TAKİP ET

Almanya ve Müslümanları bekleyen ortak sınav

Zaman Almanya dün okurlarına ‘Kutuplaşma alarm veriyor’ manşeti ile seslendi. Haberde uzun zamandır endişe ettiğim ‘din temelli toplumsal ayrışmanın’ sinyallerini veren ‘Alman toplumunda aşırı sağcı eğilimler’ başlıklı araştırmanın detaylarını verdik.

Bu araştırmanın sonuçları üzerinde ülkedeki Hristiyan ya da Müslüman her bir bireyin uzun uzadıya düşünmesi gerekiyor. Leipzig Üniversitesi tarafından hazırlanan araştırma ülkedeki Müslüman kaynaklı korkuların ulaştığı boyutları ortaya koyuyor.

Peki, bir şahsın sadece bir dine mensubiyetinden dolayı başka bir din ya da inanç mensubuna korku ve huzursuzluk vermesini nasıl açıklayacağız.. Berlin Duvarı’nın yıkılması sonrasında Samuel Huntigton tarafından ortaya atılan Medeniyetler Çatışması tezinde dine ayrıştırıcı bir rol öngörülmüştü. 11 Eylül saldırıları sonrası Müslümanlar dini kimliklerinden dolayı Amerika’da ciddi sorunlar yaşadı ve sürekli zan altında bırakılmanın psikolojik etkilerini hala atabilmiş değiller. Avrupa’da 11 Eylül’le birlikte başlayan korku dalgasına özellikle IŞİD terör örgütünün saldırıları çarpan etkisi yaptı.

Bugünkü geldiğimiz noktada ise ortada karamsar bir tablo mevcut. Leipzig Üniversitesi’nin 2016 yılında yaptığı araştırma sonuçlarına göre Almanya’da ‘Müslüman göçü durdurulmalı’ diyenlerin oranı yüzde 41’lere, ‘kendimi Müslümanlar yüzünden ülkemde bazen yabancı hissediyorum’ diyenlerin oranı yüzde 50’lere ulaştı. Bu oranlar iki yıl öncesine göre beş ila yedi puan arası yükselmiş durumda.

Yükselişte son bir yılın koşullarının etkisi büyük. Almanya’da 2015 yılını sığınmacı krizinin gölgesinde geçirdik. Kapıların açık kaldığı aylarda Avrupa’ya akın eden bir milyondan fazla Müslüman sığınmacı ve gelmesinden korkulan yeni milyonlar, Almanya’nın iç ve dış politikasını meşgul etti ve etmeye devam ediyor. Bu sürecin değerlendirmesi yapılırken konuşan her isim sığınmacıların yanı sıra ülkede mukim Müslümanlar hakkında da eteklerindeki taşları döktüler.

Güvenlik endişeleri ile birlikte‘İslam mı Almanya’ya ait yoksa ülkede yaşayan Müslümanlar mı’ tartışmaları sürekli gündemde kaldı ve kalmaya devam ediyor. Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’dan kiliselerin temsilcilerine, iş dünyasından herhangi bir beldedeki yerel politikacıya kadar her isim neredeyse bu konuda fikir beyan etti. Müslüman bireyler olarak yapılan birleştirici açıklamalara sevinirken olumsuz açıklamalar sonrasında tedirgin olduğumuz bir gerçek.

Çözüm için tek bir adres göstermek sorunu ortadan kaldırmaya yetmiyor. Bu süreç sonrasında korkuların yayılması ve bir kavgaya dönüşmemesi için en büyük görev siyaset yapanlara düşüyor. Aşırı sağcı siyaset söylemlerini taklit etmek yerine ülkedeki birlikte yaşamı güçlendirecek politikalar geliştirilmek durumunda.

Karşılıklı olarak birbirimizi anlama yolunda daha fazla adım atılması gerekiyor. Özellikle eğitim politikalarında ve müfredatta bu tehlike görülerek yapılacak gerekli değişiklikler hayati önem taşıyor. Araştırma sonuçlarından da görüyoruz ki özellikle gençlerde aşırı sağcı eğilimler ciddi artış gösteriyor ve  buna karşı eğitim yoluyla önlem almak gerekiyor.

Bu süreçte ülkedeki en büyük Müslüman grup olan Türklere de büyük görev düşüyor. Münster Üniversitesi tarafından dün açıklanan yeni bir araştırmaya göre Türk Toplumu’nun yüzde 90’ı Almanya’da mutlu ancak yarısı da kendisine ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıldığını düşünüyor. Artık bu ülkenin bir parçası olan ve büyük ölçüde entegre olan ikinci ve üçüncü nesil Türkler günlük politika tartışmalarına kurban edilmezlerse birleştirici bir rol oynayabilirler.

Almanya İslam’ı ülkenin ana unsurlarından biri olarak kabul edebilir ve bunu sosyal ve kültürel politikalarındaki uygulamalarıyla tüm Avrupa’ya gösterebilirse bu Avrupa’daki iç barışa da büyük katkı sağlayacaktır. Aksi takdirde korkanların korkularını kullanacak birileri mutlaka fırsat kollayacaktır, aynen bugünlerde AfD’nin yaptığı gibi. Süreç başarısızlığa uğrarsa olası toplumsal çatışmanın sonuçlarını düşünmek bile korkutucu.

16.06.2016 16:46