TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Dünyada benzeri olmayan cesur bir proje

Berlin Bode Müze salonu. Programın konusu kaligrafi sanatı. Konuşmacı ve canlı kaligrafi gösterisi yapacak olan sanatçı Pakistan doğumlu, öğrencilik yıllarından beri Almanya’da yaşayan, Shahid Alam. Geleneksel İslam sanatının bu önemli dalı ile ilgili etkinlik çok daha kapsamlı, üç semavi din mensuplarının yıllardır üzerinde çalıştıkları ortak bir projenin önemli durağını oluşturuyor.

Semavi dinler ve sanat

Bu akşam ve önümüzdeki haftalarda düzenlenecek toplam üç etkinlikte cevabı aranan sorular şunlar olacak: Semavi dinlerin sanata bakışı ne? Tarih boyunca dinlerde sanat anlayışı nasıl değişti/gelişti? Üç semavi din mensupları olarak ortak bir evimiz olsa, mimarisi konusunda anlaştıktan sonra iç tasarımı nasıl olmalı?

Proje sahipleri olan Berlin Protestan Kilisesi’ne bağlı St. Petri-St.Marien Kilisesi, Yahudileri temsilen Berlin Yahudi Cemaati ve Abraham Geiger Koleji, Müslüman kurum olarak da Berlin Hizmet Hareketinden Kültürlerarası Diyalog Platformu (FİD) 2012 yılından beri üzerinde çalışmaya başladıkları bu proje ile ilgili soruların cevabını kapalı kapılar ardında aramıyorlar. Bode Müzesi’ndeki etkinlik örneğinde olduğu gibi herkese açık programlar düzenleyerek, ‘bedenden önce ruhu’ inşa ediyorlar.

Ortak projenin öngörülen maliyeti 43,5 Milyon Euro. Başladığı günden bugüne kadar 35 ülkeden 1213 kışı projenin gerçekleşmesi için bağışta bulunmuş. İçinde bir mescit, bir kilise ve bir havranın yer alacağı bu önemli barış projesinin dünyada bir benzeri yok. Adı ‘House of One – Bir Olanın Evi’ olan proje hakkında FID Yönetim Kurulu Başkanı Berrin İleri Hanım programın açılışında şu açıklamayı yaptı: “Bu cesur bir proje. Hem bir ibadet evi, hem de herkese açık bir eğitim merkezi olacak. Bir buluşma, karşılıklı etkileşim ve aynı zamanda bir sanat eseri. Şu anda belki maddi bir eser olarak karşımızda durmuyor, ancak maneviyatı farklı birçok çevreyi etkisi altına aldı bile.”

Kemalizm’in ikiz kardeşi: Erdoğanizm

Geride bıraktığımız hafta içinde Berlin’de kültürel ve dini çeşitliliğin ete kemiğe büründüğü, kamuoyuna ‘farklılığımız zenginliğimizdir’ mesajı verildiği bir etkinlik düzenlenirken, Ankara’dan kibirli bir ses yükseldi: “Ya devleti tanıyacaklar, ya da yok olacaklar”.

Türkiye’de son iki yılda yaşananlara isim arayanlar karşı karşıya olduğumuz olguyu, temelini siyasal İslam’ın oluşturduğu, ‘Erdoğanizm’ olarak tanımlıyorlar. Siyaset Bilimci Prof. Dr. İhsan Yılmaz Erdoğanizm’in Kemalizm’in ikiz kardeşi olduğunu belirterek aralarındaki benzerlik ve farklılık hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor: ‘Birindeki ideal toplum anlayışı İslamidir, dindarlık üzerinden kurgulanmıştır, diğeri ise sekülerdir. Ama metodolojik açıdan incelendiğinde devlete bakışları ve kendi ütopyalarında ona biçtikleri rol neredeyse aynıdır. Toplum devlet kontrolündedir, sivil topluma iyi nazarla bakılmaz, devletin âlî menfaati her şeyin üzerindedir. İdeolojik ötekileri vardır. Kendini ötekiler üzerinden tanımlar.’

Dünle bugün arasında dikkat çeken benzerlik

Erdoğan kafasındaki siyasi projeyi adım adım gerçekleştirirken önünde engel olarak gördüğü, ‘biat’ etmeyen, aktörleri yok etmek istiyor. Bunun için ise yalan başta olmak üzere her vasıtayı meşru görüyor. Nasıl devlet gücünü elinde tutan zalimler 1930’lu ve 40’lı yıllarda Kemalizm’in mutlak egemenliğini oturtmak için Bediüzzaman Hazretleri ve talebelerini ötekileştirip yok etmeye çalıştı ise, bu gün de  ‘Kemalist İslamcılar’ Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketini yok etmeye çalışıyor. Aradan geçen zaman dilimi hiçbir şey değiştirmemiş sanki. Bundan dolayı ömrünün yaklaşık 30 yılı memleket zindanlarında ve sürgünlerde geçen Bediüzzaman Hazretleri’nin o gün zulme karşı kararlı ve hikmetli duruşu bugün halen geçerliliğini koruyor: “Benimle beraber çok talebelerim de türlü türlü musibetlere, eza ve cefalara maruz kaldılar, ağır imtihanlar geçirdiler. Benim gibi onların da bütün haksızlıklara ve haksız hareket edenlere karşı bütün haklarını helal etmelerini isterim. Çünkü onlar bilmeyerek kader-i ilahinin sırlarına, derin tecellilerine akıl erdiremeyerek bizim davamıza, hakikat-ı imaniyenin inkişafına hizmet ettiler. Bizim vazifemiz onlar için yalnız hidayet temennisinden ibarettir. Bize eza ve cefa edenlere karşı hiç bir talebemin kalbinde zerre kadar intikam emeli beslememesini ve onlara mukabil Risale-i Nur’a sadakat ve sebatla çalışmalarını tavsiye ederim.” (Işık Yayınları 2003, İhlas Risalesi, Sayfa 87)

04.05.2015 09:30