TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Propaganda makinasının dindar kesim üzerindeki etkisi

Zaman Avrupa’nın 25. yıl kutlama programı esnasında sosyal medya üzerinden çok sayıda fotoğraf paylaşıldı ve bunlarla ilgili yorum yapıldı.

Benim dikkatimi, Türkiye’de yaşanan sürecin fazla etkisi altında kalan bir tanıdığıma ait, şu yorum çekti: “Türkiye’nin en büyük gazetesi olan Zaman neden Türkiye’de değil de Almanya’da kutlanıyor? Acaba Almanya’nın lehine çalıştığından olmasın.”

Bu size ilk bakışta olayı anlamadan yapılan anlık bir yorum olarak gelebilir. Öyle değil, durum ciddi.

Yorum sahibine, Serdar Yazıcıoğlu isimli kullanıcının yaptığı gibi, kutlamanın Zaman gazetesinin Avrupa’da yayın hayatına başlamasının 25. yıldönümü ile ilgili olduğunu anlatmak veya 2011 yılında, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan başta olma üzere, çok sayıda AKP’linin katılımı ile Türkiye’de de 25. yılın kutlandığını söylemek fazla bir şey ifade etmeyebilir. Çünkü sorun olguda (Zaman Avrupa’nın 25. yıl kutlaması) değil, olguya yüklenen anlamla ilgili.

Erdoğan ve AKP yönetimi 17/25 Aralık büyük yolsuzluk olayını kapatmak için devlet destekli müthiş bir propaganda makinasını harekete geçirdi. Bu makina son 15 yılda Hizmet Hareketi ile AKP’nin ortak tabanı haline gelen muhafazakar-dindar kesim üzerinde öyle etkili oldu ki bu kesim bir gün önce ak dediğine bir gün sonra kara, doğru dediğine yanlış der hale geldi.

Neden?

Doğru yerde durmak için gerekli bilgilerin olmadığından mı? Hayır, aksine! Hizmet Hareketi son on yılda Türkiye ile sınırlı olmayan bir tartışmanın merkezinde yer alıyor ve dünya çapında hakkında en çok  yazılan-çizilen sosyal hareketlerden biri. Hakkında kitapsa kitap, bilimsel çalışma ise bilimsel çalışma, filmse film her şey var.

Sorun propaganda makinası tarafından çok aşırı bilginin devreye sokulmasında yatıyor. Propagandanın özelliği içinde az-çok doğruların olduğu çarpıtılmış bilgiyi çok tekrar etmektir. Propagandist bu şekilde dikkatleri kendi suç ve günahlarından uzaklaştırdıktan sonra hedeflediği kitleyi ‘ateşin olmadığı yerden duman çıkmaz’ noktasına getirmeyi hedefler. Sürekli tekrarlar selim düşünceyi ve doğru bilgi arayışını ortadan kaldırdığı gibi, aralarında bağlantı olmayan olgular arasında bağlantı kurarak hedeflediği grupta yanlış mantık yürütmesinin devreye girmesini netice verir. Bu bağlamda başka bir tanıdığımın Hizmet Hareketine yönelik eleştirisi şu şekilde: ‘Neden tüm dünyada okul açabiliyorsunuz ve önünüze Amerika engel çıkarmıyor? Eğer siz Türkiye ve İslam’ın daha iyi anlaşılması için çalışıyor olsanız batı size engel çıkarmalı değil mi? Çıkarmadığına göre sizin onlarla derin ilişkileriniz var.”

Burada sizin yaptığınız eğitim ve diyalog çalışmalarının Türkiye ve İslam adına yapılırken her hangi birine karşı tasarlanmadığını; aksine tüm insanlığı hedef alan, siyasi mülahazalardan uzak, merkezinde dünyevi güç elde etmenin değil, herkese vermenin yer aldığını; çalışmaların müspet hareket prensibine göre yapıldığını; asıl hedefin rıza-i ilahi olduğunu; çalışmalar yapılırken her ülkenin sosyo-kültürel şartlarına kanun ve anlayışına göre, evrensel insani değerlerin dikkate alındığını; ve hepsinden önemli sebep-netice silsilesi içinde birçok şeyin açıklanabileceğini ama her şeyin açıklanmayacağını, esas olanın Allah’ın inayeti olduğunu anlatmanız fazla bir şey ifade etmiyor.  İngiliz şair T. S. Eliot modern insanın maruz kaldığı aşırı bilgi kirliliğini şu mısralarla özetler:

Yaşarken kaybettiğimiz hayat nerede?

İlimin içinde kaybettiğimiz hikmet nerede?

Bilgi içinde kaybettiğimiz ilim nerede?

AKP propaganda makinasının etkisi altında kalan samimi dindar birçok kişiye göre ben yazıyı Mevlana’dan değil de çağımızda yaşayan hıristiyan-dindar İngiliz bir şairin mısraları ile sonlandırdığımdan İngilizlerin lehine, bu mısraları okumakta olduğum ve çok şey öğrendiğim Henry Kissinger’in ‘Dünya Düzeni’ isimli son kitabında bulduğum için ABD lehine ve bu yazı Zaman Avrupa’da yayınlandığına göre de Almanya lehine çalışan biri olabilirim.

Elbette ki bu arada Almanya’da bir ömür geçiren ve bir çoğumuzun vatandaşı olduğu Almanyalı Türkler olarak neden illa da Almanya’nın aleyhine olmamız gerektiği, Almanya’nın lehine olan çalışmaların neden zorunlu olarak Türkiye ve İslam aleyhinde olması gerektiği sorusuna değinmeye yer kalmadı.

Ramazan ayınız mübarek olsun. Allah bu mübarek ay vesilesi ile hepimizi her türlü algı operasyonunun etkisinden kurtarsın ve hakikati göstersin.

21.06.2015 21:30