TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

‘Sayıştay’a nasıl hesap veririz endişesinden hediye parasını aramızda topladık’

Almanya adeta bir demokrasi bayramını geride bıraktı. Birkaç ay önce meydanlara inip demokrasinin efendisi olan halktan, ‘bana oyunu verir misin?’ sorusu ile destek isteyen siyasetçilere halk 22 Eylül 2013 Pazar günü cevabını verdi.

Liberal Parti FDP gibi kimilerini seçmen meclisin dışına itti. Başında Angela Merkel’in bulunduğu Birlik Partileri’ni neredeyse tek başına iktidara getirecek şekilde ödüllendirdi.Alman siyasetinin ikinci kitle partisi olan SPD’ye kendini toparlamanın önünü açtı.Enerji ve çevre politikaların mimarı olan Yeşiller Partisi’ne ‘fazla havada uçma, haddini bil’ dedi.Eski Sosyalist Doğu Alman mirasının temsilcisi olan Sol Parti’ye muhalefet görevi verdi. Aşırı sağ partilere ise geçit vermedi.

A’dan Z’ye kadar herkes halkın tercihine saygı duydu. Kaybeden kusuru kendinde aradı, istifa etti. (Alman ve Türk siyasetinde istifa geleneği hakkında Mahmut Çebi’nin son yazısını okudunuz mu? Okumadıysanız bu yazıya kısa bir ara verip önce lütfen onu okuyun). Kazananlar seçmene teşekkür etti ve koalisyon müzakerelerine başladı.

III. Merkel hükümeti, Türkiye’de birçok siyasetçi ve bürokratın boğazına kadar battığı iddia edilen yolsuzluk ve rüşvet skandalının patlak verdiği 17 Aralık Salı günü, sessiz sedasız meclisten güvenoyu aldı ve göreve başladı. Koalisyon müzakereleri yürüten partiler – CDU/CSU ve SPD – bir taraftan kıyasıya pazarlık yaparken, diğer taraftan nezaketten ve demokratik olgunluktan hiç ödün vermediler. Aksine tüm fikri ayrılıklara rağmen birbirine saygılı olmaya azami özen gösterdiler.

Yeni bakanlar belirlendi. Bakanlar haleflerinden görevi devralırken öncekilere lanet okumadı; aksine ne kadar başarılı çalıştıklarının altını çizdiler. Yeni ekonomi bakanımız Sigmar Gabriel yetim bir Vietnamlı olarak bebek yaşta geldiği Almanya’da siyasi seçkinler sınıfına kadar yükselen Philip Rössler’den görevi devralırken şunları söyledi: “Siz vatan için önemli kazanımlar elde ettiniz. Çalışmalarınızla ilgili yazılanların çoğunu adil bulmuyorum.”

Gabriel bununla yetinmedi meclis dışında kalan FDP’li bakanlık müsteşarı Stefan Kapferer’i görevinde bıraktı. Yetmedi, Yeşiller Partili müsteşarları da görevlendirdi. Çünkü enerji politikalarında ehil onlar. Esas olan liyakat olunca siyasi görüş farklılıklarının ne önemi kalır?

Başına ilk defa bir kadının geldiği Savunma Bakanlığı’nda siyasi müsteşar olan Thomas Kossendey (CDU) gönüllü olarak görevinden ayrıldı. Kendisi için, yeni kabinede içişleri bakanı olan Thomas de Maizière’nin ev sahipliğinde düzenlenen veda merasiminde, amiri konumundaki bakan özetle şunları söyledi: “Altı yıl bakanlıkta görev yapan sayın müsteşara teşekkür ediyorum. Kendisine veda hediyesi olarak ne verelim diye çok düşündük. Hediyenin çeşidine karar verdikten sonra Sayıştay engeli ile karşılaştık. Dışarıdan gelen misafirlere alınacak hediye için bütçede gider kalemi var. Ancak söz konusu kendi personelimiz olunca hediye için gider kalemimiz yok. Bu konuyu Sayıştay ile sürekli tartışıyoruz ancak ortak bir çözüm bulmuş değiliz. Bundan dolayı Bay Thomas Kossendey’a aldığımız hediyenin parasını bakanlık mensupları olarak kendi aramızda topladık.”

Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın farklı ülkelerinde demokrasi tecrübesi yaşayan Türkler bu günlerde vatanlarında yaşananları hüzünle ve ibretle izliyorlar. Elbette ki Avrupa demokrasilerinin de sorunları var. Ancak hiçbir zaman Türkiye’deki gibi hesap vermekten kaçan, kalpleri kıran, kaba, buyurgan ve kibirli bir siyaset tarzı yok. Olamaz.

Demokrasi siyasilerin denetime açık ve şeffaf oldukları rejimin adıdır. Kolunda 700 bin liralık bir kol saati taşıyan birinin bakanlar kurulu toplantısına katıldığı, güçler ayrımı ilkesinin ayaklar altına alındığı, belli bir gruba karşı paranoyak kolektif bir suçlama ile cadı avcılığına çıkıldığı bir idare şekline her şey denebilir, ancak demokrasi denemez.

22.12.2013 17:24