TAKİP ET

Betül Özdemir

Sıla yolunda kaçırdığımız güzellikler (1)

Avrupa´da yaşayan Türklerin kimi zaman çileli, kimi zaman bitmek bilmeyen, yeni dostluklar edindikleri, özlem dolu,heyecanlı sıla yolundan bahsedeceğiz bu yazıda. Bildiğimiz sıla yolundan bahsetmiyorum. İki üç gününü yollarda, geceleri otoban parklarında geçirmek istemeyen bir çok gezgin ailenin sıla yolunu gezi yoluna çevirdiği bir yol bu yol.

İki yıl önce biz de sıla yolunu gezi yoluna çeviren aileler kervanına katıldık ve yaz tatilimizin bir haftasını Balkanlarda geçirdik. Hedef gezmek olunca ortaya şöyle bir yol güzergahı çıktı: Krka (Hırvatistan) > Split (Hırvatistan) > Saraybosna (Bosna Hersek) > Mostar (Bosna Hersek) > Blagaj (Bosna Hersek) > Dubrovnik (Hırvatistan) > Üsküp (Makedonya) > Edirne

Kaldığımız şehirlerin yanısıra Arnavutluk, Montenegro gibi geçtiğimiz ülkelerde yol boyu bir çok güzelliğe şahit olduk. Yıllarca bir çok gurbetçinin tehlikeli olduğu düşüncesiyle tercih etmediği Arnavutluk’un doğal güzelliklerine ve otobanlarına hayran kaldık. Yol konusunda aynı şeyleri Kosova için söylemek maalesef mümkün değil. Geceyi Arnavutluk’ta geçiremesek de Prizren şehrine uğrayıp bir kaç Osmanlı eserini gördük.

Montenegro´nın ilgi çeken Sveti Stefan adası:

Sıla yolunu gezi yoluna çevirmek istiyorsanız yapmanız gereken şeyler;

bir gezi planı çıkartmak (önce yol güzergahınızı oluşturup şehirler hakkında detaylı bilgiyi internetten toplayabilirsiniz)

internetten otel veya apart kiralamak (booking.de adlı internet adresinden uygun fiyatlara, temiz ve güvenli yerler bulabilirsiniz. Kalacağınız yerin gidip kalmış kişiler tarafından verilmiş değerlendirme notuna dikkat edin.)

arabanızı tıka basa doldurmamak (Avrupa ülkelerinde Almanya’dan tanıdığımız çok sayıda süpermarket var. Restoranlarda balık ve vejeteryan menüleri yemekten usanırsanız süpermarketlerden alışveriş yapabilirsiniz.)

yanınıza bir navigasyon, bir de harita almak. (Navigasyonumuz balkanlarda Hırvatistan dışında diğer ülkelerde caddeleri tanımadığından haritayla gezmek zorunda kaldık.)

Üç bölümden oluşan gezi yazısının ilk bölümünde Hırvatistan’da, ikinci bölümünde Bosna Hersek’te, üçüncü bölümünde ise Makedonya’da gezdiğimiz yerler  yer alacak.

(Fotoğrafları büyütmek için üzerini tıklayın.)

HIRVATİSTAN

KRKA BÖLGESİ (Krka National Park)

Hırvatistan’ın dünyaca tanınmış şelaleler bölgesi Krka Avrupa’nın en güzel şelalelerinden birine ev sahipliği yapıyor. Durduğunuz yerden izleyebileceğiniz bir şelaleden bahsetmiyorum. Bölgedeki şelaleyi gezmek için 2-3 saate ihtiyacınız var. Şelalelerin olduğu Nacionalni Park’a yürüyerek veya tekneyle gidiliyor.

Şelaleyi çok sayıda turistin yanısıra Hırvatlar da sık sık ziyaret ediyor. Kimileri gezmeye, kimileri ise yüzmeye geliyor. Hırvatistan’da gördüğüm en ilginç her yerde insanların yüzebiliyor olması. İnsanlar yüzmek için sadece plajları kullanmıyor. Denize kıyısı olan bir çok yerde sıcaktan bunalan s uya atlıyor:)

İncir ağaçlarıyla süslenmiş şelalede binlerce küçük balık yüzüyor. Şelalenin belirli noktalarında asılmış lehvalarda bölgede yaşayan hayvanlar hakkında bilgi veriliyor. Hırvatistan’ın incirini merak edenler bölgede adım başı kurulmuş tezgahlardan incir veya incir reçeli alabilir.

       

Şelaleleri gezmek için yaklaşık bir buçuk saat yokuş yukarı yürümeniz gerekiyor. Bir kere de çıkmıyorsunuz o yokuşu. Şelalenin belirli bölgelerine parklar yapılmış. Hem mola verebiliyor, hem de şelaleleri izleyebiliyorsunuz. Yokuş yukarı yürümek yorsa da şelalenin ihtişamı karşısında merakınız artıyor ve daha fazlasını görmek istiyorsunuz. Bir çok kişi gibi biz de geri dönmedik ve ağaçların altında, şelalenin üzerinde kurulmuş tahta köprülerde suyun verdiği serinliğin eşliğinde bitiş noktasına doğru yürüyerek tüm yorgunluğumuzu attık.

