TAKİP ET

Cinsel istismar vakaları Avrupa’da nasıl cezalandırılıyor?

Türkiye’de bir gazetenin Karaman’da yaşanan iğrençliği sayfalarına taşıması sonucu ortaya çıkan çocuk tecavüzleri tüm Türkiye’yi şok etti. Savcı tarafından hazırlanan iddianameye göre ‘rehber öğretmen’ olarak tanınan bir adam, dini bir vakfın ve bir okulun mezunlar derneğinin evlerinde 10 çocuğa tecavüz etmişti. Olayların üç yıllık bir zaman zarfında gerçekleştiğini iddianameden öğreniyoruz.

Avrupa’da da özellikle kilise yurtlarında meydana gelen skandallardan tanıdık olduğumuz bu iğrençliğin ortaya çıkması sonrası, Türkiye’de olay yine siyasi bir tartışmanın kurbanı oldu. İktidara oldukça yakın olan dernek başkanı ‘milli duruşlarından dolayı’ saldırıya uğradıklarını açıklayıp öğretmenin 2013 yılında sadece 5 ay kendi bünyelerinde gönüllü olarak çalıştığını öne sürdü. Yani başkana göre olayların olduğu dönemde öğretmen kendi bünyelerinde değildi. Ancak birkaç gün geçmeden olayın vakfın evlerinde gerçekleştiği ortaya çıktı. Vakıf başkanı sonunda doğrusunu yaparak davaya müdahil oldu ve hatta tecavüzcü sapığın ölüm cezası alması gerektiğini söyledi. ‘Milli duruş hamaseti’ tornistan olurken, vakıf sahip çıkamadığı çocukların sorumluluğunu alması gerektiğini hatırladı.

En garibi ise iktidarın tavrıydı. ‘Yedirmeyiz’ mantığında yapılan açıklamaların özellikle toplumda infiale yol açan olaylarda vicdanları yaraladığını herkes gördü sanırım. Sorumlu bakan ‘Bir kere olmuş canım ne olacak ki’ mantığıyla yola çıkınca, bu tür ciddi sorunların ortaya çıkması problemli hale gelir. Gelin, Avrupa’da özellikle kilise yurtlarında ortaya çıkan cinsel istismar olaylarında nasıl bir süreç yaşandığını hatırlayalım.

Almanya, Avusturya, İrlanda, İngiltere, Fransa ve birçok ülkede yoğunlukla 50’li, 60’lı ve 70’li yıllarda kilise yurtlarında yaşanan cinsel taciz vakalarının ortaya çıkması sonucu neler mi oldu? Siyasi kanattan hiç kimse ‘kilise zarar görmesin’, ‘zaten 30 sene geçmiş, olayı kapatalım’ demedi, bazı ülkelerde kilise yönetimi de bu sürece tam destek verdi.

Örneğin, Almanya’da olayların tarafsızca soruşturulması için bağımsız bir komisyon oluşturuldu. Bu komisyonlara 20 binden fazla telefon, elektronik posta ve mektup geldiği açıklanmıştı. Kiliseler mağdurlara milyonlarca Euro tazminat ve psikolojik destek sağladı. Hem de bu tazminat başvurularını bizzat kendi kurduğu komisyonlarda ele aldı ve karara bağladı. Avusturya’da 2010 yılında ‘Kilise Mağdurları Derneği’ kurulurken açılan özel bir telefon hattı ile yüzlerce kurban gördükleri fiziksel şiddet ve mağduru oldukları cinsel taciz olaylarını psikologlar eşliğinde anlatma imkanı buldu.

Bu olayları örtbas etmek isteyen ya da ‘az zararla atlatmaya çalışan’ kilise mensupları çıkmadı mı? Elbette onlar da Türkiye’deki mantığa benzer bir mantıkla zaman zaman ‘bu işler kilise dışında da yaygın’ türünden açıklamalarda bulundular. Vatikan’da bir dönem bu işlere bulaşan papazların mahkemeye gönderilmek yerine gizlice işten çıkartıldıkları bile kamuoyuna yansıdı. Ancak uzun yıllar olayları dışarı sızdırmamakta başarılı olan kilise bile bu sorunun üzerine gitmek zorunda kaldı.

Türkiye’de cinsel taciz ve tecavüz gibi olayların hangi boyutlara ulaştığını görmek için herhangi bir gazetenin internet sitesine bakmak yeterli. Bunlar adli vaka olmuş, mağdurların cesaret edip adli vakaya dönüştürebildiği olaylar. Bu konuda özellikle Anadolu’da ciddi bir toplumsal baskı olduğu kesin. Namussuzluk, yapanın yanına kar kalabiliyor.

Peki, bu meselelerin engellenmesi için ne yapmalı? Cevabını benim yerime Almanya’da olayları araştıran Aşağı Saksonya Eyaleti Kriminolojik Araştırma Enstitüsü Başkanı Christian Pfeiffer versin: Kamuoyunda bu tür olaylara daha geniş bir şekilde yer verilmesi ve suçluların mahkeme önüne çıkarılmasının artması gerekiyor. Sorunları ile yüzleşmeyen bir toplum nihayetinde bu tür sorunların içten içe büyümesine çanak tutar. Korkmadan sorunlarla yüzleşmek şart.

29.03.2016 15:34