TAKİP ET

Resul Özçelik

Sanal alemde kapımı çalan “Adam”

Sanal alemin kapısı mı olurmuş?! …sorusunu duyar gibiyim. Bu sorunun cevabını bulmak için, seneler öncesine gidelim. Yıl 2003 ve ben gıda sektöründe bir marketler zincirinin mağazasında yöneticilik yapıyordum. O zaman günlerim genellikle çalışmakla geçiyordu. Almanya’da gıda sektöründe yöneticilik yapanlar bilir, günde 14-15 saatin altına düşmüyordum. Eve geldikten sonra dinlenmek için sanal alemde sesli sohbet odalarına […]

Sanal alemin kapısı mı olurmuş?!

…sorusunu duyar gibiyim. Bu sorunun cevabını bulmak için, seneler öncesine gidelim.

Yıl 2003 ve ben gıda sektöründe bir marketler zincirinin mağazasında yöneticilik yapıyordum. O zaman günlerim genellikle çalışmakla geçiyordu. Almanya’da gıda sektöründe yöneticilik yapanlar bilir, günde 14-15 saatin altına düşmüyordum. Eve geldikten sonra dinlenmek için sanal alemde sesli sohbet odalarına girip, sohbet dinliyordum.

Benim için sanal alemdeki bu imkan o zaman paha biçilmezdi, zira cemaatler noktasında düşüncelerim pek pozitif değildi ve cemaatlere aktif katılımım yoktu. Dini alt yapımı aileden almıştım. Annem babam mütedeyyin insanlardı. İlk dini eğitimimi veren babam beni camiye küçük yaşlarda göndermişti ve Kuran’a geçene kadar 6 hoca değiştirmiştim. Annem ise daha çok Anadolu’da köy hayatından kesitler anlatırdı bana. Eh, birazda izine gidip gelirdik. Dini ve kültürel alt yapımı böyle oluşmuştu.

Haliyle ister istemez boş kalan kısımlar vardı ve ilerleyen yaşımda kimlik noktasında dini ve kültürel sorular oluşmaya başlamıştı. Bugünkü düşünceme göre ikinci neslin dramı olarak adlandırıyorum bu süreci. Çünkü “Avrupa’nın iniltileri” içinde bu ikinci neslin büyük kısmı kayıp olmuştu. Başlıktaki “Adam” diye adlandırdığım zata bu yüzden biraz sitem ediyorum. Neden mi? Avrupa’da ikinci neslin imdadına neden daha erken ulaşmadığı için.

Ama daha çok dua ediyorum o “Adama”. Ve ömrümün sonuna kadar da duacı olacağım. “Adam” kelimesini temsili olarak kullanıyorum. Çünkü dua silsilesi sırasında aslında sayıları en az beşi geçiyor. Sanal sohbet odaları demiştim. O sesli sohbet odalarında aklıma takılan soruları soruyordum ve böylece kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Aldığım cevaplar noktasında çeşitli kitap önerileri de oluyordu.

Sanal alemde önerilen kitapların isimlerini arama motorlarına verip, nerelerden alacağımı araştırıyordum. Ve bu kitaplar arasında Risale i Nur külliyatı da vardı. Dili ağır olmasına rağmen, okumaya başlamıştım. Okuyordum, ama hiç birşey anlamıyordum. Yine de kelimeler hoşuma gittiği için okumaya devam ediyordum. Külliyat’ta aklıma takılan yerleri, sanal alemde duacı olduğum adamlardan birine soruyordum. Bu şekilde gittikçe anlamak kolaylaşıyordu. Bana Risale i Nurları anlamada yardımcı olan zat, bir başka zatın sanal alemdeki sohbetini önerdi. Sanal alemde lakabı SAİD idi.

Sonradan SAİD hocanın sohbetlerini dinlemeye başladım. Bu sefer o zamana kadar dinlediğim bütün sohbetlerden farklı, çok hoşuma giden bir uslup ve sistematik vardı SAİD hocada. Hergün işten sonra SAİD hocanın sohbetlerini iple çeker olmuştum. Bir zaman sonra merak sarmıştı ve hocanın sohbetlerini yerinde dinlemek istiyordum. Nerdendi? Hangi cemaattendi?

Herkes SAİD hoca dediği için siması ve profil görünüşünü kafamda canlandırıyordum. Mutlak sakallı, cübbeli ve sarıklı olmalıydı ve 60 yaşlarının üzerinde olmalıydı. O zaman kafamdaki hoca profili buydu. Zannediyorum ikinci nesil arasına hoca profilini böyle pompalamıştı birileri. Kendisine sohbetin birinde sorma imkanı bulmuştum.

Hocam sizi ziyaret etmek istiyorum. Acaba mümkün olur mu?