Hırvatistan’a gelmişken dünyaya namını duyurmuş Plitvice göller bölgesini de gezebilirsiniz. Biz kısıtlı zamandan ve rahatsızlığımdan dolayı gidemedik.

SPLİT

Hırvatistan’da ikinci durağımız Hırvatistan’ın ikinci büyük şehri ve Dünya Unesco kültür mirası Split oldu. „Neden başkent Zagrep değil de Split“ diyecek olursanız aslında ilginç bir hikayesi var. Milli güreşçi olan babam güreş yaptığı yıllarda takımıyla Split’teki Akdeniz olimpiyatlarına katılacakmış. Son anda takım olimpiyatlara gidememiş. Adını sıkça duyduğu şehri görmesini istediğimiz için rotayı Split’e çevirdik.

Split deniz kenarına kurulmuş Roma İmparatorluğu’ndan kalma bir şehir. Denizde bekleyen dev vapurlar yolcu taşıyor Split’e. Şehri en çok yakınlığından ötürü İtalyan turistler ziyaret ediyor.

Riva Split adı verilen sahil kenarındaki palmiye ağaçları, sıra sıra dizilmiş cafeler turistleri tatil atmosferine sokuyor. Şehirdeki sessizlik Split sokaklarını gezerken huzur veriyor. Her zaman böyle mi bilemiyorum ama sokaklarda çok sayıda insan olmasına rağmen insan gürültüsü yoktu. En azından gezerken korna sesleri rahatsız etmiyor :)

    

Her Avrupa ülkesinde olduğu gibi Split’te de daracık tarihi sokaklar var. Split tam bir saray şehri. Şehirde görülmesi gereken en önemli eser ise Diocletianus Sarayı (Diokletianpalast). M.S. 4.yüzyılda yaptırılmış eski bir Roma Sarayı. Deniz kenarına kurulmuş şehir merkezinin bir kısmı sarayın surlarıyla çevrili.

Gezi boyunca Almanya’dan gelen, aralarında Almanca konuşan çok sayıda Hırvatla karşılaştık. İngilizce anlaşamakta zorlanırsanız Almanca bilen Hırvatlardan yardım alabilirsiniz.

Split’te görülmesi gereken diğer yerler; Hvar Adası, Brac Adası, Marjan, St.Domnius Katedrali ve müzeler.

 

Split’ten sonra Bosna Hersek’e doğru yola çıktık. Üç gece Bosna Hersek’te kaldıktan sonra Hırvatistan’a geri döndük. Bir gece de Dubrovnik’de kaldık.

DUBROVNİK 

Dünya Unesco kültür miraslarından bir diğeri olan Dubrovnik turistlerin büyük ilgi gösterdiği bir şehir. Şehirdeki tarihi eserler Sırp saldırılarında büyük oranda zarar görmüş. Şehirde görülmesi gereken en önemli yer surlarla çevrili Old Town (Eski şehir). Diğerleri ise Dubrovnik katedrali, Dubrovnik teleferiği, müzeler, Lokrum adası ve sahil kenarları.

Surlarla çevrili bu eski şehre kaleden içeri girer gibi bir giriş kapısından giriliyor. Adım başı restoran ve konaklayacak yerler var. Mimari yapısından ötürü Old Town’da kalmak ilgi çekse de çok ucuz değil. Old Town genellikle çok kalabalık oluyor. Her milletten insanla burada karşılaşabilirsiniz. Avrupa’da görmeye alışık olduğumuz Türkleri Hırvatistan’da görememiştik. Ta ki Dubrovnik’e gelene kadar. Bir anda o kadar çok Türk’ü görünce şaşırdım. Babam birileriyle tanışınca Türkiye’den otobüsle gelen bir gezi grubu olduklarını öğrendik. Meğer eskiden Türkiye’den çok grup gelirmiş Dubrovnik’e. Hırvatistan vize uygulamaya başladığından beri sayıda düşüş yaşanmış.

  

Şehrin denize bakan girişinden denizde tur yapan tekneler kalkıyor. Denizde eğlenmek isteyenler için farklı deniz sporları yapma imkanları da sunuluyor.

Old Town’da herkes farklı bir alemde. Kimi yemek yiyor, kimi müze geziyor, kimi fotoğraf çekiyor. Fotoğraf çekinen gelin ve damatlar, yürüyüş yapan bando takımı turistlerin oldukça dikkatini çekiyor. Bir de şehrin sahil tarafında eğlenen gezginler var. Yüzenler, balık tutanlar, kitap okuyanlar, çılgınca tekne kullananlar, deniz sporları yapanlar ve tüm bu olayları izleyenler.

Dubrovnik’in otelleri ve plajları da çok meşhur. Başta Avrupalılar olmak üzere dünyanın her yerinden gelen turistler Hırvatistan’da deniz tatilleri yapıyor.

   

Bosna Hersek gezisi ile devam edecek. 

 

Gezinin “konaklama, yemek, masraf” gibi detaylarını okumak için tıklayın. 

Betül Özdemir, Medya Pedagogu

21.11.2014 15:48