TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

İnsanlar artık sosyal demokrat olarak doğmuyor

1980 yıllarda Ruhr havzasındaki her hangi bir taş kömür ocağında işe başlayan 16 yaşındaki bir genç farkında olmadan  maden sendikasına üye yapılırdı. Bu üyeliğin doğal neticesi olarak da 18 yaşına girip oy hakkı elde edince Alman Sosyal Demokrat Partisi SPD’ye oy verirdi.

Almanya’nın en yaşlı partisi SPD her ne kadar 1959 yılında eski Başkent Bonn’un bir semti olan  Bad Godesberg’te kabul ettiği yeni parti programı ile ‘sosyalist sınıf partisinden’ kitle partisine dönüşme sürecine girdi ise de temelde işçi sınıfına dayalı bir parti kaldı ve doğal müttefikleri kurulduğu günden beri sendikalar oldu.

Her partinin hedefi iktidar olmaktır. Halen en çok üyeye sahip olan SPD sınıf partisi olmaktan vazgeçince efsane liderleri Willy Brandt öncülüğünde iktidara yürüdü ve 1966 ila 1981 arasında altın çağını yaşadı. Dış politikada ‘doğu siyaseti’ ile iki Almanya’nın birleşmesinin temelini atan Brandt’in partisi iç siyasette ‘daha fazla demokrasi’ politikası ile İkinci Dünya Savaşı mağlubiyetinin oluşturduğu psikolojinin aşılmasına önemli katkıda bulundu.

SPD’nin 1989 yılında başlattığı ikinci yeniden yapılanma süreci ne yazık ki ilki kadar başarılı olamadı. Berlin duvarı Almanyalı Türklerle beraber 1995 yılından bu güne kadar 371 binden fazla üye kaybeden SPD’nin üzerine yıkıldı adeta. Toplum değişti ve artık ortada güçlü bir işçi sınıfı da kalmadı. Bu durum partinin yeni arayışlara yönelmesine sebep oldu.

Tekrar iktidara gelmek için merkeze açılma politikası takip eden SPD 1998 yılında Gerhard Schröder liderliğinde bunu başardı. 2005 yılına kadar devam eden bu ikinci iktidar dönemi SPD’nin bu gün içinde bulunduğu krizin belki de asıl sebebini oluşturuyor.  ‘Önce ülkem, sonra partim’ prensibi doğrultusunda kendi geleneksel tabanına rağmen neo-liberal politikalar takip eden Schröder’in SPD’si Ajanda 2010’la sosyal haklarda kısıtlamalara gitti ve istihdam piyasasını işçilerin aleyhine yeniden yapılandırdı. Bunu sadece sadık seçmen değil, doğal müttefiki olan sendikalar da ‘davaya ihanet’ olarak yorumladı. İşte tam burada köklü siyasi hareketler için bile idam fermanı anlamına gelen bir sorunla karşı karşıya SPD:  İnandırıcılık!

SPD bir taraftan geleneksel seçmen tabanını tutarak diğer taraftan yeni kesimlere açılmakta başarılı olamadı.

Türk iş göçü Alman alt sınıfına gerçekleştiğinden Almanyalı Türkler uzun yıllar SPD’yi kendi hamileri olarak gördü. SPD bunun farkındaydı ve ‘Türklerin Partisi’ olma imajından faydalanmanın yolunu seçti. Bunun için her federal seçimden önce SPD’li başbakan ve milletvekili adayları Türk basın merkezlerini ziyaret etti. Berlin’deki görkemli parti merkezinde önemli Türk sivil toplum temsilcilerini ağırladı. Türkiye’nin AB üyeliğini yüksek sesle savunan parti olması da SPD’yi Türklerin nezdine ‘bizim’ parti konumuna pekiştirdi. Ancak partinin içinden bir Thillo Sarrazin çıkıp sağ popülist söylemlerle şöhret olunca ve sosyal demokratlar büyük koalisyonun küçük ortağı olarak iktidara geldiklerinde İslam ve göç politikalarını bu konulardaki sert tutumları ile bilinen Hıristiyan Demokratlara bırakınca Türklerle arasına soğukluk girdi.

Ruhr havzasında ve Almanya’nın diğer yerlerinde insanlar artık sosyal demokrat olarak doğmuyor. Essen Belediye Meclis üyesi  Guido Reil’in bundan birkaç gün önce 26 yıllık SPD parti üyeliğini  sonlandıracağını açıklaması bunun canlı örneği.

Partisinin işçi sınıfına yabancılaştığını ve mülteci politikasının gerçeklerden uzak olduğunu belirten Reil’in istifa gerekçesi hakkında Facebook sayfasından şunları yazıyor:  “SPD’yi 26 yıl sonra terk ediyorum. Bu partiyi ben hep kendi ailem ve kimliğimin bir parçası olarak gördüm. Ancak konu hakkında uzun düşüncelerden sonra vardığım nokta bu partinin temel politikalarda takip ettiği çizgi ile yaşayamayacağım oldu.”

SPD tekrar eski ihtişamlı günlerine dönebilir mi? Son yıllarda yaşanan kriz geçici mi yoksa kalıcı mı? Alman siyasetinin son 150 yılına damgasını vuran ve dünya sosyal demokrasi hareketinin önemli aktörü olan bir partinin git gide önemsizleştiğini mi izliyoruz?  Bu soruların cevabı SPD’nin 2017 federal seçimlerinde alacağı oy oranından çok inandırıcılığını tekrar kazanıp kazanmayacağına bağlı.  Çünkü sosyal adalet sorunu SPD’nin kurulduğu 1875 yılında olduğu kadar olmasa da günümüzde de önemini koruyor ve koruyacaktır. Alman siyasetinin güçlü bir sosyal demokrasiye ihtiyacı var.

13.05.2016 15:40