TAKİP ET
Dr. Sabine Schiffer

Dr. Sabine Schiffer

Her yerde olağanüstü hal var

Francois Hollande’nin retoriği ile Recep Tayyip Erdoğan’ınkini birbirinden ayırt etmek pek mümkün olmamakla birlikte insanın aklına “Avrupa’da neler oluyor?“ sorusu geliyor. O çok sözü edilen değerleri sınamaya ise şu sıralar hiç kimse yanaşmıyor:

Olağanüstü haller ve idam cezası üzerine yürütülen tartışmalar, bir tarafın kendisi için talep ettiği hukuksal prensipleri başkasına hak görmemesinin ne kadar ince bir çizgi üzerinde yürüdüğünü gösteriyor. Burada yıllardan beri konuşulan “hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörü yok“ şeklindeki anti İslamcı retorik söylemi yeniden ön plana çıktı. Esasen bu dogmatik söyleme teslim olanlar baştan kaybediyorlar. Artık savunulacak hiç bir şey kalmıyor. Böylece karşısındakinin haklarını tanımamakta herkes bir davranıyor. Ve bu esas itibarıyla dünyanın siyasi durumuna tekabül ediyor. Bu arada hakları ellerinden alınanların çoğunun fakir insanlar olduğunu görmek gerek.

Bizdeki korkunç olayların dışına çıktığımızda dünyanın diğer bölgelerinde durumun daha ağır olduğunu görüyoruz ki bu yine bizim politikamızla ilgili: NATO ve benzeri kuruluşların yayınladıkları yazılarda “kaynakların emniyeti” diye yazıyor, büyüyen askeri araç ihracatı her yere yayılıyor. Dünya Bankası’nın kredileri, IMF ve şimdi de AB, fakir ile zengin arasındaki kutuplaşma sertleşiyor, savaşlar ve mülteci hareketleri ısınıyor… Bu böyle devam edemez.

Terör korkusu ve semptom zincirinin ucunda yer alan sözde güçlü devlet, olayların bağlantılarını gizlemek için çaba gösterebilir ve güçsüz siyasi kast son ölüm mücadelesinin üzerini biraz daha örtebilir ancak bunların hiç biri yardımcı olmayacaktır. Tam tersine: Şimdi çekmeceden tekrar çıkartılan gözetleme-izleme faaliyetleri, yeniden TTIP ve CETA’ya eleştirel bakan ve diğer haksızlıkları kınamak isteyen göstericilere karşı kullanılabilir. Aslında hepimiz aynı teknede oturuyoruz, sadece imtiyazı az olanlara gösterilen ilgi daha az.

Aksi takdirde Afganistan ve onun komşularındaki olağanüstü halleri görmezden gelmezdik ki Afganistan’daki olağanüstü hal Orta Doğu’da, Afrika’da veya başka bölgelerdeki durumlara örnek teşkil ediyor. Würzburg’taki banliyö treninde baltalı saldırı yapan gencin milliyeti üzerine tartışılırken birden fazla problem ortaya çıkıyor. Genç Afganistanlının kullandığı Peştuca lehçesi sadece Pakistan vatandaşı olabileceğine işaret etmiyor aynı zamanda Pakistan’da çok zor koşulların hakim olduğu bir mülteci kampında büyümüş olabileceğini de gösteriyor. https://de.qantara.de/inhalt/afghanische-fluechtlinge-in-pakistan-unterprivilegiert-und-unerwuenscht Orada olağanüstü hal normal bir durum. Ve biz bu durumu hiç sorgulamadık. Nedenleri Taliban’da veya IŞİD’te aramak, ABD’li strateji uzmanı Zbigniew Bzrezinski’nin üstlendiği tarihi sorumluluğa bakınca, yeterli gelmiyor. Uzman Afganistan’ı istikrarsızlaştırma bağlamında mücahitlerin silahlandırılmasını Sovyetler Birliği’nin parçalanmasında kullandı. Acaba daha önce sorulan soruyu, “Küresel Cihat“ın sonuçlarını ve terör şeklinde geri dönen savaşı dikkate alarak sorsak yine “Evet, doğru – yaptığımıza değdi“ biçiminde yanıtlayabilir mi?

28.07.2016 18:03