Olabilir demişti ve beni 2004 yılbaşında Hollanda’da yaşadığı şehre davet etmişti. Yola çıkarken içimden dualar ettim. Yol tarifi de çıkarmıştım ama pek işe yaramadı. Sadece dediği şehri levhalarda görünce levhaları takip ettim. Şehre girişte bir caddeye girip ve yolda oynayan çocuklara caddenin ismini sordum. Bir cadde üstte dediler. Hiç aramadan dediği adresi buldum.

Girdiğim bina cami değildi. Ama içerden birisi ayakkabıları çıkarmalısınız diye seslendi. Cami olmadığı için herhalde ayakkabılarla girilir diye düşünmüştüm. Evet kafamdaki kalıplar bir bir düşmeye başlamıştı. İçeri girince, Emin hocayı arıyorum dedim. SAİD hocanın reel hayattaki ismi Emin hocaydı. Bana yola çıkmadan önce öyle söylemişti. Sonra beni içerideki odaya götürdüler. Orada 50 yaşın üzerinde sakallı biri ve bir de benim şimdiki yaşımda (38) birisi daha vardı.

Sakallı amcaya “Emin hoca siz misiniz?” diye sordum, bana yanındaki zayıf ve boyu benden hafif küçük birini gösterdi. Kafamdaki kalıplardan biri daha yıkılıyordu. Bu muydu Emin hoca? Sanal alemde o güzel sohbetlerini dinlediğim SAİD hoca mıydı bu?

O gece yılbaşıydı ve sürpriz bir misafir gelmişti. O zaman tanımadığım Vehbi Yıldız abi. Güzel bir sohbet ve yemek faslından sonra Emin hoca beni Vehbi abiyle beraber arka odaya aldılar. Orada hiç unutamayacağım bir konuşmaya daha şahit oldum. Saat 0:00 gösteriyordu ve havai fişekler sema da görünmeye başlamıştı. O sırada Vehbi abi gözünü semada gördüğü havai fişeklere dikti, derin bir nefes aldıktan sonra Emin abiye ilgimi çeken bir soruyu sordu ve ardından kalbimi fetheden bir tespiti ekledi:

Hocam bugün bu fişekler dünyanın her tarafında patlıyor değil mi? Zannediyorum bugün bu havai fişekler patlamasa ve masrafları aç insanları doyurmak için harcansa, dünyada aç insan kalmaz!

Aman Allahım! Bunlar neyin derdiydi. Dışarıda insanlar vurdum duymaz bir şekilde eğleniyorlar ve aç insanların derdine düşmüş bir avuç insan. Yok yok, ben rüya görüyordum. Benim tanıdığım dünyada böyle dertli insanlar kalmamıştı. Bir kalıp daha yıkılmıştı kafamda. Emin abinin evinde bir gece misafir kaldım ve bir gün boyu aklımı kemiren iki üç soruyu bir çırpıda halledivermişti. Evet genç yaşlarda ikinci neslin düştüğü durumdu bu.

Manevi olarak doymuş şekilde eve döndüm. Sonraları iki defa daha ziyaret ettim Emin abiyi. İkincisinde babamı götürdüm. Evet hizmete meyil etmeden önce bir de babamın onayını almalıydım ve onun düşüncesini öğrenmek istiyordum. Babamla bu sefer Emin abiyi Belçika’da yurtta ziyaret ettim. İlk ziyaret ettiğim yerin de yurt olduğunu öğrenmiştim. Orada girişten itibaren ayakkabılar çıkarılırdı. Cami değildi, ama İbni Erkam’ın evi gibi “Sohbet-i-canan” kokuyordu yurtlar. Nitekim “Sohbet-i-Canan” soluklu insanlar “Kırık Testi” den sızan iksirden sunuyordu misafirlere.

Belçika’dan dönüşte babama merakla sordum:

Baba, ne dersin bu arkadaşlar ile alakalı?

Babam:

Sen bu gençlerden ayrılma! dedi. Onayı almıştım. Ve son bir defa da Emin abiyi Köln’de ziyaret etmiştim. Orada yine bir sohbetten sonra, oradaki arkadaşlar Dortmund’daki sohbetlere gitmemi önerdiler ve böylece kapımın önündeki HİZMET’le tanıştım.

Sonraları 2005 de Gıda mağazalarında yöneticiliği bırakıp, Eğitim merkezlerinde yöneticiliğe başladım. Allah izin verirse bundan sonraki yazılarımda son 10 senede tecrübe edindiğim eğitim noktasında gençlerin sorunlarını misallerle yazmayı düşünüyorum.

Evet, sanal alemde çalınan kapıya çıktığımda, kendimi reel hayatın gerçekleriyle sarmaş dolaş buldum. Kapımı çalan adamlara ömrümün sonuna kadar duacıyım. ALLAH o ADAMLARDAN (Suat abilerden, Emin abilerden ve Adem abilerden) razı olsun.

18.07.2015 00:42