TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

İnsan kardeşleriniz sizden içten bir ‘Hoş Geldiniz’ bekliyor

31 Mayıs 1993 Pazartesi günü bir arkadaşımla beraber gece saat 12’de Gelsenkirchen’e 50 km mesafede bulunan Solingen şehrine yola çıktık. Bu benim şehre ilk gidişimdi.

İki gün önce – 29 Mayıs Cumartesi gününün gecesinde – Genç ailesi evlerinde her şeyden habersiz uyurken ırkçı saldırganların hedefi olmuş ve beş üyesini çıkan yangında kaybetmişti. Şehre özel güvenlik birlikleri el koymuş ve basında iç savaş havası estiriliyordu. Kulaktan kulağa yayılan haberlerden biri tüm Avrupa’dan Türklerin Solingen’e doğru yola çıktıkları haberiydi.

Arabanın deposunu doldurmak için durduğumuz bir benzin istasyonunda karşılaştığımız bir grup Türk gencin bir elinde bira şişesi diğerinde üç hilalli bayrak dalgalanıyor ve araba teybinde de mehter müziği çalıyordu. “Nereye gidiyorsunuz?” sorumuza nefret ve heyecan dolu bir ses tonuyla verdikleri cevap “Solingen’e” oldu.

Yüzbinler bekleniyordu (!). Bu haberlerin etkisi ve çevremizde yaptığınız gözlemler bize Solingen’e gitme kararı verdirmişti. Niyetimiz  muhtemel bir felakete engel olmaktı! 43 numaralı otobandan Solingen’e doğru ilerlerken ellerinde Türk bayrakları ile açık araba pencerelerinden intikam alacaklarını bağıran Türk gençlerini görünce endişemiz arttı.

Almanya gerçekten bir iç savaşa doğru mu sürükleniyordu?

Şehrin ana caddesinde merkeze girişi kapatan çok sayıda zırhlı polis aracı vardı ve dükkanların kepenkleri inmişti. Sanki olağanüstü hal ilan edilmişti. Genç ailesinin evine vardığımızda gece saat iki olmuştu. Çatısı yanmış binanın önünde sayıları 100’ü geçmeyen bir gruba biz de eklendik. Konuşan yoktu. Gecenin karanlığını ve sessizliğini grubun etrafında toplandığı ateşten yükselen alevler ve  yanan odunların çıkardığı sesler bozuyordu.

Solingen’de yaşanan felaketten sonra Türkler derneklerde ve evlerde tedbir almaya başladı. Kimi evinde muhtemel bir ırkçı saldırı sonrasında evin penceresinden kendini aşağı salmak için kalın halatlar, kimi de kendini savunmak için güvenlik tedbirleri alıyordu.

Yaşadığım şehirde sosyal işlerden sorumlu SPD’li bir üst düzey yöneticiye 50 km yakın bir şehirde yaşanan ırkçı saldırılardan dolayı hangi tedbirleri almayı planladıkları sorulduğunda verdiği cevabı sanki bugün söylenmiş gibi hatırlıyorum: “Olay bizim şehirde yaşanmadı ki. Neden tedbir düşünelim?”

Tarihe ‘Solingen Yangını’ olarak geçen olaydan sonra Türkiye izinlerinde  eş ve dostun “Almanlar sizi neden yakıyor?” sorusuna cevap vermekte zorlanıyorduk.

Hafta sonu Dresden yakınlarındaki Heidenau kasabasında Almanya’nın bu karanlık yüzü bir kere daha sırıttı. Aralarında halkın mülteci istemeyen kesiminin de bulunduğu ırkçı gruplar  yürüyüş düzenledi. Daha sonra alkollü ırkçı grup polisle çatışmaya girdi. Çıkan olaylarda yaralanalar ve tutuklananlar oldu. Haberleri izlerken bir çoklarımızda olduğu gibi bende de tam 22 yıl önceye ait acı olaylarla ilgili hatıralar canlandı. Irkçılar yine hukuk devletine meydan okuyor ve demokratik değerleri ayaklar altına alıyordu. Caddelerde iç savaş manzaraları, polisin acizliği, siyasetçilerin hamaset kokan açıklamaları ve geniş kitlelerin sessizliği.

O günlerde zihinlere bir ok gibi saplanan ve halen tatmin edici cevap bulamayan, ‘Alman devleti bu saldırıları neden önlemedi? Emniyetin ve istihbaratın sağ gözü kör mü? Yaşananların arkasında adı konmamış bir devlet politikası mı var ?’ gibi sorular genelde sosyal barışı özelde de Türk-Alman ilişkisini zehirledi.

Afrika, Suriye ve Afganistan başta olmak üzere Almanya’ya yıl sonuna kadar 800 bin mültecinin gelmesi bekleniyor. Almanya aynı hatayı tekrarlayarak gelecek nesillere yüz kızartıcı bir miras bırakmamalı. Sebebi ne olursa olsun; hepimiz binlercesi için ölümle neticelenen  zor bir ‘umuda yolculuktan’ sonra Almanya’ya kadar gelen mültecilere karşı şiddete ve ırkçılığa hayır demeliyiz! Mülteciler lehine yürütülen sayısız yardım projesi var. Bunları desteklemeli ve içinde yer almalıyız. Artı Türk sivil toplum kuruluşları özgün proje geliştirmeli, okul ve camii açmak için yaptıkları yardım kampanyaları gibi mülteciler için yardım ve dayanışma kampanyaları düzenlemelidirler.

Son 20 yılda çok şey değişti. Bugün Almanya’ya sığınan mültecilerin  gözünde 50 yıldır bu ülkede yaşayan Türkler artık  Almanyalıdır. Dolayısı ile soruna ‘Almanların sorunu’ olarak bakamayız.

Dün ‘Almanlar sizi neden yakıyor?’ sorusunun muhatabı idik. Bugün ise 80 milyonla birlikte ‘Hayatlarını kurtarmak için yollara dökülen, birçoğu denizde boğularak ölen, Almanya’ya  geldiklerinde sıcak ve içten bir ‘Hoş Geldiniz’ bekleyen bu insan kardeşlerinize neden sahip çıkmadınız?’ sorularının muhatabıyız.

23.08.2015 16:36