TAKİP ET

Gürcan Sevgican

Süleyman Hilmi Tunahan ve Bediüzzaman’ın ahı

Hayatlarını iman ve Kur’an hizmetine adamış iki büyük devasa kamet Bediüzzaman ve Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri. Hayatları bu uğurda geçmiş ve gözlerini başka bir sevda kaplamamış. İkisi hayatta iken hiç yüzyüze gelip tanışma imkanları olmamış. Fakat Bediüzzaman’ın tabiriyle manen birbirilerinin farkındalar. Vefatları da aynı sene olmuştu.

O bulanık dönemlerin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ve İçişleri Bakanı Namık Gedik’in işlediği zulümler ayyuka çıktığı dönemlerdi. Demokratlar iktidardaydı fakat adeta dindarlara nefes aldırmıyorlardı. Bu zulümden nasibini alan önemli kişiler Bediüzzaman ve Süleyman Hilmi Tunahan’dı.

İki mühim zat farklı ortamlarda dine hizmet etmelerine rağmen reva görülen zulüm aynı merkezliydi. Nitekim İçişleri Bakanı Namık Gedik’in sevenleri tarafından Süleyman Hilmi Tunahan’ın cenazesinin Fatih Camii haziresine gömülmesinin istenmesi üzerine “Götürün o yobazın cenazesini Karacaahmet’te bir çukura gömün” dediği ifade ediliyordu. Bundan bir süre sonra ise Namık Gedik darbe sonrası gözaltında olduğu odanın camından atlayarak öldüğü iddia edildi. Cenazesini ise hemen apar topar orada bulunan bir çöp kamyonuyla götürüldüğü anlatıldı yıllarca. Cenazesi sırasında ne elbiselerini ne de naaşını ailesine hiç göstermediler. Ne olduğu ve nasıl öldüğü hep meçhul olarak kaldı.

Ne ilginçtir ki Bediüzzaman hazretleri ile ilgili de aynı minvalde bir şey yaşanır. Namık Gedik onun ile özel mesai yapmaktadır adeta. Ev hapsine kadar Bediüzzaman hazretleri zulme maruz kalır. Bediüzzaman’ın cenazesini de çöp arabasıyla götürülüp gömülmesini düşler ve ister. Ne ilginçtir ki Allah dostlarına karşı bu bakış açısıyla ve düşmanca tavırlarıyla ve teşebbüsleriyle kendi hakkında bir nevi kadere fetva verdirmiş olur ve kendi akıbeti bir çöp arabasıyla ve kendi ölümü de o şekilde içler acısı olur.

Sevenleri ve takipçilerinin üzerine titrediği bu iki zat-ı muhterem çok ciddi imtihanlardan geçmek zorunda kalmış ve başlarına gelen her musibete sabretmesini bilmişlerdir. Sabretmişler sabretmesine fakat “Evliyanın kılıcı kınında değildir. Kimseyi kesmezler ama üzerlerine giden kesilir” sözünü haklı çıkarırcasına onlara zulmedenlerin sonu hiç de iyi olmamıştır.

Bediüzzaman Said-i Nursi ve Süleyman Hilmi Tunahan vefatlarını müteakip zalimlerin korku ve sıkıntı yaşayacaklarını ifade eden benzer cümleleri de bir hayli ilginçtir. Süleyman Hilmi Tunahan “Bizim dünya hayatımızdan korktukları gibi vefatımızdan da korkacaklar!” derken Bediüzzaman da ”Ben rahmet-i İlâhî’den ümit ederim ki, mevtim, hayatımdan ziyade dine hizmet edecek ve ölümüm başınızda bomba gibi patlayıp başınızı dağıtacak! ” der.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bugünlerde aynı benzer zulümlere maruz kalıp cevap sadedinde ifade ettiği gibi ‘ neye yaradı ki?” Onca zulümler ettiler neye yaradı ki? Hain dediler Haşhaşi dediler dinsiz dediler… Ve yukarıda ifade edildiği üzere korkarım ki kendi akıbetleri hakkında kaderlerini belirlediler. Adeta kader canibine gidip toslayıp biz öyle olmak istiyoruz dediler. 1940-50-60’lardan günümüze zulüm değişmedi. Şahıslar değişti ama zulüm değişmedi. Günümüzün ve eski zamanların tüm zalimleri ettiklerine pişman olacak ve iki dünyalarınıda mahvetmiş olacaklar ve bizlere de ‘neye yaradı ki?’ demek kalacak.

Bu hususta hiçbir zaman unutulmaması gerekli sözlerden birisi de bir Hadis-i Kutsi’de ifade buyurulan“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) “Allah Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: “Kim benim velî kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim….” ferman-ı ilahisidir. Evet insanlık tarihi zalimlerin acı akıbetleriyle dolu iken hala zulümde diretmek ne acıdır. ”Neye yaradı ki?”

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin onca zulme maruz kalması ve hakaretler ve iftiralar karşısında ifade ettiği şu söz Allah dostlarının bakış açılarını ne veciz ifade eder : ”Rezil olacaklar. Pişman olacaklar ama onların o haline (o akibetlerine) ağlamak yine bana (bize) düşecek”

04.09.2015 17:26