TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

İtiraf ediyorum

Önümüzdeki cuma günü Güney Amerika’nın en büyük ülkesi Brezilya’da yaz olimpiyatları başlıyor. Olimpiyatların bir çok ilkinden birini de Ibtihaj Muhammad isimli bir sporcunun katılımı oluşturuyor.

Bir tür kılıç sporu olan eskrim dalında çok sevdiği ülkesi ABD için yarışacak olan Ibtihaj Hanım’ı farklı kılan Müslüman olarak bu pek de yaygın olmayan spor dalındaki başarısı değil sadece. New Jersey doğumlu  30 yaşındaki Ibtihaj Muhammad spordaki başarısı kadar başını örtmesi ile de ABD kamuoyunun dikkatini çekiyor. Annesi  Denise Muhammad New Yorker dergisine çocuğunun kariyeri hakkında bilgi verirken 11 Eylül saldırılarının ABD’de yaşayan Müslüman bir aile olarak hayatlarında bıraktığı kalıcı ize de değiniyor: „Çocuklarımız dışlandı ve insanlar bana arabayla yolda giderken yüksek sesle hakaret ediyorlardı.“ Bütün olumsuzluklara rağmen aile ABD’ye küsmez, çocuklarının eğitimi ve spor hayatı ile yakından ilgilenir  ve aradan 15 yıl geçtikten sonra kızını, kendisine hakaret eden, dışlayan ve terörle suçlayan bir toplumu temsilen Brezilya’ya göndermenin sevinci ve gururunu yaşar.

11 Eylül günü nerede olduğumuzu hepimiz biliyoruz. Buna benzer büyük felaketleri güvenlik çevreleri, siyaset ve medya meydana gelmesinden sonraki 2-3 günde anlamlandırır. Bu olurken de henüz bütün boyutu ile ortada olmayan olgunun kendisinden çok oluşturduğu dehşetin, yüksek düzeydeki korku ve duygusallığın belirleyiciliği altında bir tür kitlesel algı kodlaması gerçekleşir. 11 Eylül’den sonraki 72 saatte üretilen “İslam eşittir terör” adlı kitlesel algı kodlamasının batı ülkelerinde azınlık olarak yaşayan biz Müslümanların hayatını nasıl zehir ettiğini en iyi bilenler ve acısını 15 yıldır gündelik hayatta yaşayanların başında Pazar günü Köln’de darbeye karşı demokrasi için yürüyüşe katılan on binler gelir. Almanya siyaseti ve toplumu üzerindeki etkilerini analiz edenlerden biri de şüphesiz bir dönem Almanya Zaman’da misafir kalem olarak konuyla ilgili yorumlar kaleme alan eski IGMG Yönetim Kurulu üyesi ve bu günün AKP Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’dur.

Şimdi 11 Eylül’e bakarak kodlarını çözebileceğimiz bir felaket günü daha var: 15 Temmuz 2016 kahpe darbe girişimi. 15 Temmuz akşamı trenle Schwäbisch Gmund’deki bir yüksek okulda  düzenlenecek seminere katılmak için yoldaydım. Lanetli darbe girişimi ile ilgili ilk haberler gelmeye başlayınca aklım hep darbenin kendisinden çok sonrası ile ilgiliydi. Darbenin arkasındaki güç veya güçler gerçekten ortaya çıkarılacak mıydı? Fatura kime kesilecekti? Türkiye bir iç savaşa mı sürükleniyordu? Türk toplumunun gösterdiği cesur duruştan dolayı darbe başarısız geçti ve ülke büyük bir uçurumun kenarından döndü. Bu son derece gururu verici halk tepkisine  sevinemeden korkulan oldu ve kara cuma akşamının yorumculuğunu bizzat üstlenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan suçluyu ilan etti: Hizmet Hareketi!

