TAKİP ET
Dr. Sabine Schiffer

Dr. Sabine Schiffer

Orijinali seçtiler: Avusturya yol gösteriyor

Halk partisi olarak adlandırılan ve uzun süre büyük koalisyon hükümetlerinde yer alarak profillerini kaybeden siyasi partilerin uğradığı oy kayıpları Avrupa’da birçok yönden uyarı sinyali olarak anlaşılıyor.

Avusturya’da cumhurbaşkanlığı seçimlerini FPÖ’nün adayı kazandı. Seçimlerden zaferle çıkan ancak salt çoğunluğu elde edemeyen kırklı yaşların ortasındaki Hofer 22 Mayıs 2016 tarihinde yapılacak ikinci turda Yeşillerin 72 yaşındaki adayı van der Bellen ile yarışacak.

En azından bazı köşe yazarları şimdiye dek çok az sayıda gazeteci ile politikacının ama çoğunlukla sosyal araştırmacıların yaptığı uyarıların farkına vardı: Sağın ucunu kullanan kimseler onu zayıflatmak yerine güçlendirirler. Sonuç itibarıyla insanlar kopyayı seçmek yerine orijinal olanı tercih ediyorlar. Cas Mudde örneğinde olduğu gibi tüm araştırmalar bunun böyle olduğunu doğruluyor. Bu arada Sarrazin Tartışması üzerine yapılan araştırmada saptanan sonuçlar görmezden gelinmişti. http://www.eurozine.com/articles/2010-08-31-mudde-en.html

Viyana muhabiri Ralf Borchard 24 Nisan 2016 tarihinde yapılan seçimin sonuçlarını şöyle yorumladı: “FPÖ’nün veya AfD’nin yükselişini sınırlandırmak amacıyla onların kullandığı talepleri kopyalamak işe yaramıyor. Sağın kenarındaki pozisyonları sahiplenmek, sağın kenarındaki partileri zayıflatmıyor, aksine güçlendiriyor.“ http://www.tagesschau.de/kommentar/praesidentenwahl-folgen-101.html İşte Avrupa çapında tüm hükümet partilerinin ortak çizgisi böyle.

Sağ kanattaki partilerin başarılarından bir şeyler öğrenebilmek için şüphesiz çok daha dikkatlice bakmak gerekiyor, zira FPÖ örneğinde olduğu gibi, sağcı partiler de TTIP Anlaşması’na şüpheci yaklaşımlardan reddedici tavırlara kadar geniş bir yelpazede bakıyorlar. Aynı şekilde AB tarafından güçsüzleştirilmeye de karşılar. Bu eleştiriler toplumun geniş tabanıyla irtibat kurmak için değerlendirilebilir ancak köklü partiler ile medya tarafından şimdiye dek dikkate alınmadılar ve işlenmediler. Bu bağlamda şu popüler cümleyi çok daha az duyar olduk: “Bu konuyu sağcılara bırakmamalıyız!“ sarf edilen bu cümleyle halkı ilgilendiren bazı konuların bilinçli olarak seçilip büyütülebildiğini, bazılarının ise konu dahi edilmediğini anlıyoruz.

Anlaşılan ırkçılık Serbest Ticaret Anlaşması’na yönelik karışık konuları, “Komplo teorisi“ gibi eleştirileri daha kolay bir biçimde yakalayabiliyor. Uzun zamandır toprağa ekilen tohum uç vermeye başladı: Yeniden ele alınan ve canlandırılan sözde İslam eleştirisi hem sokaklarda hem de seçim sandıklarında meyvelerini veriyor. Her kim ki ortalığı karıştıranların ağzıyla konuşuyorsa ve ortalığı karıştıranların politikalarına hak veriyorsa, kendini seçim yardımcısı olarak onaylatır.  İltica Yasası sertleştirildiğinde, 1990’lı yıllardaki pogromlardan sonra bunlar yaşandı. İltica için temel haklar yeniden ve gerçekten sertleştirildi.

Aradaki bağlantıları henüz kavrayamamış olanlar 24 Nisan 2016 tarihli Presseclub Programı’nı arşivden seyretsin. http://www.ardmediathek.de/tv/Presseclub/Die-Angst-vor-dem-Islam-Panikmache-ode/Das-Erste/Video?bcastId=311790&documentId=34900376 Programda gazetecilik alanındaki kanaat önderleri gündeme geliyor ve hala aynı konuların konuşulduğu ve aynı tabu iddiaların dolaşımda olduğu görülüyor, sanki sözde ve gerçek İslam üzerine şimdiye dek tespitler yapılmamış gibi.

Netice itibarıyla büyük bir uyuşukluk hali söz konusu ama görünüşe bakılırsa uyuşukluk hali pek de ciddi değil. Yoksa yeniden ortaya çıkan Thilo Sarrazin’in bir kitapta topladığı genetik ve kültür tezleriyle yabancı düşmanlarının değirmenine su taşınmazdı. İlgi çekme ekonomisi kötü veya iyi haber diye ayırım yapmıyor, konu ne kadar çok tekrarlanırsa, o konuya ilgi o kadar artıyor ve bu bağlamda da bazı konular ve bazı aktörler için gayet sarih kararlar alınıyor. Görünen o ki, birçok yapıcı ses yeterince bağırmıyor. Bağırsalar en azından bir kez eleştirilirler ve böylece meşhur olurlardı.

02.05.2016 16:48