TAKİP ET
Dr. Sabine Schiffer

Dr. Sabine Schiffer

Habercilik yerine refleks – Charlie Hebdo ve gazetecilik

Medyamızın idealleştirilmesi sonuç itibarıyla medyanın kendine yönelik eleştirilerinin üstünü örtmeye yarıyor. Örneğin, kötüleşen çalışma koşullarının üzerinde durulmuyor, Ukrayna üzerine yapılan yayıncılığa yönelik ciddi eleştiriler dikkate alınmıyor. ARD-Yayın Kurulu’nun hazırlattığı bilirkişi raporunda bunun böyle olduğu onaylanmış durumda.

Paris’teki saldırılara yönelik habercilik sadece refleks vermekten oluştu. Failler hakkında tahminler yürütülmeden önce, Charlie Hebdo Redaksiyonu’na saldıran katillerden birinin hüviyet cüzdanı daha bulunmadan önce her şey çözülmüş gibi görünüyordu. Kurşunlanan şüphelilere hangi saikle hareket ettiklerini sorma imkanını bulamadık ama saiklerini biliyor gibi davranıyoruz. Ve süpermarketteki rehinelerin hangi kurşunlara hedef olarak öldüklerini daha araştırılmadan her şey belirlendi.

İsimlerin Arapça olması var olan düzeni noktalamak için yeterli. O bir Müslümandı ve basın ve fikir özgürlüğüne de karşı! Eski sol mizah dergisi sembol haline geldi. Karikatüristlere, gazetecilere, polislere ve Musevilere ve de bir Müslüman’a yönelik iğrenç cinayetlerin başka türlü bir bağlamda araştırılabileceği ihtimali göz ardı ediliyor. Ve soruşturma yapan bir komiserin ölümü tamamen hasıraltı ediliyor. Komiserin ölümünde de aynı usul gözleniyor. İnceleme yapılmadan önce konulan teşhis: İntihar. Hislerin hakim olduğu bir ortamda temel araştırmalar ile saygın düzen yer bulamıyor.

Bizim çok övülen özgür toplum anlayışımızdaki refleksler ile reflekslerin beraberinde getirdiği neticeler üzerine tahmin yürütmeye çalışırken bu ithamı askıya alıyorum. Bununla kıyaslanabilecek bir siyaset ve medya yankısını iki yıl önce, Paris’te, bir redaksiyonda Kürt kadın politikacıların katledildiği saldırıda yaşadık. Buna benzer iki olay daha var. NATO, 23 Nisan 1999’da Sırp Radyo ve Televizyonu Televizija Srbije‘yi (RTS) bombaladı, bir de Ukrayna’da ölmekte olan gazeteciler bombalandı. Olayların çifte standart ile değerlendirildiği burada gayet net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Charlie Hebdo olayından sonra şöyle bir tespit yapabiliriz: Medyanın güven krizi bir oyunla aşıldı. Buna “Yalancı Basın“ (Lügenpresse) kavramının, her ne kadar tarihsel gerekçesi olsa bile, yılın en sevimsiz kelimesi ilan edilmesi de dahil. Medyamızın idealleştirilmesi sonuç itibarıyla medyanın kendine yönelik eleştirilerinin üstünü örtmeye yarıyor. Örneğin, kötüleşen çalışma koşullarının üzerinde durulmuyor, Ukrayna üzerine yapılan yayıncılığa yönelik ciddi eleştiriler dikkate alınmıyor. ARD-Yayın Kurulu’nun hazırlattığı bilirkişi raporunda bunun böyle olduğu onaylanmış durumda.

“Yalancı Basın“ diye bağıran Pegidacılar ile çevresindekiler bir anda kendilerini basın özgürlüğünden yana olmaya mecbur hissettiler ve basın özgürlüğünü Müslümanlara ve diğer azınlıklara karşı savunuyorlar. Yalnız provokasyon sanatçısı Dieudonnee’nin tiksindirici ürünleri bu kategoriden sayılmıyor. Olayların çifte standart ile ölçüldüğü en geç bu noktada anlaşılıyor. Dieudonnee’nin tutuklanması fikir ve basın özgürlüğünün sınırları olduğunu gösteriyor- Almanya’da Yahudilere yönelik kışkırtma ve soykırımdan sonra olduğu gibi-  ve bu sınırların korunması gerektiğine işaret ediyor. Bu sınırlar, kışkırtmalar Müslümanlara yönelik olsa da korunmalıdır. Aksi takdirde güven krizi ortaya çıkar.

Belki de “Komplo Teorisi“ni yılın en sevimsiz kelimesi seçmenin zamanı gelmiştir. En azından bir araştırmayı engellemek veya medya eleştirisini tabulaştırmak için kullanıldığında ve medyaya duyulan güven krizini daha da sertleştirdiğinde bunu yapmak gerekir. “Avrupa’nın İslamlaştırıldığı“na yönelik görüşler savunulduğunda, 1960’lı yıllardaki işçi getirme sözleşmesi sanki bir büyük planın parçasıymış gibi yansıyor. Gerçi bu gerçekten bir komplo teorisi ama nadiren böyle adlandırılıyor.

28.01.2015 18:30