TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Gurbetin Oyları (1): Sandığa saygı, cevabını arayan sorular ve rejimin dindar muhafızları

Seçimler bitti. Son güne kadar taraflar sözünü söyledi ve tüm tarafları dinleyen seçmen dün mührünü vurdu. Siz bu yazıyı okurken sandık neticeleri üç aşağı beş yukarı açıklanmış olacak. Kazananlar zaferlerini kutlayacak, kaybedenler aslında kaybetmediklerini, seçmenin kendilerini doğru anlamadığını belirterek yoluna devam edecek.

Vatandaşa gelince: ‘Nasılsanız öyle yönetilirsiniz’ fehvasınca Türkiye ve Türkler ne tür bir yönetim şeklini hak ediyorlarsa kendi elleri ile seçmiş oldular. Hiç bir seçmen ‘ben bilmiyordum, bilseydim şuna oy verirdim, şuna vermezdim’ şeklinde kendini savunamaz. Dört yılda bir defa asıl olarak siyasetçilere vekalet veren seçmen bahaneler arakasına sığınamaz, sığınmamalı.

Demokratik kültürün ve olgunluğun gereği sandıktan çıkana saygı duymaktır. Seçim neticeler Türkiye ve Türkler için hayırlı olsun.  Seçmenin vekalet vererek geçici olarak meclise gönderdiği vekilleri de Allah haktan ve adaletten ayırmasın. Şimdi sıra seçim neticelerini ve seçim sürecinde yaşananları değerlendirmeye geldi.

Almanya’da seçime katılım oranı neden düşük?

İlk defa yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları genel seçimler için yaşadıkları ülkede oy kullandılar. Almanya’da katılım oranı yüzde 34,3 olarak gerçekleşti. ABD’de bu oran yüzde 19,6’da kaldı. Geride bıraktığımız seçimlerde Türkiye’de katılım oranının yüzde 80’i geçtiği dikkate alınırsa Almanya’da sandığa gidenlerin oranı hayli düşük. Halbuki yıllardır Almanya’da yaşayan Türkler ‘bize oy hakkı verin, bu temel demokratik hakkı bizden esirgemeyin’ diye Ankara’ya çağrıda bulundu. Şimdi bu hak var, ama bu haktan yararlananlar o kadar da fazla değil. Neden?

Alman seçimlerinden çok Türk seçimlere ilgi olmasının sorumlusu kim? 

Buna rağmen Türkiye’deki seçimler Almanya’daki Türkler arasında her hangi bir Alman seçimlerinden daha fazla heyecan uyandırdı. Siyasi parti liderleri ve aslında seçimlere katılıp belli bir parti için oy istemesi anayasal suç olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sadece Türkiye’de değil, Almanya’da da salonları tıklım tıklım doldurdular. Türk partiler Almanya’da seçim büroları açtı. Benim dikkatimi çekeni Saadet Partisi’nin Berlin Kreuzberg’deki bürosu oldu. Alman partileri Türklere hangi partiye oy verecekleri konusunda çağrıda bulundu. Yeşiller ve Sol Parti açıkça HDP’ye destek çıktı, SPD ise CHP’ye. AKP ve merkezin sağında yer alan diğer partilere Alman siyasetinden yakınlık gösteren olmadı.

HDP Berlin’de tüm seçmenlere mektup gönderdi, AKP telefon üzerinden mesaj. Mesajı alanlardan biri de henüz seçmen yaşında olmayan oğlum oldu. Halbuki Almanyalı Türklerin gündelik hayatta karşılaştıkları sorunların çözüm adresi Ankara değil Berlin. Demokratik yapısı Türkiye’den çok daha sağlam olan Almanya Türklerin Alman siyasetine ilgisini neden çekemiyor?  Neden Alman vatandaşı olmayanlara belli şartlar kapsamında en azından mahalli seçimlerde oy hakkı verilmiyor? Almanya’da demokrasi kültürünü elde etmenin temel adımı olan oy kullanma tecrübesi yaşamadan yetişen bir nesil varsa – ki var – bunun sorumlusu Berlin.

Ne olacak şu Diyanet’in hali veya rejimin dindar muhafızları

Bu seçimlerin ortaya çıkardığı soru(n)lardan biri de Diyanet’le (DİTİB) ilgili. 17/25 Aralık yolsuzluk olaylarının kamuoyun yansımasından sonra yaşanan süreç şunu gösterdi; Diyanet en az MİT ve Ordu kadar özünde antidemokratik olan rejimin muhafızlığını yapıyor. Dini değerler ve ‘devletin yüce menfaatleri’  karşı kaşıya gelince Diyanet’in tercihi dini değerler değil, devletin yüce menfaatleri oluyor. Devletin yüce menfaatlerinin ne olduğuna ise dönemin muktedirleri karar veriyor. Bu dün Ordu, bugün AKP, yarın başka biri olabilir. Diyanet bugünkü kurumsal yapısı ile gücün hizmetinde bir kurum, dinin değil. Rejimin dindar muhafızları arasında bir de Siyasal İslamcıları saymak gerekiyor. Diyanetten farklı olarak onlar muhalefette iken rejim karşıtı, iktidara gelince rejim muhafızı kesiliyorlar.

Devamı bir dahaki yazıda 

07.06.2015 20:30