TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Erdoğan’ın ardından

Erdoğan dün Almanya’daydı. Türk cumhurbaşkanının Türkiye dışında en çok ilgi duyduğu ve gündem olduğu ülke şüphesiz Almanya. Almanyalı Türkler Erdoğan’ı bir dönem çok sevmişti.

Erdoğan hiç bir Alman veya Almanyalı Türk siyasetçinin başaramadığını başarmış ‘gurbetçilerin’ güvenini kazanmıştı. Çünkü demokrasiden, hak ve hukukun üstünlüğünden, asimilasyonun insanlık suçu olduğundan, Almanya’da Türk okulları açacağından söz ediyordu. Yurtdışı Türklere oy hakkı AKP iktidarı döneminde verildi.

Bugün ise Almanyalı Türkler kullandıkları oyun renginin Almanya’dan Ankara’ya giderken değişip değişmeyeceğinden endişe duyuyor. Erdoğan tüm ilkeleri yok sayarak demokrasiyi sandığa indirgeyen, sandığa da hile karıştıracak kadar kendisinden endişe duyulan bir siyasetçiye dönüştü.

Cumhurbaşkanı olarak ilk ziyaret

Bu gelişi Erdoğan’ın Almanya’ya cumhurbaşkanı olarak ilk gelişiydi. Önceki ziyaretleri Erdoğan gelmeden önce Alman basın ve siyasetin gündeminde ön sıralarda yerini alırdı. Ne söyleyeceği merak konusu olurdu. Ya gelişinden önce ya da dönüşünden sonra Erdoğan ve söyledikleri günlerce tartışılırdı Almanya’da. Şimdi sessiz sedası gelip gitti. Gelişini ve gidişini sanki kendisi bile gizli tutmak istedi. Karlsruhe’deki  programla ilgili basına akreditasyon uygulandı. Programın yapılacağı haberini kamuoyu elçilikler üzerinden değil, Erdoğan’ın Türkiye’de erişimini birçok kez engellediği Twitter üzerinden öğrendi.

Erdoğan iktidarının ilk yıllarında iç siyasette değerleri, dış politikada ise ülke çıkarlarını önde tutan bir siyasetçiydi. Mağdur ve mazlumdu. Demokrasi ve İslam’ın birbiri ile bağdaştığını savunan, hak ve özgürlükleri siyasetin temeli yapan biriydi Erdoğan. AB’ye üyelik konusunda Türkiye’yi en ileri noktaya taşıdı. Şimdi değerler gitti çıkarlar kaldı. Ülke çıkarları değil, kendi çıkarları… Bunun için demokrasiyi araç olarak  kullandı, mağdurluktan  çıktı gücün ve mülkün mahmuru oldu, mazlum iken masumların ahını alan bir zalime dönüştü.

Erdoğan’ın ürettiği totem: Paralel yapı

İlkel toplumlar kendi ürettikleri totemlere inanırlardı. Erdoğan kendi ürettiği çağdaş ‘paralel yapı’ totemine ne kadar inandı bilmem. Ama bu toteme sadece Türkiye’yi değil, tüm dünyayı inandırmak için seferber oldu. Almanya dahil dünyayı adım adım dolaştı. Dünya da Türk okulları olarak şöhret bulan barış adacıklarını kapattırmak için yabancı istihbarat teşkilatlarından yardım istedi. Sırf bunun için 2014’ün Şubat ayında Berlin’e geldi.

O güne kadar Ankara’da söyledikleri ve havuz medyasının birini bin yaparak haberleştirdikleri bana inandırıcı gelmemiş gibi Tempodrom’daki programa katıldım. Canlı dinlemek istiyordum. Aracısız. Gerçekten bir başbakan kendi ülkesinin en önemli sivil toplum hareketlerinden birini yurt dışında hedef haline getirecek ve fitne ateşini Türkiye sınırlarının dışına taşıyacak mıydı? Erdoğan Almanyalı Türk’e Hizmet Hareketini yuhalattığında salondaydım. Yetmedi Alman ZDF kanalına kendi insanını şikayet etti, bir Alman düşünce kuruluşunda iftiralarını tekrarladı.

Erdoğan kendi vatandaşını yabancı ülke yöneticilerine şikayet eden ilk başbakan ve cumhurbaşkanı olarak tarihe geçti. Türkçeye sürgün yılları yaşatan başbakan…  Bir dönem Avrupa başkentlerinde beklenen devlet adamı olan Erdoğan cumhurbaşkanı seçileli hiç bir Avrupa başkentinde ağırlanmadı. Alman Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’u  ‘Paralel’in Almanya İmamı’ ilan eden, 2014 Mayıs ayında  Köln’deki programında Angela Merkel’in yuhalanmasına sessiz kalan Erdoğan’ı bugün ne Merkel, ne de Gauck kabul edecek kadar değerli biri olarak görmüyor.

Bir siyasetçi başladığı noktadan neden bu kadar savrulur?

Ak Saray’da taht sürmek, İslam dünyasına lider olmak veya ölene kadar iktidarda kalmak için mi? Yeni bir hanedan kurmak, para içinde yüzmek, herkesi kendine kul köle yapmak için mi?

Hiçbir iktidar ebedi ve hiçbir saltanat kalıcı değildir. Tarihçiler ve siyaset bilimciler Erdoğan’ın yükseliş ve  çöküşü üzerinde çok kafa yoracak ve muhakkak farklı açıklamalar getireceklerdir. Ancak ‘Erdoğan’ı nasıl bilirdiniz?’ sorusuna şimdiden verilebilecek bir cevap varsa o da şudur: Erdoğan kendine ve ülkesine  yazık eden bir siyasetçidir. Her şeyi elde etme hırsıyla her şeyini kaybeden, gönüller yapma imkanı varken gönüller yıkan, kendi çıkarları uğruna dini değerleri, adaleti ve ülke çıkarlarını yok sayan, demokrasiyi köprü olarak kullanıp hakimiyetini pekiştirmek için ilkesizliği ilke edinen biri…

11.05.2015 20:30