TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

‘Türkiye’ye hizmet için Türklerle mücadele durumunda kalmak zor ve son derece acı bir olay’

Yazıya başlık olarak kullandığım cümle bana ait değil ve popüler ifadesi ile gündemle de ilgisi yok. ‘Gündem’ derken neyi kastettiğimi anladığınızı biliyorum ama yine de biraz açayım.

Yaz mevsimi bitti ve Almancılar eski memleketten yeni memleketlerine dönüyor. Sohbet meclislerinin konusu Türkiye izlenimleri ve yaşanan acı tatlı  hatıralar. İznini Uşak’ta geçiren Berlinli Ali Özbey şu olayı anlattı mesela: “Pazarda alış veriş yapıyorum. Satıcı bir bayan ‘ben oğlumu dershaneye vereceğim’ dedi. Bir başkası ona, ‚Neden ki? Oraya gidenlerin devlette önü kapalı. Vermesen daha iyi olur’ uyarısında bulundu. Bayan ‘doğruların yardımcısı Allah’tır’ karşılığını verdi.”

Bir devlet daha iyi eğitim almak için çaba gösteren bir vatandaşın önünü neden kapatır?

İzine giden Hizmet gönüllüleri sıla-i rahim niyetiyle yaptıkları ziyaretlerde de ister istemez sözün dönüp dolaşıp ‘gündeme’ geldiğini anlatıyor. Memlekete eş ve dost görmek ve 11 aylık iş telaşından biraz nefeslenmek için giden bu insanlar yakın çevresi tarafından birçok mesnetsiz suçlamaya maruz kalmış. Kiminden ‘neden devlete kafa tutuyorsunuz?’  eleştirisi karşısında açıklama beklenirken, başkalarından ‘neden dindar bir iktidarı devirmek’ istediklerinin izahı istenmiş. Bir başkasından ise neden AKP’ye değil de, CHP veya HDP’ye oy verdiklerinin hesabı sorulmak istenmiş. Adeta akrabalar hem savcı hem de hakim kesilmiş, kendi kurallarına göre kurduğu mahkemede neden ve niçin sormadan Hizmet hareketi için gönüllü bulunan insanlardan hesap sormuş.

Mesele muktedirlerin ve havuz medyasının etkisi altında yapılan bu haksız suçlamalara cevap verip vermeme meselesi değil. İnsanlar din ve hukuk adına sırf doğru bildiklerini savundukları için ötekileştiriliyor ve bunun neticesinde ‘Keşke izine gitmeseydim’ noktasına kadar getiriliyorlar.

Bazıları çözümü evden çıkmamakta, diğer başkaları akrabaları ile ‘her şeyi konuşalım ama, gündeme girmeyelim’ anlaşması yapmakta bulmuş.

Çoğu kez gündemi anlamak için gündemin dışına çıkmakta fayda var. O zaman bir çok tanıdığımızın siyasete yön veren seçkinlerin devletin tüm imkanlarını kullanarak devreye soktukları ilhamını şeytandan alan bir propaganda makinesi ile ürettikleri, hiçbiri doğru bilgiye dayanmayan, zanlardan ve vehimlerden oluşan yapay bir dünyada yaşadıklarını görürüz. Vicdanları bunun farkındadır belki. Belki de istemedikleri halde veya farkında olmayarak parçası haline geldikleri çıkar ve menfaate dayalı nifak çarkının bir dişlisi olduklarını içten içe seziyor ve bu hakikati fısıldayan vicdanlarının sesini bastırıyorlar. Kardeşini katleden Kabil misali kusurlarını örtmek için çareyi ‘devlete karşı gelinmez, devlet ne yaparsa doğrudur’ mazeretinin arkasına sığınmakta buluyorlar. ‘Hangi devlet?’ diye sormanız veya bir devlet neden kendi vatandaşı ile savaşır hatırlatması yapmanız sadece anlamsız değil, ‘vatan haini’ olarak damgalanmanıza sebep olabilir.

Gündemin kısır döngüsü içinde söz söylemenin anlamsızlaştığı bu gibi durumlarda henüz büyüklerin bozulmuş dünyasının etkisi altında kalmamış masum ve küçük bir çocuğun saf bir eda ile ‘kral çıplak’ demesi algı dünyasında yaşayanların gözünü açabilir.

Benim şahitliğine sığındığım masum ve saf çocuk Kamran İnan. 1929 doğumlu olan İnan 1955 yılında Türk dışişlerinde genç bir diplomat olarak kendisini bakanlığa kadar taşıyacak kariyerine başlar. Altı yıl senatör, 20 yıl milletvekili olan İnan, Türkiye’yi Cenevre ve New York’ta Birleşmiş Milletler nezdinde temsil eder. Enerji bakanlığı da yapan tecrübeli diplomat 1974 Kıbrıs harekâtından sonra ABD başta olmak üzere batılı devletlerin uyguladığı  ambargoya karşı Türkiye’yi anlatmak için ülke ülke dolaşır. Kısacası İnan’ın devlete bağlılığı ve Türkiye’ye hizmet aşkı şüphe götürmez. Uluslararası güç dengelerini de  çok iyi tanıdığı kesin. Fransa gibi yabancı ülkelerden aldığı madalyalar da yaptığı çalışmaların ülke sınırları dışında da kabul gördüğünü gösteriyor.

İnan emekli olduktan sonra boş durmaz 40 yılı aşan birikiminden yeni nesillerin faydalanması için birçok kitap yazar. Başlık olarak  kullandığım cümle değerli bir dostumun okumam için verdiği İnan’ın ‘Dış Politika’ adlı kitabından alınma. Kitapta devletin farklı kademelerinde görev yaptıktan sonra yaşadıklarını anlatan İnan aynı zamanda Türk devletinin tutucu, kendi vatandaşının önünü kesen, eline geçen fırsatları değerlendirmekten ve çıkarlarını savunmakta aciz yapısının analizini de sunar okuruna. Değerli diplomatın vardığı netice şudur: “Bütün diplomatik ve siyasi hayatımda yabancılara karşı devleti koruma mücadelesinde zorluk çekmedim; engel daima içeriden geldi. Türkiye’ye hizmet için Türklerle mücadele durumunda kalmak zor ve son derece acı bir olay.”

Evet, son iki yılda yaşananlar tecrübeli devlet adamı İnan’ın tespitinin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Dünyadaki tüm ülkelerle beraber Türkiye’ye hizmet için Türklerle, İslam’ın evrensel mesajının Müslümanlarla beraber tüm insanlar tarafından doğru anlaşılması için Müslümanlarla mücadele durumunda kalmak zor, çok zor bir iş. Bunun bedeli ülkeye girişinin yasaklanması, bazıları tarafından terörist ve vatan haini, diğer başkaları tarafından ise mürtet ilan edilmek olabiliyor.

08.09.2015 16:21