dışına itilmez. Çünkü Allah yanlışlarını savunmayıp pişmanlık duyan kullarını affeder. Öyle ise bizler de dışlayıcı şekilde davranamayız onlara karşı. Bundan dolayı bayramdaki kucaklaşmalarımız onlarla birlikte olur, sevgimizin, saygımızın dışında bıraktığımız insanımız kalmaz bayramlarda.

Hatta bu konuda bizler bir adım daha ileriye geçer ve kendi nefsimizi suçlayarak deriz ki:

– Aslında kusur ve eksiklik onlardan önce bizde, İslâm’ı tam olarak yaşayıp da güzelliğini gösteremeyişimizde, dikkatlerini çekemeyişimizdedir. Şayet biz İslam’ın özellik ve güzelliğini yaşayışımızla göstererek İslam’ı tam temsil edebilseydik, onlar böyle ilgisiz ve bilgisiz kalmayacak, bizde güzelliğini gördükleri İslâm’ı onlar da yaşama aşk ve şevkini duyacaklardı.

Bayramlarda bizim böyle kendi eksiğimizi düşünme fazileti içinde olduğumuzu görmeleri, onların da vicdan muhasebesi yapmalarına sebep olacaktır. Muhtemeldir ki, onlar da kendi kusurlarını düşünme olgunluğuna yönelecek, topyekûn kucaklaşma şevki duyacaklar, böylece birlikte bayram yapacak, birlikte mutluluk duyacağız.

Hep birlikte kucaklaşarak kutlayacağımız huzurlu bayramlar dileğimizle!

15.07.2015 17:58