TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Bütün bunlar yaşanırken sen neredeydin ve ne yaptın? 

Yazıya bir itirafla başlamak istiyorum. 17/25 Aralık 2013’ten sonra AKP iktidarı devletin tüm imkânlarını kullanarak Hizmet Hareketine karşı saldırıya geçtiğinde Türkiye’yi sıkıntılı bir sürecin beklediğini tahmin etmek zor değildi. Ben de saldırıların Hizmet Hareketi ile sınırlı kalmayacağını, bu bahane ile asıl hedefin meclis ve anayasayı işlevsiz hale getirerek ülkeyi birkaç yıl sürecek olan bir ara rejim dönemine sürüklemek olduğunu düşünenlerdendim.

Zaten bir yönüyle kriz rejimi olan Cumhuriyet Türkiye’sinin 90 yıllık tarihine bakınca neredeyse her 15 yılda bir sistem krizinin çıktığını ve dönemin muktedirlerinin toplumun belli bir kesimine karşı insan avı politikası güttüğünü görüyoruz. AKP’nin sebep olduğu krizi farklı ve daha tehlikeli kılan özelliklerinden biri yolsuzluk, yalan, iftira ve nefret suçunun revaçta olmasıdır. Bunun en son örneğini ‘Sümeyye Erdoğan suikastı’ yalanı bu yalan etrafında suçsuz insanların havuz medyası tarafından hedef gösterildiği iftiralar oluşturuyor.

Ama bu süreçte camilerin kapatılacağını, okullara ve hele de anaokullarına terör baskını yapılacağını, Recep Tayyip Erdoğan’ın önce başbakan sonra da cumhurbaşkanı sıfatı ile kendi vatandaşını yabancı ülke yöneticilerine şikâyet edeceğini ve dünyanın farklı ülkelerini ziyaret ederek ısrarla Türk okullarının kapatılmasını isteyeceğini tahmin edememiştim. Son aylarda bunları gazete sayfalarında okurken ve televizyon ekranlarında izlerken her söz anlamsız, her savunma geçersiz geliyor bana.

Sadece Türkiye’nin değil başka ülkelerin tarihinde de karanlık zaman dilimleri vardır. Akıl almaz zulümlerin işlendiği, devletin kendi halkına karşı hayal gücünü zorlayan operasyonlara imza attığı, bu zulüm karşısında geniş halk kitlelerin sustuğu, ‘fırsattan istifade’ mantığı ile hareket eden yandaş bir kesimin kraldan daha fazla kralcı davrandığı, sesini yükseltmenin, hak ve adalet talep etmenin tarihe not düşmekten başka bir anlam taşımadığı dönemler.

Bunlar geçici dönemler. Ekonomik çıkara ve iktidar hırsına, bencilliğe, kibre, kine ve adam kayırmacılığa indirgenen bir hayatın ne kadar anlamsız ve ürkütücü olduğunu gösteren dönemler. Normal dönemlerde değeri tam anlaşılmayan özgürlük, hukuk, adalet, eşitlik, affetme ve dayanışmanın ne kadar hayati değerler olduğunu anlamamızı sağlayan dönemler.

Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu ve tarihe mal olduktan sonra sosyal bilimcilerin ‘AKP’nin tek başına hem iktidar hem de muktedir olduğu yıllar’ başlığı altında ele alacağı bu dönemle ilgili birçok kitap yazılacak, belgesel çekilecek, belge yayınlanacak  ve gelecek nesiller olayları anlamak için dönemi yaşayanların hatıralarına müracaat edeceklerdir.

Bugün hangi safta yer alırsanız alın, hangi görüşte olursanız olun, kimi haklı bulursanız bulun; şimdiden kendinizi bu dönemi yaşamayan insanların şu sorularına cevap vermeye hazırlayabilirsiniz:

1)     Bu zulümler yaşanırken inançları gereği zulme engel olması gereken birçok Müslüman neden sustu?

2)     Dünyanın birçok ülkesine Türkiye’yi tanıtma aşkı ile giden gencecik yavrulara kendi devleti ve insanı neden düşman muamelesi yaptı?

3)     Yeni muktedirler açıkça dini değerleri, ahlaki ve hukuki ilkeleri çiğnediği halde nasıl gerçek niyetini gizli tutabildi ve bu kadar uzun zaman iktidarda kalabildi?

4)     Demokrasi, özgürlük ve eşitlik için yola çıkan; yolsuzluk, yasaklar ve yoksullukla mücadele etmek için destek isteyen ve bu destekle büyüyen bir parti nasıl gücünün zirvesinde bunların aksini savunur hale geldi ve buna rağmen seçmenin yüzde 40’ından fazlasının desteğini aldı?

5)     Bütün bunlar nasıl mümkün oldu? Asıl suçlular kim?

6)     Kendi akraba ve yakından tanıdıkları, vatana ihanetle suçlanırken insanlar neden sustu?

7)     Ve masumlar haksız yere cezaevine atılırken, anaokulları basılırken, muktedirler suçsuz insanlara terörist muamelesi yaparak devlet terörünü hatırlatan uygulamalara imza atarken sen neredeydin ve ne yaptın?

Bir de bahane bulmanın mümkün olmayacağı, tüm dünyevi gerekçelerin geçersiz kalacağı, gerçek niyetlerin ve kimliklerin ortaya çıkacağı Rabbimizin karşısında tek başımıza hesap vereceğimiz bir öte alem var.  Asıl ona hazırlıklı olmak gerekiyor.

10.08.2015 17:12