Hizmet’e karşı nereyse üç yılı bulan cadı avının yöneticisi Erdoğan’ın bu iftirasına dünya gülse de, Türkiye inanıyor. Hem havuz medyası hem de Hürriyet ve Cumhuriyet gibi laikçi medya ve devlet televizyonları 11 Eylül sonrasındaki ABD basınına rahmet okutacak yoğunlukta yayına girdikleri binlerce doğru-yanlış haberle darbe ile Hizmet Hareketi arasındaki bağlantıyı kurdu bile. Bu bayağı yayıncılığı destekleyen sahte ve gerçek uzman görüşleri ise işin tuzu biberi oldu. Ben tarihte ender rastlanan başarılı bir algı operatörü olan Erdoğan iktidarda olduğu müddetçe darbe girişimi konusunda Türk kamuoyunun gerçekleri öğreneceğine inanmıyorum. Dün Hitler rejiminde haklarında gaz odalarında ölüm fermanı  verilen Yahudilerin o günün şartları içinde suçsuzluğunu ispat etmeleri ne kadar mümkünse bugün Erdoğan rejiminde tüm kötülüklerin anası olarak damgalanan Hizmet Hareketi’nin kendi masumiyetini ispat etmesi o kadar mümkündür.  Yanı imkansız ve anlamsız bir çaba! Sözgelimi adil bir yargılama olsa ve Hizmet Hareketi’nin darbe ile ilişkisinin olmadığı mahkeme ile tescillense, darbeyi gerçekten planlayanlar itiraflarda bulunsa, hatta Erdoğan kendisi bizzat mikrofonların  karşısında çıkıp Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi’nin olayla ilgisinin olmadığını söylese bile Türkiye’de buna inanmayacak çok geniş bir kesim oluştu. Çünkü gerçek olsun veya olmasın istihbarat, basın ve siyaset el ele vererek darbe ile Hizmet Hareketi arasında bağı kurdu ve zihinleri buna göre programladı bile. Devletin yalan, iftira, manipülasyon ve şiddete dayalı bu operasyon gücü karşısında ne kadar güçlü olursa olsun bir sivil toplum hareketinin direnme şansı yok. İtiraf etmeliyim ki Erdoğan rejiminin ideologları hem 11 Eylül’ü hem de Hitler rejimini çok iyi çalışmış.

Bu durumda ne yapmalı?

Hizmet Hareketi tüm yolları değerlendirerek on yıllardır laikçisi ve İslamcısı, Kürdü ve Türkü, Alevisi ve Sünnisi ile ne olduğunu ve neyi hedeflediğini Türk toplumuna anlattı. Hizmet Hareketi’ni  kendi çocukları kadar yakından tanıyan Türk toplumuna bu saatten sonra bir şeyler anlatmanın mümkün olduğuna inanmıyorum. Türkiye hükümeti ve devleti tüm imkanlarını seferber ederek şeytani bir sinsilikle Hizmet Hareketi’ne topyekûn bir savaş açmış durumda. Bunu yaparken ne hak ne de hukuk tanıyor. En son değerli gazeteci Bülent Korucu’nun ailesini rehin aldı. Bu en ilkel kabilelerde bile ender görülen bir vahşettir. Sorgusuz sualsiz tutuklanan, işkence ve baskıya maruz kalanların haddi hesabı yok. Bırakalım Türkler kendi hayal dünyalarında ürettikleri ve adı Hizmet Hareketi olan, tüm kötülüklerin kaynağı olarak gördükleri cadı ile  kabus görmeye devam etsinler. Belki Erdoğan’ın karizmatik kişiliğinin büyüsü altındaki toplum bu kabustan uyanınca  tekrar oturur eğitim, insani yardım ve diyalog yolu ile hem Türk toplumuna hem de tüm insanlığa nasıl hizmet edeceğimizi konuşabiliriz.

O zamana kadar biz  Denise Muhammad ve eskrim sporunda dünyanın ilk onu arasında bulunan kızı Ibtihaj Hanımı örnek olarak işimize bakalım. Çünkü dünya, her  geçen gün biraz daha içine kapanarak kendi toplumu ile savaşan Türkiye’deki muktedirlerden ibaret değil.

01.08.2016 20:05