TAKİP ET

 ‘Üst aklın’ sebep olduğu hasarın raporu

Net bir şekilde, 1915 olayları hakkında bugüne kadar ‘soykırım’ kararı veren ülkeler arasında en çok can acıtan Almanya’nın aldığı karar oldu.

O günlerde Osmanlı Ordusu’nun en üst noktalarında yer alan Alman subaylara ve silah müttefikliğimize güvenerek bu tür bir hamle beklemesek de Almanya, ‘benim de suçum var, bildiğim halde engelleyemedim’ diyerek karar tasarısını Federal Meclis’te kısmen düşük bir katılım ve oy birliğine yakın bir sonuçla kabul etti.

Kabul edilen tasarıda, Almanlar yaşananlarda kendi tarihi sorumluluklarını kabul ettiklerini söyleseler de bu tasarının Ermeni-Türk ilişkilerine katkı sağlayacağına inanmadığımı açıkça söylemeliyim. Örneğin Alman siyasiler geçmişte Afrika’da Herero ve Nama halklarına 1904 yılında soykırım yapıldığını kabul etmesine rağmen, Namibya ile siyasi süreç henüz tamamlanmadığı gerekçesiyle tasarıyı Meclis’ten geçirmekte aceleci davranmıyor. 112 yıl önce soykırım yapılan Namibya’ya 870 milyon Euro para aktaran, soykırım konusunda Namibya ile müzakere için özel temsilci atayarak suçunu defalarca kabul eden Berlin, konuyu yazılı metne dökme konusunda bile bu kadar aceleci değil; hem de hiç kimse alınacak böyle bir karara itiraz bile etmezken.

Daha geçen yıl Erivan’da ‘Soykırım Anıtı’nı ziyaret ettiğinde ‘soykırım’ demeyen Dışişleri Bakanı Steinmeier’in açıklamaları daha çok taze hafızalarda. Evet, Türkiye ile yapılan mülteci anlaşmasından, basın ve ifade özgürlüğü gibi konularda Ankara’da cereyan eden olumsuzluklardan dolayı iç siyasette Türkiye karşıtı bir enerji birikmesi vardı. Merkel ‘Türkiye’ye fazla taviz veriliyor’ iddiasıyla var olan gerginliğin giderilmesi için Merkel’in de oluruyla bu karar alındı. Bu tasarı belki gelecek yıllarda bir gün yine kabul edilirdi; ancak 1915’in 100. yılında kabul edilmeyen ‘soykırım’ sürpriz bir şekilde 2016’da kabul edilmezdi. Diğer taraftan kesinlikle uluslararası mahkemelerin karar vermesi konusunda taraf olduğum ‘1915 Olayları’ konusunda ‘arşivlerimizi açtık’ argümanının ve son hafta düzenlenen yürüyüşlerin artık sonuç getirmediğinin anlaşılmış olduğunu umuyorum.

Peki, ilişkilerimiz ne ölçüde zedelendi alınan kararın üzerinden hali hazırda beş gün geçmişken? Topluma her gün ne konuşacağını katıldığı açılışlarda, bu açılış konuşmalarını canlı yayınlayan onlarca kanal aracılığıyla veren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konudaki beceresine şapka çıkarmamak mümkün değil. Dünya problemimiz dururken doğum kontrolü, kadın tanımı, üst akıl gibi kavramlarla toplumun gündemini istediği gibi belirliyor. ‘Üst akıl’ diyerek Almanya’nın kararını ezeli müttefiki ABD’ye fatura eden Erdoğan’ın ‘Türk kökenli vekillere kan testi talebi’ ve Bekir Bozdağ’ın yine aynı kişiler için kullandığı ‘sütü bozuklar’ ifadeleri Almanlarda şaşkınlık oluşturmuş durumda. Alıştığımız çıkışlarıyla bizleri asla şaşırtmayan Burhan Kuzu’nun ‘gavur yine etti edeceğini’ ifadeleriyle başlayan tepkisini ise değinmeden geçiyorum.

Almanya tarafında speküle edilen ‘mülteci anlaşmasının iptali’, ‘Alman Büyükelçisi’nin istenmeyen adam ilan edilmesi’, ‘ekonomik alanda yaptırımlar’ gibi başlıklar henüz ufukta görünmedi, görüneceğe de benzemiyor. Oylamada çekimser kalan tek vekil olan Oliver Wittke’nin ‘Türkiye’nin tepkisi sert olmayınca rahatladım.’ sözleri bile durumu açıklıyor. Türkiye’nin tepkisi sonrası Almanların aldığı tek tedbir, oylamaya katılan katılmayan Türk kökenli vekillere sağladığı ekstra güvenlik tedbirleri oldu. Aslında daha önce 1915 Olayları hakkında kanun çıkaran Fransa ile bugün bu konunun konuşulmuyor olması olayın gideceği yönü gösteriyor bizlere.

Hasar raporuna baktığımızda kriz sonrası en büyük sıkıntıyı yine Almanya’daki Türk Toplumu yaşıyor. Tek tek vekillerin aldığı ölüm tehditlerini haber yapan Alman medyasında Almanya’da yaşayan ve tehdit mesajları gönderen Türkler hakkında çok sayıda haber çıkmaya başladı. Almanya’daki Türk Toplumu’nun uyanık olması gerek, şiddet içeren mesajlarla araya mesafe konulmalı. Bir önemli hasar da uluslararası camiadan demokrasi yolunda beklenen sağduyu açıklamalar almıştır. Almanya’nın Türkiye iç politikasına yönelik ‘endişeliyizden’ öte gitmeyen açıklamalarının iktidardan uzunca bir süre alacağı cevap bellidir: Arkamızdan vurdunuz, işimize karışmayın..

06.06.2016 19:34