TAKİP ET
Dr. Sabine Schiffer

Dr. Sabine Schiffer

Paris’ten sonraki korkum

Paris’teki tüm arkadaşlarım ile meslektaşlarımın nerede olduklarını –birisi kendisi aradı- öğrendikten sonra yeni yeni felaketin boyutlarını kavramaya başladım.

Kelimeler duyguları ifade etmekte yetersiz kalıyor. Bu yaşanan tam bir felaket. Olaydan doğrudan etkilenenler ve onların yakınları ile birlikte herkesin acısını paylaşıyorum. Bu sabaha kadar, korkumun daha da artacağını tahmin etmezdim. Ne var ki korkum, bu korkunç olaylar üzerine yapılan yorumlar neticesinde daha da arttı.

Benim korkumu, esasen, böylesi terör saldırılarına karşı nasıl da refleks bir biçimde ve dolayısıyla hesaplanabilir cevaplar verilebiliyor olması arttırdı.

Bazı politikacılar alışılagelmiş açıklamalar yapma tuzağına düşmediler. Ortak görevler ile ortak sorumlulukları vurguladılar. Onun dışında boş konuşmalar yapıldı, korunması gereken “değerlerimiz“ denildi, onları savunmalıyız ifadeleri dile getirildi… Peki, tam olarak kime karşı savunulacak bu değerler?

Ve devam edildi „Özgürlük ile demokrasiyi nefret ve şiddete karşı savunmak zorundayız!…Vesaire, vesaire, vesaire… Aslına bakarsanız gerçekten de terör aynı şablonla hareket ediyor. Bu saldırı da diğerlerine benzediği gibi teröre verilen reaksiyonlar da aynı. Ve böylece terör öngörülebilir ve tekrarlanabilir oluyor, çünkü etkileri planlanabiliyor. Sınırların kapatılması talep ediliyor, Müslümanların sınırdışı edilmesi isteniyor, İslam yasaklansın deniliyor ve daha da fazlası düşünülüyor. Her saldırganın her türlü sloganı atabileceği gerçeğinin dışında, bu yüzden de hangi motifle hareket ettikleri tam bilinemiyor ama anlatım önceden hazırlanmış oluyor.

Springer’in çıkardığı Welt şöyle diyor: “Burada hedef biziz. Hedef bizim yaşam tarzımız.“
http://www.welt.de/debatte/article148840495/Hier-geht-es-um-uns-Um-die-Art-wie-wir-leben.html

İtiraf etmeliyim ki, yazıyı sonuna kadar okumaya katlanamadım. Yazıyı kaleme alan boş boş laflar sarf etmiş, belli ki kendisini büyük bir dünya topluluğunun üyesi olarak görmüyor. Kendini diğerlerinden daha değerli görüyor ve burada da yine hakikat karşımıza çıkıyor, bu hakikat da kişinin maskesinin düşmesi anlamına geliyor.

Wiener Zeitung’da yer alan ve istihbarat örgütleri ile onların izleme yöntemlerini irdeleyen yazılar bu ortamda dikkatlerden kaçtı.
http://www.wienerzeitung.at/meinungen/leitartikel/785964_Europas-9-11-in-Paris.html

Bununla birlikte gerekli araştırmalar da yapılmadı. Yoksa güvenlik hizmetleri olarak nitelendirilenler feci bir olayı engellediler mi? Bavyera Eyaleti’nde yakalanan Karadağlı terör senaryolarına ne kadar uyuyor. Bu soruyu sormak ilginç olabilir ve yeni farkındalıklara yol açabilir. http://br24.de/nachrichten/Bayern/moeglicher-attentaeter-in-bayern-gefasst

Afganistan’dan gönderilen ve merhamet duygularını İngilizce dile getiren bir dayanışma tweeti terörle birlikte yaşamanın ne anlama geldiğini ifade ediyor ve durup düşünmeye davet ediyordu, zira aynı terör Afganistan, Irak, Suriye, Afrika ve başka bir yerde insan hayatını paramparça ediyor ve insan hayatını belirliyor. Bazı medyanın verdiği reaksiyonlarda bize belletilmeye çalışıldığı gibi bu BİZE yapılmış bir saldırı değildir, BİZİM değerlerimize yapılmış bir saldırı ise hiç değildir. Olsa olsa BİZİM el koyduğumuz değerlere, ONLARIN değerlerine aynı derecede değer vermememize yapılmış bir saldırı olabilir. Öte yandan çok sık dile getirilen, kurbanların çoğunun Müslüman olduğuna dair bilgiler, sadece ayrılık duygusunu güçlendiriyor. Bunu da özeleştirisel bir biçimde yansıtmak gerek.https://thruttig.wordpress.com/2015/11/14/eine-afghanische-reaktion-auf-die-paris-anschlage-von-twitter/

Yerleşik dil ve algı kalıplarında yaşadığımız karışıklıklar sonucu dilimiz bizi ele veriyor ve bize çok çeşitli tuzaklar hazırlıyor. Değerlerden bahseden konuşmalar, küresel terör savaşları ve yasa dışı insansız savaş uçağı cinayetlerinin olduğu bir dönemde inandırıcılığını yitirdi: Hangi değerlerden söz ediliyor? Ekonomik çöküşün sonucu olarak savaş politikasından mı? Doğanın ve bu dünyadaki birçok insanın acımasızca sömürülmesinden mi? Burada ideal değerler toplamının hayata geçirilmesini realist bir toplumsal analizden çok dini-mistik bir dilek olarak görmek gerek.

Herkes için aynı değerlerin ölçü olmadığı, terörün başka bir yerde normal olarak sınıflandırıldığı, insanların büyük çoğunluğunun sefalet içinde yaşamasının kader olarak kabul edildiği, yapısal şiddetin görmezden gelindiği bir durumda aktüel gözlemler de işe yaramayacak ve karşılıklı çatışmaya karşı etkili mücadele verilemeyecektir. Ama ben korkuya alışmak istemiyorum!

17.11.2015 16:36