TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Hangi cemaattensin?

Frankfurt yakınlarında ilk defa uğradığım DİTİB’e bağlı bir camide, caminin müdavimlerinden olduğunu tahmin ettiğim cemaatten biri ile selamlaştıktan sonra inşa ettikleri güzel eserden dolayı tebrik ettim. Bu şekilde konuşmaya başladığımız yaşı altmışın üzerinde olan Hacı Amca ile kısa bir sohbetimiz oldu. Biraz Berlin ve Almanya’nın diğer şehirlerinde inşa edilen camiler üzerine konuştuk.

Gerçekten de Almanya’da son 10 yılda güzel camiler inşa edildi. Benim en çok hoşuma gideni Berlin Şehitlik Camii. Hem dış hem iç mimarisi ile bu mabet bana göre Avrupa’nın en güzel mabedi. Etrafındaki tarihi mezarlığın bulunduğu avluya önünden geçen işlek caddeden girince insan kendisini ayrı bir atmosferin kuşattığını hissediyor.

Cami sadece Müslümanlara açık değil. Her ay binlerce Alman tarafından ziyaret edilen camide rehberler eşliğinde hem caminin tarihi ve mimarisi hem de İslam hakkında bilgi veriliyor. Tarihi Osmanlıya kadar uzanan bu mekan Alman ve Türk yetkililerin resmi programlarında da yer alıyor.  Bu manevi atmosferde her cuma namazından sonra birkaç cenaze namazının aynı anda kılınması ise insana bu alemin ötesinde başka bir alemin varlığını hatırlatıyor. Berlin’i ziyaret edenlere tavsiyem Şehitlik Cami’ni görmeden başkentten ayrılmayın. Hacı Amca ile bu minval üzere sohbet ederken birden alakası olmadığı halde şu soruyu yöneltti, ‘Hangi cemaattensin?”. Aniden karşılaştığım bu soruya nasıl cevap vereceğimi şaşırdım. Hiç beklemediğim bir durumla karşı karşıya bulunuyordum. İlk defa karşılaştığım biri ‘özel alanım’ olarak gördüğüm bir konuda soru sormuştu. Ne cevap versem acaba diye tereddütle beraber, peşinden neyin geleceğini kestiremediğim bir ‘cemaat’ tartışmasına girmek de istemiyordum. Vakit akşam namazı vakti idi, yorucu bir günü geride bırakmıştım ve namaz kılıp yoluma devam etmek istiyordum. Biraz zaman kazanma niyeti ile konuyu tekrar Almanya’daki camilere getirmeye çalıştım. Ancak nafile. Hacı Amca cemaat konusunda tatmin edici bir cevap almadan bana rahat vermeyecekti. Zaman Gazetesi’nde çalıştığımı söyleyince rahatladı. “Ben zaten yüzde 50 tahmin etmiştim” dedi ve ekledi: “Biz burada Türkiye gündeminden dolayı Zaman aboneliğini durdurduk.”  Nasıl cevap verseydim? ‘Hayırlısı’ dedim ve Hacı Amca ile sohbete – etliye sütlüye dokunmadan – biraz daha devam ettikten sonra  namaz kılarak camiden ayrıldım.

Türkiye gündeminin Almanya’nın herhangi bir DİTİB camisine yansımasının bu sadece bir örneği. Genel manada ‘cami cemaati’ ifadesi altında topladığımız muhafazakâr/dindar kesim belki de Erdoğan/AK Parti iktidarının Hizmet Hareketi’ne karşı yürüttüğü propagandanın en çok etkisi altında kalan kesimi oluşturuyor. Toplumun bu kesimi devletin tüm imkanlarını kullanarak ve ‘dindar’ iktidar adına yapılan propagandayı – sorgulamak bir yana – doğru kabul ediyor ve yıllardır tanıdıkları Hizmet Gönüllülerine karşı tavır alıyorlar.

Türk toplumu AKP öncesinde Alevi-Sünni, Türk-Kürt, laik-dindar ekseninde halen aşılamamış bir güvensizlik ve ayrışma yaşıyordu. Buna şimdi bir de Sünni çoğunluğu oluşturan kesimin içine ekilen siyasi çıkar fitnesi ve güvensizlik tohumu eklendi. Burada hizmet anlayışından kaynaklanan meşrep farklılığından söz etmiyorum. Karşılıklı güvenin olmadığı ortamda ortak değerlerin birleştirici gücünden faydalanmak bir tarafa, farklılıklar çatışma ve gerilim konusuna dönüşüyor. Erdoğan ve AKP’nin kanun tanımaz tavrının Türk siyaset sistemi üzerinde olumsuz etkisi çok büyük. Partinin egemenliğine giren devlete ve devletin anayasal kurumlarına güven kalmadı. Gerilim ve çatışmayı körükleyerek gücünü arttıracağını düşünen AKP daha büyük tahribata zaten yaralı olan sosyal dokuda sebep oldu. Türkiye’nin Alevi-Sünni, Türk-Kürt, laik-dindar kırılma hattına bir kırılgan hat daha eklendi: Bu da Sünni çoğunluğu oluşturan farklı gruplar arasındaki güven bunalımıdır.

Hangi parti olursa olsun; siyasetin görevi bir taraftan toplumu oluşturan gruplar ile devlet arasında, diğer taraftan da toplumu oluşturan farklı kesimler arasında köprü olmak ve güven tesis ederek sosyal dokuyu güçlendirmektir. Erdoğan ve AKP topluma korku pompalayarak bunun aksini yapıyor ve birlikte yaşama umudunu yıkıyor.

7 Haziran 2015 seçimlerinde sadece siyasi partilerin iktidar programlarının değil, aynı zamanda güven ve emniyet ile korku ve güvensizliğin oylaması da yapılacak. AKP’nin Erdoğan’ın hedef gösterdiği 400 milletvekili elde etmesinin siyasi anlamı Türkiye’nin, lüks ve şatafatlı yaşamın merkezi olan Ak Saray’dan yönetilen, bir korku imparatorluğuna dönüşmesidir.

12.04.2015 21:30